Çocuklaşmak Korkusu

Bunaltıcı sıcaklar. Beni bile terletiyor bu hava. Halbuki bugüne kadar hiç terlemezdim ben Ankara’da. Nereden geldi bu nem, terimin sebebi.

Yeni eve taşınma telaşına bir de işe girmek için yaptığım uğraşlar eklenince tüm hafta terler içinde geçti. Yorgunluğun had safhasında sürdü tüm yaşam, yatakta sereserpe biten. Ne birşey okuyabildim, ne de yazabildim. Tüm boşalma yolları tıkanmış, açılmayı bekliyor…

Hafta sonu gelse de doya doya dinlensem, boşalsam ve yine dolsam diye bekleyip durdum. Havuz sefası kendime getirebilirdi beni herhalde, ama şortumu bir türlü bulamadım yeni odamda. Eski evde kalmış olmalı.

Havuza giremeyeceğiz diye de okula gitmemezlik olmaz tabii ki. Üzerime çok rahat şeyler giydim, ayağıma da sandaletleri geçirdim. Doğru, okula.

7. caddenin ana girişindeki yunuslu havuzda beş çocuk havuza giriyor neşe içinde. Birbirlerini ıslatıyorlar; balıklama, çivileme dalıyorlar suya. Bazıları sadece donla giriyorlar; kendilerini ferahlatan, çocuklaştıran suya. Bunaltıcı havanın nimetinden onlar faydalanıyor. Zaten havuza gidemiyon bari buradakinden faydalan biraz çocuklaşarak. Korkuyor musun yoksa çocuklaşmaktan? Evet, korkuyorum. Her yetişkin çoğu zaman çocuk olma isteğini dile getirir durur ama bir türlü cesaret edemez buna. Gururu, sosyal statüsü bu maceraya, hayatının en büyük macerasına engel.

Onları o neşeli halleriyle dahi görmek insanı biraz rahatlatıyor, serinletiyor. İç geçirerek seyrediyor tüm araba kullananlar, biraz da gıpta ile. Çocuklaşmak korkusunu ve sevincini yaşıyorlar aynı anda. Akşama bilmem kaç kişi anlatacak tüm bu gördüklerini, heyecan içinde diskolarda, barlarda, evde yemek masasında, ya da yazacak boşaltmak için içini sararmış kağıtlara.

Ardıma baka baka, bir kez daha görebilmek umuduyla yürüdüm minibüs durağına.

ODTÜ’de buldum kendimi, amaçsız amaçsız gezerken; aradığım hiç kimse yok sohbet edecek. Evde oturmaktan tabii ki daha iyi bu, ama amaçsız dolaşmayı da hiç sevmem ki.

En sonunda bulabildim dostum Ahmet’i. Ankara’da kalan tek dostum artık o. Diğer hepsi çekip gitti buradan kurtulmanın verdiği hazla.

Oturup dertleştik, konuştuk, birlikte kitap okuduk, Dünya Kupası çeyrek final karşılaşmasını seyrettik. Arjantin’i tutuyorduk Hollanda karşısında. Çocuklar gibi seyrettik maçı; kâh oturup kâh ayağa kalkarak. Ve en sonunda çocuklar gibi üzüldük Arjantin için. İçimizden birşeyler koptu sanki.

Dışarı çıktığımızda hava iyice kararmıştı yağmur bulutlarından dolayı. Tüm Ankara grinin en koyu tonuyla kaplı, uzaklarda şimşekler çakıyor, sanki buraya hiç gelmeyecekmiş gibi.

Daha önce de böyle ani yağmurlara yakalandığım için hemen minibüse binip uzaklaştım oradan, kaçarcasına. Tüm Ankara’nın daha da ürkütücü bir halde olduğu gözüküyordu minibüsten, son sürat giderken. Yağmur damlaları bir bir düşmeye başladı camı yalayıp geçerek. Bir korku sardı beni, yine mi ıslanacaktım yoksa, ne yapsam taksi mi tutsam acaba…

“Müsait bir yerde inecek var!” adımımı TEK binasının önünde yere bastıran. Ağır ve aceleci bir toprak kokusu ilk dikkatimi çeken. İri iri yağmur damlaları Ebâbil kuşlarının attığı taşlar misali. Daha yirmi adım atmadan havuza girmiş gibi oldum doğrusu.

En iyisi daha önce cesaret edemediğim şu işi sonuna kadar yapayım dedim kendi kendime. Herkes bir dükkan ya da saçak altı bulmuş sığınmak için. Sadece ben dosdoğru yoluma devam ediyorum aceleci yağmur altında. Çocuklaşma korkusunu bu defalık yenerek.

Herkes tuhaf tuhaf bakıyor bana, bazıları gülüyor halime deli herhalde bu diyerek. Bilmiyorlar ki ben çocuk oldum şu yağmur altında.

Karşıdan karşıya geçmek gerek süpermarkete gidip alışveriş yapabilmek için. Caddeyi sular, seller götürüyor. Hiç çekinmeden sulara basa basa geçiyorsun karşıya. Tüm sular sandaletlere, ayaklarına, oradanda tüm benliğine ferahlık veriyor.

Süpermarketin kapısında da herkes birikmiş yağmurun dinmesini bekliyor. Daha çok beklerler. Ben içeri girince tüm gözler bana çevrildi hayretle. Bastığım her yer vıcık vıcık su içinde, her yerde benim ayak izlerim, dolanıp durdum. Fazla da uzun sürmedi alışveriş. Yine bendim dışarıda gezmeye cesaret eden. Herkes bir köşeye sinmiş, çocuk kralın geçişini seyrediyor sanki. İşte öyle haşmetliyim inan ki.

Yağmur bir hızlanıp bir yavaşlayarak beni eve kadar yolcu etti.

Eve girince halime güldüler; bunun benim için ne anlama geldiğini bilemeden. Öğüt bile verdiler: “Oğlum madem yanında çanta taşıyon, çantaya at bir yağmurluk bulunsun. Fazla ağırlık da yapmaz hani!”

Kombinin düğmesine basıp duşun altına girmek. Hayalin gerçek oluyor.

Sıcak suya değmesi yağmur suyuna batmış kendi vücudumun. Kuru yer kalmamış toplu iğne ucu kadar.

Bir ürperti, bir korku sanki tekrar çocuklaşamayacağım diye. Ağlamak gerek elinden elma şekeri alınmış çocuk gibi.

Boşalmak gerek.

05.07.98 (12:08:13)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s