Su çiçeği adamı erkek yapar: Benim 90’larım.

Yaşım itibariyle 80’lerden pek bir şey anlamamıştım. Ama 90’lı yıllar gerek ergenlik yıllarımı gerekse üniversite yıllarımı kapsaması nedeniyle sanırım hayatımın en güzel 10’luk seti olarak kalacak.

Önce ergenlik.

Orta okul son sınıfa kadar tombiş, öne eğik yürüyen, yürürken kocaman adımlar atan, saçları yana taranmış kısacası berbat bir şeydim. Bir yandan dayım bana erkek gibi davranmanın sırlarını vermeye çalışırken teyzem de beni kızlar konusunda motive etmeye çalışıyordu. Ama öyle sözle olacak şey değildi. Bir şeylerin aniden değişmesi gerekliydi.

Orta sonda bizim sınıfta Kartal isimli bir abimiz vardı. Abi diyorum bizden 3-4 yaş büyüktü. Dünya tatlısı çılgın bir abi. İlk dönemin son günlerinde Kartal “pist, hoşlandığın kız mı yok mu bakiiiim” dedi. Ben de hatayla karışık yan sınıftaki kızı gösterdim. Adam bir anda kızın yanına gitti, konuştu, kızın yanaklar kızardı ve bana bakmaya başladı. Sonraki teneffüs beni sürükleyerek onun yanına götürdü.

Allahtan  dönemin son günüydü de “iki hafta sonra görüşürüz” diyerek kaçtım. Karneleri aldığımız günün ertesi sabahı yanaklarımda sivilcelerle uyandım. Yok yok, ergenlik değil, su çiçeği. İki hafta boyunca yattım. Sonra bir kalktım ki ne göreyim:

–         Zayıflamışım

–         Boyum uzamış

–         Surat satenlikten çıkmış, façalı maçalı, bol delikli bir şey olmuş.

Sonra teyzem geldi, başlarım saçlarına dedi ve hayatımın en önemli darbesini yaparak saçlarımı arkaya doğru taradı. Okula bir gittim ki kimse beni tanımaz. Karizma o biçim. İşte 90’lar böyle ciddi bir dönüşümle başladı. Su çiçeği ve erkekliğe ilk adım.

(Fotoğraf: Bahtiyar Kurt arşivi – ODTÜ Kuş Gözlem Topluluğu üyeleri)

Lise yılları bol bol flört, ilk kız arkadaşlar, platonik aşklarla geçti gitti. Yaz aylarında dayımın Beyazıt – Çarşıkapı’daki toptan terlik dükkanında dışarıdaki hayata dair stajlarımı yaptım. Enayi bebek tiplemesinden biraz olsun feleğin çemberine adımlarımı attım.

Ve hayatımın en güzel yılları 94 yılında çıka geldi. Teyzemin komşusu Nihal Abla (Boğaziçilidir kendisi) bana “Sen ODTÜ’ye gitmelisin” dedi. O dönemler hayatımdaki en etkileyici insan (hatun) olduğundan bu sözleri bir emir olarak aldım ve ODTÜ’yü kazandım.

Ben ODTÜ’de Bahtiyar oldum.

Anasının yanından bir kere ayrılmamış bir tip olarak ODTÜ ve Ankara’daki “aileden yalnız” hayatıma başladım. Ben ODTÜ’de Bahtiyar oldum. Hayatı sorgulamam, kendimi hırpalamam, ilk aşık olmam ve neler neler ODTÜ’de oldu. 

Evet, Ankara’ya çıka geldim. Bana bir adres verdiler, bir akrabamızın akrabasının orada büfesi varmış. Bana kalacak bir yer bulacakmış, ben de yurt çıkana kadar (ki kaç ayda çıkar bir fikrim yoktu) orada kalacaktım. Adres şöyle: Rüzgarlı Sokak, Ulus. Bulması zor olmadı. Adam bana baktı, benim saçlar küt şeklinde uzun. “Sen ne biçim Rizelisin lan!” dedi. Büfenin üzerindeki otelde kaldım. Gece karşıdaki tavernadan gelen seslerden uyuyamadım. Otelde sürekli kadın erkek bağrışmaları vb. Sabah olmadı bir türlü. Birileri odama dalacak diye ödüm patladı.

(Fotoğraf: Bahtiyar Kurt arşivi – Kuşçuluk hareketinin önemli gezilerinden biri olan Seyfe Gölü kuş gözlem gezisi yolculuğu)

Sabah oldu, sora sora ODTÜ’yü buldum. Yurtlar müdürlüğüne gittim. Puanımı öğrendim. İçerde kısa bir mülakat: “Nerede kalıyorsun canım” dedi kadın olan memur. Rüzgarlıda bir otelde. İki memur birbirine bakıp güldü. “Sen şimdi bir koşu git çantalarını al gel de yerleştirelim seni!” dediler.

Otele ne kadar hızlı gittiğimi hatırlamıyorum. O gün bu gün Rüzgarlı’dan nefret ederim. Ha etmesem gerçi ne olur o ayrı.

“ODTÜ’ye gelip bir topluluğa girmeyen ottur!”

ODTÜ’deki ilk günler. Bir açılış konuşmasında kendine has kültür müdürümüz sert bir konuşmasında şunu söylüyor: “ODTÜ’ye gelip bir topluluğa girmeyen ottur!” Benden çok okuldaki ilk kız arkadaşım bu tabirden etkilenmiş olacak ki hayatının topluluğunu arıyor. Oradan oraya kelebek gibi zıplıyor. Topluluklardan birine beni de sürüklüyor: Kuş Gözlem. Ve benim hayatım değişiyor.

Bilgisayar yazılımcısı olacağıma kuş gözlemcisi oluyorum. Tüm Türkiye’yi yıllar boyunca geziyorum. Kuşları o kadar çok biliyorum ki artık mesleğim belli. 90’ların sonuna doğru daha okurken Doğal Hayatı Koruma Derneği’nde yarı zamanlı çalışmaya başlıyorum. Ve 90’lar bitiyor.

(Fotoğraf: Bahtiyar Kurt arşivi – Kuş gözlemi)

Diyeceksiniz ki bu yazı hep seni anlatmış, 90’lara dair ipucu vermemiş. Evet öyle. Çünkü ben başka bir şey görmedim ki!

22Şubat2012

(Fotoğraf: Bahtiyar Kurt arşivi – Hatay Belen’de yırtıcı kuş göçü gözleminde çocuklarla muhabbet)

Bahtiyar Kurt’un “Dünyadan Sesler!” blogu: http://bahtiyarkurt.wordpress.com/

Bahtiyar Kurt’un blogunda yayınladığı ODTÜ yıllarını anlatan yazısı: http://bahtiyarkurt.wordpress.com/2010/10/10/odtu-neden-farklidir/

Su çiçeği adamı erkek yapar: Benim 90’larım.” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s