Bir aşk hikayesi

(Alıntıdır. Kişisel arşivimde ayrı bir yeri olan bu hikayeyi tekrar okuyunca Özcan Yüksek’in Binbir Gece Masalları tefsirleri düştü aklıma. Onun için paylaşıyorum).

Bu öyküyü bir filmde dinlemiştim. Aklımda öyküden başka bir şey kalmadı. Bir de anlatanın kör olduğu.

Bir gün kral diyarın en güzel prenseslerini çağırdığı bir davet veri. Güzel olmasına kızların hepsi güzeldir ama kralın kızı prenses gibi de yoktur.

Kralın askerlerinden biri nöbet beklerken prenses önünden geçer. Bakış o bakış. Prensese hemen açık olur.

Basit bir askerin, kralın kızının yanında lafı mı olur? Ama her nasılsa, eninde sonunda prensesle tanışmayı başarır. Onsuz dayanamayacağını, beraber olamayacaklarsa ölmek istediğini söyler.

Prenses, askerin aşkının gücünden etkilenir. Ona şöyle der: “Eğer benim balkonumun önünde yüz gün ve yüz gece bekleyebilirsen

Ben de senin olacağıma söz veriyorum.”

Asker başlar beklemeye.

Bir gün, iki gün, yirmi gün geçer.

Prenses her akşam balkonundan, aşağıda bekleyen askere bakar. Ne zaman baksa asker hiç kımıldamadan dimdik durmaktadır.

Yağmurda, karda, rüzgarda hep orda bekler.

Kuşlar askerin kafasına pisliklerini yapar, arılar onu her bir yerinden sokar.

Asker yerinden kımıldamaz.

Günler geçer, asker bekler.

Doksan günün sonunda bembeyaz, taş kesilmiş gibi durmaktadır. Gözlerinden boşalmakta olan yaşları tutamaz. Uyuyacak takati kalmaz.

Ve bitmek tükenmek bilmeyen bu zaman boyunca Prenses de bekler.

Sonunda doksan dokuzuncu gece gelmiştir.

Asker arkasını dönmeden gider.

Hikayenin sonunu şaşkınlıkla dinleyene kör adam şöyle der,

“ve sakın bunun ne anlama geldiğini sorma çünkü ben de bilmiyorum. Sen anladıysan bana söyle.”

Alıntı: GÜNDÜZ VASSAF’ın Uçmakdere adlı köşesinde 30 Kasım 2003 tarihinde yayımlanmıştır.

Bir aşk hikayesi” üzerine 2 yorum

  1. Bin bir türlü zahmete katlandığında seni sevemeyecek yoktur. Bunca zahmete katlandığına göre senin de sevemeyeceğin yoktur. Her, sevgiliye duyulan aşk, kendi kendimize (egomuza) sevebileceğimizin, ve yeterince seversek de sevilebileceğimizin ispatı gibidir. Hâl böyle olunca, neden birisini sevesin ki? Hele neden o bunca eziyeti sana çektirecek kadar kendini seven birisi olsun ki?
    Sevmek bedelsiz yapılandır. Tanımadan, bir seferde, her şeye rağmen, karşılıksız.
    Bu aslında Aşık Veysel’in felsefesine uymayan ama işlerlik açısından paralellik gösteren bir arayıştır. A.V. hiç bir aşkı sevemez, çünkü aşklarda hayır yoktur, oysa asker hiç bir aşkı sevemez çünkü sevemeyeceği aşık yoktur.
    Nilüfer sana aşığım.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s