Birkaç hayalim var benim!

Kaç gündür kafamın içinde dönüyor bu yazı.

Sonunda oturup yazıyorum.

Birkaç hayalim var benim.

Onları paylaşmak istedim.

Bazıları çocukluk hayalim,

bazıları yakın zamandan…

*

Işınlanmak

Hemen hemen her bilimkurgu filminde seyrettik.

“Işınla beni Scotty!” dedik

çocukluk oyunlarımızda.

Hala gizemini koruyor.

Ölmeden önce görebilseydik,

olabiliyor mu diye!

*

 Yerçekimini yenmek

Yerçekimsiz bir ortamda

nasıl hareket edebiliriz

ve bunu uzaya gitmeden nasıl yapabiliriz?

diye düşlerdim.

Sonra bazı araçlarla, bunu yapma şansı doğdu

ama ben hala yapamadım!

*

 Zaman kavramı

Üniversite yıllarında

daha derinlemesine düşünmeye başladım:

Zaman nedir?

Okudum, tartıştım ama hala bir karara varamadım.

Varsa bilen anlatsın lütfen.

*

Tüm dünya ülkelerini gezmek

Uzayda gözüm yok

bana sadece dünya yeter

Dünyadaki tüm ülkeleri

sayıları değişiyor ama yaklaşık 200 tane diyelim

herbirini en az bir kere görmek isterim.

Bugüne kadar 30 civarında ülke gördüm.

Bu hayalimi gerçekleştirmek için her fırsatı değerlendirmeye çalışıyorum.

Ömrümüz yeterse belki hepsini görürüz.

*

Deneyim panayırı

Büyüdükçe anladım ki

en önemli şey yaşadıklarımız,

yani deneyimlerimiz

Keşke diyorum

“Bir deneyim panayırı” olsa da

insanlar deneyimlerini birbirlerine aktarabilse.

*

Bir kitabımın farklı dillerde baskılarını görmek

Bu son dönemler de düştü aklıma.

Yurtdışında kitapçıları gezdikçe

acaba şu an bir kitabımı burada raflarda

o ülkenin dilinde basılmış görsem

ne hissederdim diye düşünür oldum.

Belli mi olur, belki bir gün gerçek olur!

Bunlar benim hayallerim, ya sizin hayalleriniz?

22şubat2013

4 doğa okuluna katıldım ama hala tadına doyamadım!

(Fotoğraf: Posof arazisinden bir kare)

2 ay önce Mart ayında Hopa’daki buluşmayla başlamıştı dostlukları, 8-10 Türk arkadaş toplanıp Sarp sınır kapısından zorlu ve rötarlı bir geçişten sonra Batum’da bir otelde karşılaştılar. Yıllarca ayrılık tohumlarının meyvelerinden istemeyerek nasibini almış kardeşleri ile ilk kez iletişime geçmenin şaşkınlığın izleri vardı yüzlerinde. 5-6 günlük birliktelikleri ile anladılar ki bugüne kadar geç kalmışlar tanışmak için, teşekkürlerle şükranlarını sundular Doğa Derneği’ne…

(Fotoğraf: Sabah etkinliği)

Çünkü doğa koruma çalışmaları ve yaşadıkları dünyayı algılamaları için toplamıştı Doğa Derneği onları. Türkiye’nin değişik yerlerinden, Azerbaycan’dan, Ermenistan’dan ve Gürcistan’dan  kardeşleri ile yaşadıkları doğaya saygı için toplanmışlardı. O kadar ısınmışlardı ki birbirlerine bugüne kadar belki de hiç yapmadıklarını yaptılar, mutfağa girdiler, oyunlar oynadılar şakalaştılar kardeşleri ile. Ayrıldılar ama sancısını duyarak geç kalmışlığın acısıyla ve 3 hafta sonra Posof’a onlar davet ettiler kardeşlerini, 1 haftada orda yaşadılar ve yaşadıklarının farkına vardılar. Doğa Derneği mayıs ayında da İspir’de toplayacaktı onları ama sabırsızlanıyorlardı. Zaman geçmiyordu, buluşmayı bekliyorlardı, tekrar kardeşleri ile paylaşmak için hayatı.

(Fotoğraf: Dünyaya kendi penceremizden bakıyoruz)

25 Mayısta bir kaç arkadaş buluştular Erzurum’da, beraber geçtiler İspir’e, bekliyorlardı kalacakları yerde kardeşlerini sabırsızlıkla, biraz geçte olsa gelmişlerdi yorgun argın, yarı Gürcü yarı Türk Özer eşlik etmişti onlara. Türk kardeşlerini görünce yorgunlukları geçti bir anda, onlarda özlemişti dostlarını. Yemek yediler sohbetler gece yarısını buldu, uyuya kaldılar öylece…

(Fotoğraf: Güven ve liderlik)

Sabah erken kalkmaya çalıştı bir kaçı, kaldıkları yerin tadını çıkarmak için saldılar doğaya kendilerini. İspir’e yakın Çoruh’un hemen kıyısında ahşaptan yapılmış bungalov evlerin arkasında güzelim orman ağaçları arasında sessiz sakin bir yer seçmişti onlara Doğa Derneği.

Sabah ilk öğrenmeleri, birbirlerini ne kadar tanıdıklarına ait bir testle başladı ve hepsi başarılıydı çünkü dost olmuşlardı kısa zamanda, sırdaş olmuşlardı, yandaş olmuşlardı yaşadıkları farklı coğrafyalara rağmen…

Önceden Yıldıray hocaları ve Damla verdikleri ödevleri sorguladı. Çoğu yapmıştı, ama zaten hayatlarının bir parçası olmalıydı bu ödevler, bunun farkındaydılar. Hocalarını iyi algılıyorlardı. 5 gün boyunca yapacaklarını ve yaşayacakları programı öğrendiler, hayatlarına zaten yön vermeye başlamışlardı. Bakış açılarını göstermek için bir kağıt parçasındaki delikten baktılar dünyaya, aralarındaki iletişimi başkalarına yaymak için, belki de bundan sonraki bireysel düşüncelerini insanlığa anlatmak için İLETİŞİM dersi aldılar Damla’dan, birbirleri ile yoğun iletişerek.

“Bir avuç fındık iyi gelir; Yersen…”  diyerek Yeliz ikramda bulunur Giresun’dan, yerler iyi gelir umuduyla…

(Fotoğraf: Arazi çalışmasından bir kare)

Çoruh’un azgın sularında yetişmiş alabalık pişirilir bir yandan, öğlen yemeğine hazırlanır, bu yemekte dostluklar pekiştirilir.  Yıldıray sürdürülebilir kalkınma dersindeyken, tam da fikirler uçuşurken, gök gürlemesiyle elektrik kesilir, duraksarlar bir anda, tam da sürdürülebilir kalkınmadan bahsederken olacak şey midir? Ama hayat hep böyle değil midir? Tam da depara kalkacağımız anda engellerle karşılaşmaz mıyız? 5-10 dakika aradan sonra yılmadan devam ederler, hayatı ve hayatın sürdürülebilirliğini sağlamak adına. Elektrik kesintileri ara ara devam eder. Loş romantik ve yağmur sesleri ile inleyen salonda hepsi hafif yorgun, hafif solgun, öğrenmenin verdiği zevkin ağırlığını taşırlar, vazgeçmez hocaları “zaman nakittir” der, düşünür… Dersin sonuna doğru o toprak senin bu dağ benim demeden sınırları kaldırırlar ve 4 ayrı ülke insanı bir araya gelip, bu bölgelerimiz için neler yapabiliriz, nasıl bu doğa katliamına dur deriz…

(Fotoğraf: Dr. Özge Balkız izleme konusunda ders anlatıyor)

Kıskanır yağmur, ağaç, çiçek ve kuşlar, keşke bütün insanlık bu üç-beş kardeşten ders alsa demeye başlarlar. Ağaçlar onların ahengini alkışlar dans ederler, bülbüller öter,   akkuyruksallayan biraz daha sallar kuyruğunu  onların coşku dolu hallerine ve çevredeki canlılar “Dünyada insanlık ölmemiş” der,  lisanı halleriyle alkışlar onları…

(Fotoğraf: Arazi çalışmasında Abdullah Keskin manzaraya hayran kalırken)

Akşamın gelmesiyle acıkmışlardır. İspir’e inerler, sohbetle karışık yemeklerini yerler, kendi içlerinde yasaları bile vardır. Hatta cezaları bile, kendi aralarında konuştukları zaman tatlı, dondurma ısmarlarlar. Gürcistan’dan kardeşim Lexo tatlı cezasını öder yemekten sonra saat 2’lere kadar sürer sohbetleri, uyurlar uyanırlar, birkaçı sabah erken kalkar dağlara salar kendini, sabah sporu bahanedir, birlikte geçirilecek zamanı genişletmektir amaçları…

Ders başlar Türkiye’deki örnekleri anlatır hocaları Yıldıray, Damla canlandırmıştır sabah onları, Eray fotoğraf karelerini almıştır zamanı durdurmak için. Film seyretmeye başlarlar, farklı bir filmdir. Bir de bakarlar ki kendileri tek değildir, çalışan çabalayan insanlar vardır, doğa uğruna. Mutlu olurlar…

Kastamonu’da Küre Dağları’nı gezerler, Antalya’ya iner kaplumbağaları severler, İstanbul’da ekolojik tarım yaparlar, bir anda bedenlerinden sıyrılırlar, sanki ruhları doğa koruma yapanlarla beraberdir, onlarla sevinir, onlarla üzülürler… Tam da dalmışken, bulutların üzerinde süzülürken bir anda İspir’e özgü kuru fasulye kokusu gelir, he birazcıkta acıkmışlardır. Tekrar İspir’de olduklarını hatırlar ve yemeğe geçerler. Yemek arasında röportajlar yapılır. Doğa okulu öncesi ve sonrası değişimlerini anlatırlar.

(Fotoğraf: Bahtiyar Kurt (turuncu polarlı) stratejik planlama anlatıyor)

Bir de bakarlar gözleri görmüyor, birbirlerinin elini tutmuş, arka arkaya bir yola çıkmışlar, en öndekinin gözleri onların gözü kulağı olmuş. Birbirlerine güvenin son noktasını yaşıyorlar. Liderleri görüyor, duyuyor, onların yerine karar veriyordu, bu onları birbirlerine daha da bağladı.

Derken Akdeniz foku ile tanıştılar, hayran kaldılar, aşık oldular. Cem kardeşimin kulağı çınlasın neredeyse onun kadar duygusaldılar. Birden Foka doyamazken Bahar Bilgen ile karşılaştılar. İzmit Körfezi’nde alan savunma konusunda kavgalı süreci yaşadılar. Dalıp dalıp çıktılar İzmit Körfezi’nin sığ sularına, bazen balık kartal oldular, bazen engel çıkaran bir bürokrat. Ne güzel anlatır Baharcım iyi yaşasın ki yaşatsın.

(Fotoğraf: Bahar Bilgen İzmit Sulakalan koruma deneyimini anlatıyor)

Ertesi gün erken kalktılar, dağlara, yaylalara, bayırlara koşmak istiyorlardı. Kahvaltıyı sabırsızlıkla yaptılar. Koşa koşa arabalara ve sonra yola koyuldular. Sağa sola bakıştılar. Sulara, ağaçlara, yollara ve dağlara baktılar. Israrla arabayı durdurup, yürüyerek hissetmek istediler beraberce hayatı. Tam yürümeye başlamışken… Yükseklerde dağların tepesine doğru bir kaya kartalının bakışları dikkatimi çekti. Selamlıyordu bu dostluğu. Onları gördükten sonra daha bir ahenkle uçmaya başlamıştı. Saksağanlar yol göstermeye başlamıştı. Devam ettiler doğa kendini bir başka gösterdi onlara alkışlıyordu her canlı sanki onları. Akşama kadar sürecek miydi bu güzellik, daha nelerle karşılaşacaklarını bilmeden devam ettiler. Vücutları yorgun düştü arabalara isteksiz ama meraklı gözlerle bindiler, dinlenmek istiyorlardı ama dinlenmediler, dinlenmek istemediler.

(Fotoğraf: Arazi çalışmasından bir kare)

Bir kızıl akbaba gözkırptı, bir şahin ben de buradayım dedi. Alakarga yolu kesti, tekrar inmek istediler. Yürüdüler… Merhabalar yükseldi doğaya, ayrılamıyorlardı içlerinden. Su daha güzel çağlıyordu, kuşlar daha hoş ötüyordu, ağaçlar raks ediyorlardı. Bir köyde köylülerle oturup yerel yemeklerini yediler, sohbet ettiler, bir anda onlar gibi yaşamak istediler, şehirlerden uzak hayatla iç içe. Çaylarını sabırsızlıkla içtiler. Tekrar saldılar dağlara taşlara kendilerini, bulundukları yerin Sıra Konaklar olduğunu öğrendiler. Sıra sıra konaklara baka kaldılar.

Sonra Geçitağzı köyüne ulaştılar. Kaçkarlar gözlerini dinlendiriyor, gökkuzgun dansa davet ediyor, keten kuşu, tarla çintesi, kiraz kuşu, kızılsırtlı örümcek kuşu ve kara tavuk başlarını döndürmeye başlamıştı. Güneş batarken bu sefer üzgün veda ediyordu, batmak istemiyordu, dağların arasından süzülerek zorlanarak ayrılıyordu. Son ışıklarını daha canlı vermeye çalışıyordu. Mest olmuşlardı. Şehirler dışındaki yaşamın bu kadar hareketli olacağını bilememişlerdi. Dönüş yolunda kopmak istemiyorlardı doğadan, kaya kartalı veda duruşunda onlara el sallıyordu. Acıktıklarını bile unutmuşlardı. Günü konuştular. Gece yarılarına kadar yorgunluklarını hatırlamak istemiyorlardı. Uyudular gülümseyerek, hayata söz verdiler. Bundan sonra doğaya saygı duyacaklardı. İnsan olarak verdikleri zarara engel olacaklardı.

(Fotoğraf: Damla ve Abdullah kulaktan kulağa fiskos yapıyor)

Yine sabah erken uyandılar bülbül sesleri ile, Yıldıray doğayı koruma ve planlama konusunda aldıkları kararları nasıl uygulayacaklarını anlattı yol gösterdi. İzlemenin önemini Özge Balkız paylaştı onlarla, stratejik planlama yapmaları gerektiği hakkında Bahtiyar Kurt deneyimlerini aktardı. Dolup dolup taştılar, yağmur ziyaret etti tekrar selam getirdi Kaçkarlardan.

Akşam oldu, gece oldu, neredeyse sabah oldu, son gecelerini yaşıyorlardı. Gün ağarana kadar sohbet ettiler, şakalaştılar, yine bedenleri bitap ve harap düştü ama gülümsüyorlardı. Gülerek uyuyorlardı, yüzlerinde bedenlerinden sıyrılmış, dünyayı kapsamış ruhlarının izi vardı.

Haykırıyorlardı sanki evrene, dostluğu, hoşgörüyü, saygıyı, tahammülü, sabırı, çalışmayı, dinlemeyi…

(Fotoğraf: Abdullah, Yıldıray Lise’ye Urfa işi bir hediye veriyor)

26-30 Mayıs 2008

İspir / Erzurum

Abdullah KESKİN

İletişim: keskinab(at)yahoo.com

Editörün notu: Abdullah Keskin bu yazıyı gönderip başlık ve fotolarla yazıyı düzenleyip yayınla deyince ben de böyle bir başlık attım! Abdullah ilki hariç tüm doğa okullarına öğrenci ve denetmen olarak katılan ve hepsini yerinde gören bir dostumuz. Umarım bundan sonrakilere de katılma şansı olur.

Fotoğraflar: Damla Akyıldız

“Blog kurmak istiyorum. Tavsiyeleriniz nedir?” diye soranlar için öneriler

(Fotoğraf: “http://www.betterbloggingforbloggers.com/” sitesinden alınmıştır.)

 

Son dönemde birçok arkadaşımı blog kurmaları için teşvik ettim.

 

2010 yılının Mart ayı sonunda başlayan ve 2011 yılında “her güne bir yazı” sloganımla devam eden blog yolcuğumda elde ettiğim deneyimleri paylaşmak istedim.

 

Blogumla ilgili 2011 analizimi https://yildiraylise.wordpress.com/2012/01/01/blogumun-2011-yili/  adresinde okuyabilirsiniz.

 

“Herkesin söyleyecek bir sözü var!” diyorum 2011 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi şair Tomas Tranströmer’in şu dizesi üzerine: “Ne yazılabilen, ne de susulabilen çok şey var!”

 

Paylaşmak önemli.

 

Bunu nasıl yapacağınız size kalmış.

 

Benim önerim bir BLOG kurup seçtiklerinizi, düşüncelerinizi paylaşmanızdır.

 

Bir blog kuracaksanız veya mevcut bir blogunuzu iyileştirmek isterseniz benim önerilerim şunlardır.

 

1. Cesaretinizi toplayın!

 

Cesaretinizi toplayın ve bir blog kurun! Mutlaka anlatacağınız bir şeyler vardır!

 

2. Blogunuzu kurun!

 

Bu konuda belli başlı birçok site var. Hangisinin kullanımı size daha kolay geliyorsa onu tercih edin!

 

Ben “wordpress” kullanıyorum. “Blogger / blogspot” ve “blogcu” gibi siteleri de inceleyerek hemen bir isim adı alıp blogunuzu kurun! (Blog sağlayıcılar arasında karşılaştırmalar için şu linke bakabilirsiniz: http://www.teknobeyin.com/ucretsiz-blog-servislerinden-hangisi-daha-iyi.html )

 

Blog ismini belirlerken anlaşılır ve sizi anlatan bir isim olmasına dikkat edin!

 

Anonim veya kişisel grup kurmak tamamen sizin ne söylemek istediğinize bağlı! Bu konuya özen gösterin!

 

Haydi daha ne bekliyorsunuz hemen şimdi başlayın blogunuzu kurmaya!

 

3. Hedef kitlenizi belirleyin!

 

Hitap etmek istediğiniz grubu belirleyin! Kim için yazacaksınız bunu net olarak belirleyin!

 

Ona göre belirli araçlar ve yöntemler kullanırsınız!

 

4. Ana konu  

 

Eğer aklınıza belirli konular ve bir özle bir konu alanı geliyorsa onu mutlaka kullanın! Herkes her şeyi yazmıyor, paylaşmıyor. Spesifik konular daha çok ilgi çekebilir. Bazı konularda ise bugüne kadar blog üzerinde hiçbir şey yapılmamış olduğunu unutmayın! Onları bulursanız kısa sürede daha fazla ziyaret edilme şansınız olur.  

 

Eğer bir ana konu belirleyemiyorsanız o zaman 2 veya 3 konu başlığı belirleyerek onları blogunuzda “köşe” olarak yayınlayabilirsiniz. Bu köşeler blogunuzun göze batan, uygun bir yerinde dikkat çekici olabilir. Bu konu başlıklarında daha sık yazıp, eğer varsa o konuların tartışıldığı çeşitli platformlarda blog linklerini paylaşıp ziyaretçi sayınızı artırabilir ve tartışmalara katılma şansı bulabilirsiniz.  

 

5. Görsellik

 

Blogun görselliği önemli o yüzden ne tür bilgiler paylaşacağınızı düşünün! Kafanızda blog görüntüsünü resmeden ve ona en yakın blog temasını seçin! Başta para verip bir şey almanıza gerek yok bence. Eğer daha sonra bu işi profesyonel olarak yapmak isterseniz bütçenize göre bazı temalar ve eklentiler satın alabilirsiniz!

 

Bir yazıda fotoğraf, video veya podcast paylaşmak ziyaretçi sayısını artıyor. Eğer sizin üretiminiz değilse lütfen fotoğraf ve video referansını vermeyi unutmayın!

 

Yazınızın okunur olması için yöntemler geliştirin. Kısa cümleler kurun, satır / paragraf aralarında boşluklar bırakın, ara başlıklar açın!

 

Mutlaka “Hakkımda” sayfanız olsun. Burada fotoğrafınızla birlikte kendinizi insanların sizi anlamasının istediğiniz şekilde tanıtın!

 

6. Özgünlük

 

Özgün üretim yapın. Esinlenin ama kopya çekmeyin! Bu sizi diğerlerinden farklı kılacaktır!

 

7. Yazım dili

 

Herkesin bir yazma tarzı vardır ama basit ve anlaşılır bir dil oluşturun! Anlaşılmanız kolay olur!

 

8. Süreklilik

 

Bence en önemli konu bu. Sürekli üretin ve yayınlayın! Uzun aralar vermek iyi değil. Blogunuzda belli aralıklarla paylaşım olsun! Her gün, her hafta, her ay… Sıklık size bağlı. Sürekliliği sağlarsanız bir takipçi listeniz oluşabilir!  

 

Mümkünse ne bir yazı takvimi oluşturun ve ona göre yazılarınızı önceden hazır edin!

 

Bazı blog sitelerinde yer alan “zamanlama” imkanını mutlaka kullanın! Yazıları hazırda tutun ve zamanlama komutuyla siz bilgisayar başınsa olmadan yayınlayın!

 

Akıllı telefonlardan yazı ve resim yükleme şansınız olduğunu unutmayınız!

 

9. İletişim

 

Blogu olan diğer arkadaşlarınızla iletişime geçerek kendi iletişim ağınızı oluşturun! Birbirlerinize yönlendirmeler yapın!

 

“Blogroll / öneriler” kısmını kullanarak diğer blog dostlarınıza erişim imkanı verin!

 

Okuyucularınızı blogunuza üye olmaları için teşvik edin. Arada üyelerle iletişim kurun!

 

10. Bağlantılar

 

“www.ABC.net” ve “www.ABC.com” adreslerinin kullanım haklarını alıp blogunuza yönlendirebilirsiniz. Ben öyle yaptım. “www.yildiraylise.net” ve “www.yildiraylise.com” adreslerim direk olarak bloguma yönlendirilmiş durumda. Ya da bu sayfalardan yayın yapabilirsiniz. Ben dahasamimi göründüğü için direk blog sayfamı kullanıyorum.

 

Facebook ve twitter ve diğer sosyal medya kanallarıyla blogunuzun bağlantısını kurunuz! Yeni yazınızdan insanları haberdar etmek için en iyi yöntem bu hala!

 

Bazı yazılarınızda diğer bloglara veya internet sitelerine linkler verin!

 

Diğer yazılarınıza referans vermek için Ping (site içinde yazılarınızın linklerini verin) kullanın.

 

11. Tanıtım

 

Eski paylaşımlarınızı kişisel facebook ve twitter hesaplarınız üzerinden hatırlatmak faydalı olur. Bunlardan yeni haberdar olanlar blogunuzu ziyaret edeceklerdir.

 

Facebook’ta blog özelinde bir sayfa kurmak ve onu belirli aralıklarla güncellemek iyi olur! Profesyonel olarak yapacaksanız reklamları da düşünün derim.

 

Paylaş ve beğen tuşlarını mutlaka kullanın!

 

Farklı mecralarda yazdığınız zaman blog adresinizi kullanın! Epostanızda imza bölümünde blog adresinize yer verin!

 

12. Arşivleme

 

Blogunuzda ne kadar çok yayınınız olursa arama motorları o kadar çok yönlendirme yapıyor size. Ama unutmayın arşivleme ve ana sitedeki konu başlıkları önemli. Takipçilerinizin eski bir paylaşımınızı bulabilmeleri için işleri kolaylaştırın.

 

Etiketleme (tag olayı) en önemli unsurlardan biri. Her paylaşımınızı mutlaka belirli sözcüklerle / cümlelerle etiketleyin. Arama motorlarının sizin blogunuza ulaşması için en önemli konulardan biri bu.

 

Yazılarınız arasında “Son dönemde en çok okunanlar” listesi oluşturun ve blogunuzda yayınlayın!

 

Daha kolay erişimi sağlamak için yazılarınızın URL yapısını etkin kullanın!

 

13. Katılımcı olun!

 

Blogunuzda katılımcılığa önem verin!

 

Gerekirse sorular sorun, anketler yapın!

 

Blogunuzda ortak yazarlar olabileceği konusunu inceleyin!

 

Ortak yazarlar olmasa da ara sıra konuk yazarların (misafir blogculuk) yazılarına / paylaşımlarına yer verin! (Misafir blogculuk için güzel bir kaynak: http://www.box.com/s/2c6kg5rsoiyuu2mkve7n )

 

Ortak üretim yapan bloglarla iletişime geçin!

 

Diğer bloglar ile iletişim kurun onların gönderilerine yorumlar yazın.

 

Size yazanlara / yorum yapanlara mutlaka cevap verin!

 

 

14. İzleme ve değerlendirme

 

Arada blogunuzun araka yüzünde yer verilen istatistikleri kontrol edin. İsterseniz Google Analytics aracını kullanın! Ne kadar kişi ziyaret etmiş, arama motorları hangi kelimeler aranınca sizin blogunuza yönlendirme yapmış bunları bilmek sonrası için faydalı.

 

15. Sosyal ağ dünyasındaki gelişmeleri takip edin!

 

Çok sık olmasa da blog dünyasındaki ve diğer sosyal medya mecralarındaki teknik gelişmelerden haberdar olmak iyi olur! Sosyal ağ yönetim ipuçları ve güncellemeleri sizlere yeni yöntemler ve araçlar kullanma şansı doğurabilir!

Bu konuda MSerdarK’nın sitesini takip etmenizi öneririm: http://mserdark.com/web_dunyasi/sosyal-ag-yonetim-ipuclari

 

16. Saygılı olun lütfen!

 

Yazılarınızda ve paylaşımlarınızda takipçilerinize karşı saygılı olun!

 

Kaba dil kullanmaktan kaçının!

 

İnsan haklarına (ve doğaya) saygılı olun!

 

Yazılarınızın son okumalarını yaparak yayınlayın!

 

(Fotoğraf: “http://www.betterbloggingforbloggers.com/” sitesinden alınmıştır.)

 

17. Cesaretiniz kırılmasın!

 

Adım attığımız blog aleminde farklı görüşlerle karşılaşabilirsiniz. Blog yazarı Erdem Ceydilek “Etrafınızdaki insanların sana “ee bu da kendini bir b.k sanıyor. Blog yazarıymış, sanki bir gazetede köşesi var. Kendini beğenmiş megaloman. Her şeyi bildiğini sanıyor” bakışı var ya 🙂 bu bakış cesaretinizi kırmasın!” diyor. Bunlara aldırış etmeyip yolunuza devam edin lütfen!

 

18. İleri düzey için…

 

Blog servis sağlayıcılardan bazı konularda ücretli destek alabilirsiniz.

 

Kendi blogunuzda değişiklik / düzenlemeler yapmak için “html” vey “css” öğrenebilirsiniz. (kaynak önerisi: http://www.fatihhayrioglu.com/ )

 

Bazı blog yazarları kendi markalarını oluşturarak e-kitap veya basılı yayınlar üretiyorlar! Neden siz de onlardan biri olmayasınız?

 

Tüm özgünlüğünüzle kendinize bir marka oluşturun!

 

Belirli bir süre yazdıktan sonra arşivinizde biriken yazılarla bir e-kitap hazırlayıp blogunuzda reklamını yapın. Belki satışını yaparsınız!

 

Eğer tercih ederseniz, reklam imkanlarını da değerlendirmek iyi olur!

 

 

 

Şimdi de sırada Youtube üzerinden görüntülü “VLOG”lar var! Daha da yaygın olacak diyor uzmanlar!

 

BLOG’da yeterince yer aldım veya şansınızı VLOG’larda denemek istiyorsanız, yolunuz açık olsun!

 

Hepimize kolay gelsin!

 

 

3ocak2012

 

 

Bu yazıya yorum ve katkılarından dolayı aşağıdaki blog kardeşlerime (blog ismi sırasıyla) teşekkür ederim.

 

Doğa Güncem:  http://dogaguncem.wordpress.com/

 

Dünyadan Sesler! (Bahtiyar Kurt’tan bazı metinler!): http://bahtiyarkurt.wordpress.com/

 

Emrah Göker’in İstifhanesi: http://istifhanem.com/

 

The Voice of Antartica: http://erdemceydilek.wordpress.com/

 

Yıkanmak istemeyen çocuk: http://yikanmakistemeyencocuklarolalim.blogspot.com/

 

 

Okuma önerileri:

 

Türkçe kaynaklar:

 

http://bloghocam.blogspot.com/

 

http://www.profesyonelblogcu.com/

 

http://blog.iwebtool.web.tr/blog-sahiplerine-blog-onerileri.html

 

http://www.candanblog.com/yazilarim/kaliteli-blog-yazisi-icin-10-temel-oneri/

 

 

İngilizce kaynaklar:

 

http://www.alistbloggingbootcamps.com/

 

http://www.lifehack.org/articles/technology/101-steps-to-becoming-a-better-blogger.html

 

http://www.betterbloggingforbloggers.com/

 

http://www.chrisbrogan.com/ten-secrets-to-better-blogging/