SEKSEN

Eylül 1980/Ocak 2012

Yıldıray “80’li yıllarınız” dediğinde hemen öne atılıp “ben, ben, ben!..” demiştim bir çocuk heyecanıyla. Sonra o öne atılışımın heyecanlı adımı seksenli yıllarımın başlangıcını düşününce geriye düştü.

Batı’da, küçük bir köyden şehre geçiş yapan bir kasaba idi çocukluğum. Şanslıydık, Batı’daydık. Şanslıydık, sanayileşme devrinin o fabrikalarından birinin kurulduğu kasabadaydık. Şanslıydık, fabrika toprağı işleyip sanata dönüştürüyordu ve bunu yapan mühendisler, işçiler vardı. Toprağı işleme sanatının beşbin yıllık tarihini yaşatan bir şehrin küçük bir kasabasındaydık. O zamanların, seksen öncesinin yani çoğu insanlarının böylesi bir kasabada göremeyeceği olanaklarla büyüdük. Yüzme havuzları, yılbaşı baloları, yazlığı kışlığı ayrı üç sinema salonu… Ülkede çoğu evde elektrik yokken bizimkilerde televizyon vardı. Önceki yazar arkadaşların yaşadığı her şey bizde seksen öncesindeydi. Seksenlere de kaldı hem de fazlası ile.

Yıldıray’ın çağrısına yanıt verecektim. Ama aklıma seksenlerle ilgili ne horoz şekeri geldi ne rahmetli bakkal Memet Amca, ne leblebi tozu, ne Kızılmaske, ne Red Kit, ne fotoromanlar… Aklıma yeşil Pinokyo bisikletimle Milliyet Çocuk Dergisi almaya gittiğim kasabanın tek gazetecisi Mehmet Abi de gelmedi, içeriden “oy gülüm oy” şarkısının yükseldiği Kitabevi de… Köşem Pastanesinde okul çıkışı toplaşmalarımız, kasabanın futbol takımına transfer olan yakışıklı futbolcular, okul futbol ve voleybol takımlarının İl galibiyetleri, halkoyunları çalışmalarında Zurnacı Ahmet Abinin karşısında yediğimiz limonlar ve yemeden kalmayan bir dolu nane gelmedi işte aklıma.

Aklıma ilk gelen 2000 yılında bir dizi öykücüğünü yazdığım Abilerim oldu. Yeşil parkalarına hayran olduğum Abiler…  Gırgır okuyucusu, üniversiteli abiler. Yollarını gözlediğim, gelseler de GırGırları okuyabilsem dediklerim. Gelseler de bir gülümseseler saçlarımı karıştırsalar, evimizin bahçe duvarına oturup da ayaklarımı sokağa salladığımda arkadaşlarımla neden evcilik oynamadığımı duvarın üzerinde oturup tek başıma ne yaptığımı sorsalar… Hiç desem. Ama ayakların sallanıyor, ayakların sallanıyorsa aklında bir şey var demektir, hiç dediğin aklında olandır deseler. Ben de içimden şarkı söylüyordum desem. Gülseler. Zeze’ye de gülüyor herkes desem… Gelseler de son okuduğum kitapları sorsalar. Ben de “Şeker Portakalı”nı bitirdim desem. Gelmediler… Çok bekledim…

(Fotoğraf: Ülkü İşsever)

Birinin gidişini gördüm bir gece, cemse seslerini duydum, birinin sokak ortasında vurulduğu haberini aldım, biri için “vuranların arasında o da varmış yapmaz o çocuk” dediler. Komşu kasabanın sayfiyesinde midye çıkardıkları günler bizleri yanan ateşin üzerindeki tenekeye uzak tutuşlarını, midyeleri çıtlatıp içinden inci çıkarmayı öğretişlerini, sokakta çok uzakta da olsalar yollarını değiştirip gelip “nasılsın” deyişlerini özledim.

Sonra içi hıncahınç öğretmenlerim, komşularım, tanıdıklar dolu kahveler geldi aklıma. Kitaplık raflarını boş gördüğüm komşu evleri geldi. Çocuk aklıma çocuk aklımla kaydettiğim görüntüler…

Sonra uzun upuzun bir sessizlik…

Bu yüzden yazamadım seksenlerimi. Ama yazsamdedim. Ortaokul ve Lise yıllarımdı seksenler. En güzel zaman mıdır bizim jenerasyon için seksenler? İlkokulun bittiği zamandır. 1979 Çocuk Yılı’nı kutlayışımızın ertesidir. Ergen olmamıza adım atıldığı zamandır seksenler. Yasaklarla büyüyen çocukların ergenliği. Bu büyük sessizlikte hormonlarımızın bile çıtı çıkamadı bu yüzden… Birdenbire büyüdük…

Ama yine de gülümseten bir öyküm var 1980 için. İlkokul bitti. Ortaokula başlayacağız. Biraz geç de olsa okulların açılışı siyah önlükten lacivert formaya geçişimiz geciktirilse de siyah önlükleri terk ettik. Öyküyü olduğu gibi yazsamuzun olacak. Terk ettiğimizin yerine forma konacak ya ille de jüpon olacak…

İlk sabah tutturmuşum ablama “abla baksana eteğimden içim görünüyor mu” diye. O liseyi bitirecek derdi mi artık jüpon. Bir de arkadaşları savrulup gitmiş… Yağıp esiyor bana sabah sabah. “Bir karış boyunla o çırpı bacaklarına kim bakacak senin, kızım. Zaten neden forma giydirirler? Neden ille de ince çorap? Anlamadım gitti. Renkli bir şey olsa altına rengarenk çoraplar giyseniz ne güzel olursunuz.”. “Ama sen de giyiyorsun abla!”. Babam koşup yetişiyor içeriden. İçimden bağırıyorum “Yaşa baba. Kahramanım benim”… 

Olayı anlayınca başlıyor gülmeye. Bozuluyorum. Gülmeyin kahramanınız sizin önem verdiğiniz bir şeye kahkahalarla gülse siz bozulmaz mısınız? Annem bir öğretmen edası ile ki öğretmendir zaten “Geç kalacaksınız hadi ilk günden. Ver şu senin jüponlardan da giysin” diyor. Sorunu çözüyor da sorun çözülmüyor. Lacivert formanın altından beyaz jüpon bir karış sarkıyor. Belden kıvırıp (yarısını katlamış oluyorum bu durumda) belimi sıkıca kemerimle tutturuyorum. Rahatım… Nereye kadar? Tabii ki Liselilerle Ortaokulluların ortaklaşa kullandığı kantinin kapısında ablamın günaydınlaştığı o güzel bakışlı çocuğu görünceye kadar… Yavaşça yaklaşıyorum ablama “Ablaa!.. Jüponum sarkıyor mu?”.  O gün tuvalette jüponu çıkarıp atıyorum. Attığım için yediğim azarı anlatmayacağım. Çocuk da o kadar güzel bakmasaydı…

Seksenler bizler için Ergen olmaktır… Ergen olmak yeniden doğmakmış. Bir psikologtan duymuştum.  Yenidoğan nasıl bilmezse yemeyi, içmeyi, tuvaletini yapmayı ve büyüklerden, çevresindekilerden, en yakınlarından öğrenirse ergen olmak da öyle öğreniliyormuş, en yakınlarındakilerden, gördüklerinden, okuduklarından…

Bu yüzden yetmişleri daha çok severim. Okumayı ve görmeyi öğrendiğimiz yılları. Görmeyi öğrenmeseydik, gördüklerimizi okuyamasaydık seksenlerde ergen olmayı da öğrenemezdik…

Ülkü İşsever

İletişim: ulkuissever(at)gmail(nokta)com

Ünol Büyükgönenç “oy gülüm oy”

 

İlk görseldeki fotoğraflar aşağıdaki internet sitelerinden alıntıdır:

Manşet: http://www.itusozluk.com/gorseller/12+eyl%FCl+1980+darbesi/35128

Postal: http://www.ozmena.com/fotografcilik/iste-o-an-710822-4.html

Cemse (GMC): http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?p=621518

SEKSEN” üzerine bir yorum

  1. Yengecim Tamamını Okudum ve bitince üzüldüm biliyor musun ? Hani bi romana başlayıpta bikaç sayfa okuyup hah benim romanım bu işte dersiniz ya resmen onu dedim valla ..
    Çok içine çeken ve içten bi yazı olmuş .Bence Harika 🙂
    Paylaşabilir miyim bunu acaba ? 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s