Çocukça Yaşanan Benim Seksenlerim!

Bugün biri yanıma gelse ve “Cuma akşam şu mekanda seksenler parti var, gidelim mi?” dese hemen cevabı yapıştırırım: Biz iki binlerde yaşamıyor muyuz? Ne işim olur seksenlerle.

Benim derdim nedir çözebilmiş değilim ama seksenleri sevememişimdir bir türlü. Çocukluk demektir benim için seksenler. Zaten Türkiye’ye tam seksende gelmişiz. Annemin ısrarlarıyla Almanya terk edilmiş ve tüm aile kesin dönüş yapmış. Hayatıma dair hatırladığım ilk karelerde kakam bittiğinde tuvaletten “mammiiii, mammiiiii” diye bağırdığım görüntüler var. Almanya’dan 2-3 yaşında ayrılmış olsam da içimdeki sistematiğin ve disiplinin oralardan geldiği söylenir.

Seksenlerin ilk dönemine dair beynimin çocukluk yılları arşivinde bir iki görüntü de siyasi olaylar ve onların bana yansımasına dair. Evimizin yakınlarında Marmara Üniversitesinin İktisat Fakültesi vardı ve bizim oralar hareketliydi. Evimiz dördüncü katta olsa da annemin beni dışardaki bir şeylerden korkarak mutfak masasının altına ittiğini ve çıkmamamı tembihlediğini hatırlıyorum. Bir de Sevgi Ablalara oturmaya gittiğimizde ipin ucunu kaçırıp geç saatlere kaldığımızı ve sokağa çıkma yasağına takıldığımızı: Gecenin bir vakti polislere yakalanmamak için arabaların arasına saklana saklana evimize gitmeye çalışırdık. Bir çocuk için travmatik görüntüler aslında.

Seksenlerde okula başladım, bir kardeşim oldu. Okul için ezber yapılması gereken derslerden nefret ettim hep. Neden ezberliyoruz bu tarihsel şeyleri deyip durdum. Bir de yaz aylarında gönderildiğim Kuran kursunun son dakikalarında verilen “bu süre yarına kadar ezberlenecek” ödevleri vardı ki “biz tatildeyiz, neden ezberliyorum” diye isyan ettiğimi ve ben artık gitmeyeceğim diye isyan bayrağını çektiğimi hatırlıyorum. Gitmeme kararını verdiğim o büyük gün her iki fil suresinin ödev verilmesine denk gelmiştir.

Seksenlerde yaşadığım bir başka büyük travmada şöyledir: Benim dışımda herkesin hem İstanbul’da hem de yazlığımız Avşa adasında bisikleti vardı. Bana ise düşersin diye ısrarla alınmazdı. Üzüntümü gören annem de saf değiştirmiş ve benim yanıma geçmişti. Güç dengelerindeki bu değişimden dolayı taviz verdiğini zannettiğimiz babam “ilkokulu bitir bisiklet alacağım” diyerek süreci biraz daha ötelemişti. Ama elbet o gün bir ara gelmişti. Karnem ve diplomamla evde beklediğim o cuma günü babam sokağın ucundan görününce bir heyecan kaplamıştı içimi. Sonra bisiklet yerine dandik bir elektrikli ızgara ve yanında da köfteler çıkarmıştı çantadan babam. Bir çocuğa bisiklet almayacaksanız onun yerine köfte yapmak için ızgara alınmalı. Unutmasın kimse. En azından seksenlerde böyleydi.

Kısacası futbolcuların sakallı, kadın sanatçıların taytlı olduğu, henüz detaylarına aklımızın ermediği siyasi olayların yaşandığı seksenler benim için çocukluğun okul yaşamının gölgesinde geçtiği; yarı inatçı, yarı asi yaşanan boşumsu yıllar oldu.

Ha, Yıldıray bir gün arar da “Doksanlar için de bir yazı yaz Bahtiyarcım” derse o zaman yazacaklarım pek tatlı ve tabi pek de güzel olabilir.

06Ocak2012

Bahtiyar Kurt

Yıldıray’ın arkadaşı

Blogosferin nadide parçası

Bahtiyar Kurt’un blogunu http://bahtiyarkurt.wordpress.com/ adresinden takip ediniz lütfen!

Çocukça Yaşanan Benim Seksenlerim!” üzerine 4 yorum

    • Teşekkürler Çağlarcım. O zaman sen yazını hazırla ve bana kısa süre içinde gönder lütfen.

      Yayınlama listesine alayım hemen. Fotoğraf da rica ediyorum. sevgiler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s