KÜÇÜK GÜZELDİR

“Bir kelime yanına bir kelime gelince,

Bir ses yanına bir ses gelince,

Bir insanın yanına bir insan gelince…

Büyürler, büyürler, ölümden önce.”

Özdemir Asaf

GEF Küçük Destek Programı’nın (SGP) Türkiye’deki 20 yıllık deneyimini farklı bölgelerden örneklerle anlatan DOĞAL ÖYKÜLER kitabı çıktı.

1

Türkiye Ormancılar Derneği tarafından basılan kitabın yayına hazırlayanı ve editörlerinden biri olarak son dönemde severek yaptığım güzel işlerden biri olduğunu belirtmek isterim.

Kitabı hazırlarken yıllar önce Türkiye’nin farklı bölgelerinde başlamasına vesile olduğumuz çalışmaların, yerel dernekler tarafından sahiplenildiğini ve bu derneklerin gönüllü çalışmalarıyla başarılı sonuçlar alındığını görmek mutlu etti beni.

kapak

DOĞAL ÖYKÜLER KİTABI

GEF Küçük Destek Programı‘nın (GEF SGP) Türkiye’deki 20 yıllık deneyimini örnek projelerle anlattığımız kitap. 2014 yılı sonuna kadar desteklenmiş olan 236 proje içinden seçilen 25 farklı proje ile Küre Dağları ve Datça Bozburun Yarımadalarında desteklenen tüm projelerin deneyimlerini proje yöneticilerinin gözünden güzel fotoğraflar eşliğinde paylaşıyor. Ayrıca, proje deneyimlerinin yanında GEF SGP’nin desteklediği yayınları, toplantı ve çalıştayları anlatıyor.

Editörlerden bölümünden şu alıntı kitabı hazırlama amacımızı özetliyor: “1993 yılında ülkemizde başlatılan GEF Küçük Destek Programı (SGP) birçok projeyi destekleyerek günümüzdeki küresel sorunlara yerinde çözümler geliştirdi. Birçok kurum ve kişinin katkılarıyla atılan küçük adımlar dev adımlara dönüştü. GEF SGP ailesi bu yolda kararlı bir şekilde ilerledi, çabalar ve başarılar ile doğal öyküler yazıldı.

Bize de bu öyküler derlemek ve sizlere ulaştırmak düştü. Birçok kurum ve kişinin katkısıyla hazırladığımız bu yayın, GEF SGP ailesinin 20 yıllık deneyimin öyküsüdür. 236 projenin kolektif deneyimini ve en can alıcı örneklerini tek bir amaçla hazırlayıp sunuyoruz:

Küçük bile olsa sivil adımların gücünü, cesaretini, çarpan etkilerini, samimiyetini ve geleceğimizi aydınlatan sonuçlarını sizinle paylaşabilmek.

sayilarlar_gef_sgp

SAYILARLA GEF SGP TÜRKİYE

Kitapta GEF SGP’nin 20 yıllık serüvenini anlatan bazı önemli sayıların altını çizdik.

  • Bugüne kadar 236 proje, 149 farklı sivil kuruluşu (dernek, vakıf, kooperatif, meslek odası veya birlik) tarafından ağırlıklı olarak yerel ölçekte, yerel yönetimleri ve sivil toplum kurumlarını ortak alarak gerçekleştirildi.
  • SGP desteği 39 milli parkımızın 22’sinde, 81 yaban hayatı koruma sahamızın 19’unda, 31 tabiatı koruma alanının 11’inde ve birçok doğal sit alanında yöre halkının koruma planlama ve uygulama çalışmalarında etkin rol oynamasına destek oldu.
  • IUCN kırmızı listesindeki 32 nesli tehlike altındaki tür için tür koruma projeleri için toplam 300 hektar alanda (Alageyik, leopar, inci kefali, yediuyur, çöl varanı, sırtlan, vaşak, bozayı, toy, dağ horozu, Akbez geyik böceği, denizkaplumbağaları, ters lale, Datça hurması, Datça bademi, Cladocora caespitosa, Phyllangia mouchezii, Madracis pharensis, Polycyathus muellerae mercan ve pek çok bitki türü) çalışmalar yapıldı.
  • SGP, Türkiye’nin Önemli Bitki Alanları, Kızılırmak Deltası, Türkiye’nin Önemli Doğa Alanları, Orman ve Biyoçeşitlilik, Küresel İklim Değişikliğine Yerel Çözümler gibi son derece kritik 30’un üstünde yayının ve projeler dâhil 478 eğitim amaçlı toplantının destekçisi oldu. Uygulamalı eğitimlerden 500.000’in üstünde kişi doğrudan yararlandı.
  • SGP destekli projeler, 900.000 doğaseverin gönüllü katkılarıyla 4 milyon fidanın toprakla buluşmasına sivil girişimlerin katkısını sağladı.

projeler_haritası

ÖYKÜLERİ ANLATILAN PROJELER

Doğal Öyküler kitabı için 20 yılda desteklenen 236 proje içinden 25 farklı proje ile Küre Dağları ve Datça Bozburun Yarımadalarında desteklenen tüm projelerin deneyimlerin yer aldı. Güzel fotoğraflar eşliğinden deneyimleri paylaşılan projeler şunlardır:

Tarım Turizm Takas (Tatuta) Ailesi: Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin “Ekolojik Çiftliklerde Tarım Turizmi ve Gönüllü Bilgi, Tecrübe Takası (TaTuTa) Projesi”.

GEF SGP desteği ile başlayan bir projeden Türkiye için önemli bir turizm programı yeşerdi. TaTuTa Programı büyük bir aile oldu ve Türkiye’de “ekoturizm”, “kırsal turizm”, “tarım turizmi”, “doğa dostu tatil”, “gönüllülük” gibi kavramlar söz konusu olduğunda ilk çalınan kapılardan biri haline geldi.

Van Gölü İnci Kefali Koruma Çalışmaları: Doğa Gözcüleri Derneği’nin “Sürdürülebilir İnci Kefali Balıkçılığı ve Tüketimi” projeleri.

Van Gölü’nde yaşayan inci kefali 20 yıllık çabalar sonucunda üniversite, sivil toplum kuruluşları ve devlet kurumlarının ortak çalışması sonucunda korunuyor. GEF SGP’nin özellikle sivil toplum kuruluşları merkezli koruma yaklaşımın geliştirilmesi aşamasında destek verdiği bu çalışmalar Türkiye’de en başarılı tür koruma çalışmalarından biridir.

Leoparı koruyoruz: Doğal Kaynak ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Derneği’nin “Güneydoğu Anadolu Leopar Projesi”.

Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da leoparın yaşam yerlerinin belirlenmesi ve habitatlarının yöre halkıyla birlikte korunması çalışmaları ile kamuoyunun dikkatini çeken proje GEF SGP desteğiyle başladı.

“Küre Dağları Milli Parkı, elimizde bir meşale gibi yolumuzu aydınlatıyor!”

“Örgütlü toplum, güçlü toplumdur!” ifadesi, Küre Dağları Milli Parkı ve çevresindeki başarılı çalışmaları en iyi anlatan cümledir. Bartın Ulus Aşağıçerçi Güzelleştirme Derneği Başkanı Galip Arslan “Yaşatmak için örgütlendik! Örgütlü toplum, güçlü toplumdur!” diyor ve ekliyor: “Amacımız, buranın akarsularının, dağlarının, ağaçlarının ve hayvanlarının muhafaza edilmesi”.

Bu bölümde Küre Dağları Milli Parkı ve çevresinde uygulanan GEF SGP destekli şu projelerin deneyimleri paylaşılmıştır:

  • Kastamonu Kooperatifler Birliği – “Küre Dağları Harmangeriş Beldesinde Geleneksel Ağaç İşçiliğinin Sürdürülebilirliğinin Sağlanması ve Çeşitlendirilmesi Projesi”
  • Küre Dağları Ekoturizm Derneği (KED) – “Küre Dağları Milli Parkı ve Çevresinde Ekoturizmin Geliştirilmesi için Zümrüt Köyü Uygulaması” Projesi
  • Kastamonu Kooperatifler Birliği  – “Kastamonu’da Biyogaz Uygulaması ve Tanıtımı Projesi”
  • Aşağıçerçi Köyü Güzelleştirme Derneği – “Küre Dağları Milli Parkı Ulus Bölgesinde Alternatif Sürdürülebilir Geçim Kaynaklarının Saptanması ve Eğitimi Projesi”
  • Aşağıçerçi Köyü Güzelleştirme Derneği – “Küre Dağlarının Bilgisi: Ulus Aşağıçerçi Yayını 2. Baskı” Projesi
  • Bartın ve Çevresinde Yaşayan Uluslular Kültür, Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği – “Küre Dağlarında Alternatif bir Geçim Stratejisi olarak Doğa Dostu Sürdürülebilir Keten Tarımı” Projesi
  • Bartın ve Çevresinde Yaşayan Uluslular Kültür, Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği – “Küre Dağları Milli Parkı Sınırları İçerisinde Yaban Hayvanlarının Tarım Arazilerinden Uzak Tutularak Korunması” Projesi

Hayalet avcılığı tanıdık: Çanakkale Koza Gençlik Derneği’nin “Hayalet Avcılık Farkındalık Projesi”.

Hayalet Avcılık konusu GEF SGP destekli projelerle Türkiye gündeminde yer aldı. Bu konuda öncü proje Çanakkale Koza Gençlik Derneği tarafından uygulandı.

Sizin için dikilen 7 fidan sevgiyle yeşeriyor: Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma Vakfı’nın (ÇEKÜL) “7 Ağaç Orman Projesi”.

ÇEKÜL’ün 1992 yılında başladığı ve GEF SGP’nin katkılarıyla büyüyen 7 Ağaç Ormanları ağaçlandırma çalışmaları aynı inanç ve sivil katılımla devam ediyor. İstanbul’dan başlayıp Anadolu’ya yayılan çalışmalarda bugüne kadar yaklaşık 900.000 doğaseverin desteğiyle dikilen fidanların sayısı 4 milyona ulaştı.

Eskişehir Sivrihisar’da koyun sürülerini akbaşlar koruyor: Sivrihisar Çoban Köpeği Akbaş Irkını Koruma, Araştırma, Tanıtma Derneği’nin “Eskişehir Sivrihisar İlçesinde Akbaş Çoban Köpeklerinin Dejenerasyonunun Önlenmesi ve Irk Özelliklerinin Korunması Projesi”.

GEF SGP destekli projeyle sürüleri yaban hayvanlarından en iyi koruyan çoban köpeği akbaşların sayıları artıyor.

Beypazarı’nda Doğa Turizmi: Doğa Derneği’ninBeypazarı – İnözü Vadisi Yerel Katılımla Doğa Turizmi Uygulama Projesi”.

Ankara’nın en önemli kültür turizmi merkezlerinden biri olan Beypazarı, Doğa Derneği’nin GEF SGP desteği ile gerçekleştirdiği proje ile doğa turizmi için de önemli bölgelerden biri haline geldi.

Ankara keçisi korunuyor: Türkiye Tabiatını Koruma Derneği’nin Ankara Keçisi Irkının Devamlılığının Sağlanması İçin Yetiştiriciliğin Desteklenmesi Projesi”.

GEF SGP’nin desteklediği çalışmaların da katkısı ile Ankara keçilerinin besleme şartları iyileşiyor ve sayıları artıyor.

Bozkır da güzeldir: Doğa Kültür ve Yaşam Derneği’nin “Bozkır da Güzeldir” Projesi.

GEF SGP desteği ile Doğa Kültür ve Yaşam Derneği tarafından yapılan çalışmalar sonucunda bozkırın nadir canlıları olan çizgili sırtlan ve çöl varanı Şanlıurfa Birecik halkı tarafından korunuyor.

Biyolojik Çeşitlilik Odaklı Ormancılık: Doğa Koruma Merkezi’nin “Gümüşhane Ormanlarında Biyolojik Çeşitlilik Odaklı Ormancılık” Projesi.

Doğa Koruma Merkezi, Orman Genel Müdürlüğü ile yaptığı ortak çalışmalarla Türkiye’de orman amenajman planlarında biyolojik çeşitliliğin korunması için yeni bir yaklaşım geliştiriyor. GEF SGP desteği ile Gümüşhane ormanlarında yürütülen bu proje, yeni yaklaşımın ilk örnek uygulamamalarından biri olarak dikkat çekiyor.

Kara akbabalar özgür uçuyor:  Doğa Araştırmaları Derneği’nin “Kara Akbaba 2001” Projesi.

Doğa Araştırmaları Derneği’nin GEF SGP’nin desteğiyle nesli tehlike altında olan kara akbabaların korunması için yaptığı proje Türkiye’de yırtıcı kuş türlerinin korunması yolunda önemli bir adım oldu. Yıllar içinde bölgede yapılan birçok proje ile kara akbaba koruma çalışmaları Türkiye’de en iyi bilinen tür koruma çalışmalarından biri haline geldi.

Türkiye’nin İlk Yaban Hayatı Koridoru: KuzeyDoğa Derneği’nin “Türkiye’nin İlk Yaban Hayatı Koridoru’nun Beşeri Altyapısının Oluşturulması Projesi”.

KuzeyDoğa Derneği, GEF SGP’nin desteği ve birçok kurumun ortaklığında Türkiye’nin ilk yaban hayatı koridorunu oluşturdu.

Muğla’nın Kültürel Mirası: Yerli Meyveler – Meyve Mirası Çalışma Grubu’nun “Muğla’nın Yerli Meyveleri: Kültürel Miras, Veritabanı ve Koruma Projesi”.

Gönüllü bir grubun GEF SGP desteğiyle Muğla’da başlattığı yerli meyve ağaç çeşitlerinin belirlenmesi, korunması çalışmaları Türkiye için önemli bir örnek oldu.

Marmariç’te Permakültür: Marmariç Ekolojik Yaşam Derneği’nin “Permakültür Tasarım Yöntemleriyle Doğa Dostu, Sürdürülebilir ve Verimli Arazi Kullanım Modeli Geliştirme ve Uygulama Projesi”.

Türkiye’deki ilk permakültür uygulamalarından biri GEF SGP desteğiyle İzmir Marmariç’te gerçekleştirildi. Bu çalışmaların öncülüğünde yıllar içinde kendine yeterli ve sürdürülebilir bir yerleşim olma yolunda Marmariç büyük bir adım attı.

Fırtına Vadisi’nin Şimşirleri: Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği’nin “Fırtına (Rize) Şimşirlerinin Tanıtımı ve Korunması” Projesi.

Türkiye’nin dokuz orman sıcak noktasından biri olan Fırtına Vadisi’nin şimşirleri Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği’nin birçok kurumlar ortaklaşa gerçekleştirdiği proje ile daha iyi tanınıyor ve korunuyor.

Hayalet Avcılığa Son: Mavi Kilikya Derneği’nin “Hayalet Avcılığa Son” Projesi.

GEF SGP projeleri ile tanınan hayalet avcılıklar ilgili çalışmalar Mavi Kilikya Derneği’nin çabalarıyla Adana’da da uygulandı.

İnsan ve Doğa Uyum İçinde: Datça-Bozburun Yarımadaları Önemli Doğa Alanı Deneyimi

GEF SGP, 2012 yılında Satoyama İnisiyatifi, Japon Biyoçeşitlilik Fonu ortaklığında dünyada insan ve doğanın uyum içinde olduğu alanların iyi koruma örneği oluşturmak hedefiyle 11 ülkede başlattığı çalışmada yer aldı. Datça Bozburun Yarımadaları Önemli Doğa Alanı, kısaca COMDEKS olarak adlandırılan bu çalışmada Türkiye’de uygulama alanı olarak GEF SGP Ulusal Komitesi tarafından seçildi.

Bölgenin mevcut durumunun değerlendirilmesiden sonra GEF SGP / COMDEKS desteğiyle projeler desteklendi.

Bu bölümde Datça – Bozburun Yarımadalarında uygulanan GEF SGP / COMDEKS destekli şu projelerin deneyimleri paylaşılmıştır:

Yurttaşın İklim Mücadelesi: Küresel Denge Derneği’nin “Sivil İklim Zirvesi (SİZ) 2013” Projesi.

Türkiye’de “yurttaş odaklı” bir iklim gündemi oluşturmayı amaçlayan Sivil İklim Zirvesi (SİZ) 2013 Projesi GEF SGP’nin desteğiyle hak temelli yaklaşımlarla ülkemizdeki iklim değişikliği ile insanların günlük yaşam alışkanlıkları ve geçimlikleri arasındaki bağın farkında olmalarına katkı sağladı.

Ekokaravan yollarda: Odider Otodoğalgaz İstasyonları Derneği’nin “Ekokaravan – Temiz Enerji Teknolojileri Tanıtım Aracı” Projesi

Güneş, rüzgar ve hidrojen enerjisini bir araç üzerinde tanıtan dünyadaki ilk örnek olan Ekokaravan, GEF SGP desteğiyle Türkiye’de 26 ili, Abudabi ve Viyana’yı ziyaret etti.

Bitkisel Yağlardan Traktör Yakıtı: Güneşköy Kooperatifi’nin “Kırsal Kesimde Yerel Olanaklarla Üretilecek Bitkisel Yağların Dizel Motorlu Tarım Araçlarında Yakıt Olarak Kullanılması  – Kırıkkale Hisarköy Denemesi” Projesi.

GEF SGP’nin desteğiyle geliştirilen ve Güneşköy’de denenen bitkisel yakıt kontrol sistemi kanola, ayçiçeği, pamuk gibi yağ bitkilerinden elde edilen yağların dizel motorlu araçlarda, öncelikle traktörlerde hiçbir ön işleme yapılmadan doğrudan yakıt olarak kullanılıyor.

İklim Dostu Çankaya Parkları: Peyzaj Araştırmaları Derneği’nin “Doğal Bitkilerle İklim Dostu Çankaya Parkları Projesi”.

Ülkemizde bir ilçede parkların iklim dostu olması ilk çalışmalar Ankara Çankaya ilçesinde başlatıldı.

Bisiklet kullanıyorum, mutluyum: Bisikletliler Derneği’nin “Haydi Çocuklar Bisikletle Okula” Projesi.

GEF SGP daha temiz şehirler ve daha sağlıklı bir hayat için bisiklet kullanımını özendirmek ve bisiklet ile ulaşımın Türkiye’de yaygınlaşması için projeler destekledi.

Antalya’nın “Güneşevi” var: Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Antalya Şubesi’nin “Antalya Ekolojik Eğitim Merkezi” Projesi.

Antalya’nın ilk güneş evi GEF SGP desteği ile hazırlanan Antalya Ekolojik Eğitim Merkezi oldu. Bu merkezde güneş enerjili termal sistemleri, güneş elektriğini, güneş enerjili serayı ve küçük ölçekli rüzgar türbinlerini gören birçok ziyaretçi evinde ya da serasında bu sistemi kullanmaya başladı.

Atık Bitkisel Yağlardan Biyodizel üretiyoruz: Alternatif Enerji ve Biyodizel Üreticileri Birliği Derneği’nin “Biyodizel Üretiminde Kullanmak Üzere Atık Bitkisel Yağların Toplanması için Farkındalık Projesi”.

Türkiye’de bitkisel atık yağların toplanması konusunda yapılan ilk proje olan “Biyodizel Üretiminde Kullanmak Üzere Atık Bitkisel Yağların Toplanması için Farkındalık Projesi” GEF SGP’nin desteğiyle gerçekleşti. Bu projede oluşturulan atık yağ toplam sistemi sektördeki firmalar tarafından hala uygulanıyor.

Eymir Gölü’nde Güneşli Bot: Temiz Enerji Vakfı’nın (TEMEV) “Güneşli Bot” Projesi.

Temiz Enerji Vakfı (TEMEV), sivil toplum kuruluşları, üniversite ve sanayi kurumlarının işbirliği ve GEF SGP desteğiyle başlatılan “Güneşli Bot Projesi” sonunda tümüyle güneş enerjisi ile çalışan “Güneşli Bot” tasarlanmış ve Ankara Eymir Gölü’nde kullanıma sunulmuştur.

Doğayı Pedalla Koru: Burdur Su Sporları Spor Kulübü Derneği’nin “Doğayı Pedalla Koru” Projesi.

Burdur Gölü’nün etkin korunması için yola çıkan bisikletçiler, doğa koruma açısından önemli bir projeye imza attı.

 arka_kapak

KİTAP HAKKINDA GÖRÜŞLER

GEF SGP Ulusal Koordinatörü ve kitabın editörlerinden biri olan Gökmen ARGUN kitabı şöyle özetliyor: “Bu yayın, sivil toplumun hayallerinin dünyanın geleceğini değiştirecek ölçekte zenginlikte ve niyette olduğunu gösteriyor bize. Umarım bu şekilde seslerini ve değerli çalışmalarını tüm kamuoyuna duyurabilir ve yeni fırsatların doğmasına vesile oluruz.”

Editörlerden Ozan Çekiç ise “Hem Türkiye Ormancılar Derneği Yönetim Kurulu üyesi olarak hem de kitabın editörlerinden biri olarak küçük destekler ile kurum ve kuruluşların ne kadar büyük ve anlamlı işler yapmış olduklarını keyifle görmüş oldum. Desteği sunan GEF SGP başta olmak üzere tüm projelerde rol alan tüm kurum kuruluş ve yöneticilerine kocaman teşekkür ediyorum.” diyor.

gef_sgp_ailesi

KİTABA ULAŞMAK İÇİN: 

GEF SGP eposta: gef.sgp@undp.org

Türkiye Ormancılar Derneği internet sitesi: www.ormancilardernegi.org

Kitabı çevrimiçi okumak ister misiniz?

Özel not: Bu özel yazıma “Küçük Güzeldir” başlığını kullanmak istedim.

Neden mi?

İlk nedeni: E.F. Schumacher’in “Küçük Güzeldir (Önceliği İnsana Veren Bir Ekonomi Anlayışı)” adlı özel kitabı.

İkinci nedeni: Son dönemde beni en çok etkileyen yazarlardan olan Seth Godin’in son kitabının Türkçemize “Küçük Güzeldir” diye çevrilmesi.

Üçüncü nedeni: GEF Küçük Destek Programı (SGP) destekli küçük projelerin bende yarattığı büyük umut ışığı.

16şubat2015

Ankara

 

4 doğa okuluna katıldım ama hala tadına doyamadım!

(Fotoğraf: Posof arazisinden bir kare)

2 ay önce Mart ayında Hopa’daki buluşmayla başlamıştı dostlukları, 8-10 Türk arkadaş toplanıp Sarp sınır kapısından zorlu ve rötarlı bir geçişten sonra Batum’da bir otelde karşılaştılar. Yıllarca ayrılık tohumlarının meyvelerinden istemeyerek nasibini almış kardeşleri ile ilk kez iletişime geçmenin şaşkınlığın izleri vardı yüzlerinde. 5-6 günlük birliktelikleri ile anladılar ki bugüne kadar geç kalmışlar tanışmak için, teşekkürlerle şükranlarını sundular Doğa Derneği’ne…

(Fotoğraf: Sabah etkinliği)

Çünkü doğa koruma çalışmaları ve yaşadıkları dünyayı algılamaları için toplamıştı Doğa Derneği onları. Türkiye’nin değişik yerlerinden, Azerbaycan’dan, Ermenistan’dan ve Gürcistan’dan  kardeşleri ile yaşadıkları doğaya saygı için toplanmışlardı. O kadar ısınmışlardı ki birbirlerine bugüne kadar belki de hiç yapmadıklarını yaptılar, mutfağa girdiler, oyunlar oynadılar şakalaştılar kardeşleri ile. Ayrıldılar ama sancısını duyarak geç kalmışlığın acısıyla ve 3 hafta sonra Posof’a onlar davet ettiler kardeşlerini, 1 haftada orda yaşadılar ve yaşadıklarının farkına vardılar. Doğa Derneği mayıs ayında da İspir’de toplayacaktı onları ama sabırsızlanıyorlardı. Zaman geçmiyordu, buluşmayı bekliyorlardı, tekrar kardeşleri ile paylaşmak için hayatı.

(Fotoğraf: Dünyaya kendi penceremizden bakıyoruz)

25 Mayısta bir kaç arkadaş buluştular Erzurum’da, beraber geçtiler İspir’e, bekliyorlardı kalacakları yerde kardeşlerini sabırsızlıkla, biraz geçte olsa gelmişlerdi yorgun argın, yarı Gürcü yarı Türk Özer eşlik etmişti onlara. Türk kardeşlerini görünce yorgunlukları geçti bir anda, onlarda özlemişti dostlarını. Yemek yediler sohbetler gece yarısını buldu, uyuya kaldılar öylece…

(Fotoğraf: Güven ve liderlik)

Sabah erken kalkmaya çalıştı bir kaçı, kaldıkları yerin tadını çıkarmak için saldılar doğaya kendilerini. İspir’e yakın Çoruh’un hemen kıyısında ahşaptan yapılmış bungalov evlerin arkasında güzelim orman ağaçları arasında sessiz sakin bir yer seçmişti onlara Doğa Derneği.

Sabah ilk öğrenmeleri, birbirlerini ne kadar tanıdıklarına ait bir testle başladı ve hepsi başarılıydı çünkü dost olmuşlardı kısa zamanda, sırdaş olmuşlardı, yandaş olmuşlardı yaşadıkları farklı coğrafyalara rağmen…

Önceden Yıldıray hocaları ve Damla verdikleri ödevleri sorguladı. Çoğu yapmıştı, ama zaten hayatlarının bir parçası olmalıydı bu ödevler, bunun farkındaydılar. Hocalarını iyi algılıyorlardı. 5 gün boyunca yapacaklarını ve yaşayacakları programı öğrendiler, hayatlarına zaten yön vermeye başlamışlardı. Bakış açılarını göstermek için bir kağıt parçasındaki delikten baktılar dünyaya, aralarındaki iletişimi başkalarına yaymak için, belki de bundan sonraki bireysel düşüncelerini insanlığa anlatmak için İLETİŞİM dersi aldılar Damla’dan, birbirleri ile yoğun iletişerek.

“Bir avuç fındık iyi gelir; Yersen…”  diyerek Yeliz ikramda bulunur Giresun’dan, yerler iyi gelir umuduyla…

(Fotoğraf: Arazi çalışmasından bir kare)

Çoruh’un azgın sularında yetişmiş alabalık pişirilir bir yandan, öğlen yemeğine hazırlanır, bu yemekte dostluklar pekiştirilir.  Yıldıray sürdürülebilir kalkınma dersindeyken, tam da fikirler uçuşurken, gök gürlemesiyle elektrik kesilir, duraksarlar bir anda, tam da sürdürülebilir kalkınmadan bahsederken olacak şey midir? Ama hayat hep böyle değil midir? Tam da depara kalkacağımız anda engellerle karşılaşmaz mıyız? 5-10 dakika aradan sonra yılmadan devam ederler, hayatı ve hayatın sürdürülebilirliğini sağlamak adına. Elektrik kesintileri ara ara devam eder. Loş romantik ve yağmur sesleri ile inleyen salonda hepsi hafif yorgun, hafif solgun, öğrenmenin verdiği zevkin ağırlığını taşırlar, vazgeçmez hocaları “zaman nakittir” der, düşünür… Dersin sonuna doğru o toprak senin bu dağ benim demeden sınırları kaldırırlar ve 4 ayrı ülke insanı bir araya gelip, bu bölgelerimiz için neler yapabiliriz, nasıl bu doğa katliamına dur deriz…

(Fotoğraf: Dr. Özge Balkız izleme konusunda ders anlatıyor)

Kıskanır yağmur, ağaç, çiçek ve kuşlar, keşke bütün insanlık bu üç-beş kardeşten ders alsa demeye başlarlar. Ağaçlar onların ahengini alkışlar dans ederler, bülbüller öter,   akkuyruksallayan biraz daha sallar kuyruğunu  onların coşku dolu hallerine ve çevredeki canlılar “Dünyada insanlık ölmemiş” der,  lisanı halleriyle alkışlar onları…

(Fotoğraf: Arazi çalışmasında Abdullah Keskin manzaraya hayran kalırken)

Akşamın gelmesiyle acıkmışlardır. İspir’e inerler, sohbetle karışık yemeklerini yerler, kendi içlerinde yasaları bile vardır. Hatta cezaları bile, kendi aralarında konuştukları zaman tatlı, dondurma ısmarlarlar. Gürcistan’dan kardeşim Lexo tatlı cezasını öder yemekten sonra saat 2’lere kadar sürer sohbetleri, uyurlar uyanırlar, birkaçı sabah erken kalkar dağlara salar kendini, sabah sporu bahanedir, birlikte geçirilecek zamanı genişletmektir amaçları…

Ders başlar Türkiye’deki örnekleri anlatır hocaları Yıldıray, Damla canlandırmıştır sabah onları, Eray fotoğraf karelerini almıştır zamanı durdurmak için. Film seyretmeye başlarlar, farklı bir filmdir. Bir de bakarlar ki kendileri tek değildir, çalışan çabalayan insanlar vardır, doğa uğruna. Mutlu olurlar…

Kastamonu’da Küre Dağları’nı gezerler, Antalya’ya iner kaplumbağaları severler, İstanbul’da ekolojik tarım yaparlar, bir anda bedenlerinden sıyrılırlar, sanki ruhları doğa koruma yapanlarla beraberdir, onlarla sevinir, onlarla üzülürler… Tam da dalmışken, bulutların üzerinde süzülürken bir anda İspir’e özgü kuru fasulye kokusu gelir, he birazcıkta acıkmışlardır. Tekrar İspir’de olduklarını hatırlar ve yemeğe geçerler. Yemek arasında röportajlar yapılır. Doğa okulu öncesi ve sonrası değişimlerini anlatırlar.

(Fotoğraf: Bahtiyar Kurt (turuncu polarlı) stratejik planlama anlatıyor)

Bir de bakarlar gözleri görmüyor, birbirlerinin elini tutmuş, arka arkaya bir yola çıkmışlar, en öndekinin gözleri onların gözü kulağı olmuş. Birbirlerine güvenin son noktasını yaşıyorlar. Liderleri görüyor, duyuyor, onların yerine karar veriyordu, bu onları birbirlerine daha da bağladı.

Derken Akdeniz foku ile tanıştılar, hayran kaldılar, aşık oldular. Cem kardeşimin kulağı çınlasın neredeyse onun kadar duygusaldılar. Birden Foka doyamazken Bahar Bilgen ile karşılaştılar. İzmit Körfezi’nde alan savunma konusunda kavgalı süreci yaşadılar. Dalıp dalıp çıktılar İzmit Körfezi’nin sığ sularına, bazen balık kartal oldular, bazen engel çıkaran bir bürokrat. Ne güzel anlatır Baharcım iyi yaşasın ki yaşatsın.

(Fotoğraf: Bahar Bilgen İzmit Sulakalan koruma deneyimini anlatıyor)

Ertesi gün erken kalktılar, dağlara, yaylalara, bayırlara koşmak istiyorlardı. Kahvaltıyı sabırsızlıkla yaptılar. Koşa koşa arabalara ve sonra yola koyuldular. Sağa sola bakıştılar. Sulara, ağaçlara, yollara ve dağlara baktılar. Israrla arabayı durdurup, yürüyerek hissetmek istediler beraberce hayatı. Tam yürümeye başlamışken… Yükseklerde dağların tepesine doğru bir kaya kartalının bakışları dikkatimi çekti. Selamlıyordu bu dostluğu. Onları gördükten sonra daha bir ahenkle uçmaya başlamıştı. Saksağanlar yol göstermeye başlamıştı. Devam ettiler doğa kendini bir başka gösterdi onlara alkışlıyordu her canlı sanki onları. Akşama kadar sürecek miydi bu güzellik, daha nelerle karşılaşacaklarını bilmeden devam ettiler. Vücutları yorgun düştü arabalara isteksiz ama meraklı gözlerle bindiler, dinlenmek istiyorlardı ama dinlenmediler, dinlenmek istemediler.

(Fotoğraf: Arazi çalışmasından bir kare)

Bir kızıl akbaba gözkırptı, bir şahin ben de buradayım dedi. Alakarga yolu kesti, tekrar inmek istediler. Yürüdüler… Merhabalar yükseldi doğaya, ayrılamıyorlardı içlerinden. Su daha güzel çağlıyordu, kuşlar daha hoş ötüyordu, ağaçlar raks ediyorlardı. Bir köyde köylülerle oturup yerel yemeklerini yediler, sohbet ettiler, bir anda onlar gibi yaşamak istediler, şehirlerden uzak hayatla iç içe. Çaylarını sabırsızlıkla içtiler. Tekrar saldılar dağlara taşlara kendilerini, bulundukları yerin Sıra Konaklar olduğunu öğrendiler. Sıra sıra konaklara baka kaldılar.

Sonra Geçitağzı köyüne ulaştılar. Kaçkarlar gözlerini dinlendiriyor, gökkuzgun dansa davet ediyor, keten kuşu, tarla çintesi, kiraz kuşu, kızılsırtlı örümcek kuşu ve kara tavuk başlarını döndürmeye başlamıştı. Güneş batarken bu sefer üzgün veda ediyordu, batmak istemiyordu, dağların arasından süzülerek zorlanarak ayrılıyordu. Son ışıklarını daha canlı vermeye çalışıyordu. Mest olmuşlardı. Şehirler dışındaki yaşamın bu kadar hareketli olacağını bilememişlerdi. Dönüş yolunda kopmak istemiyorlardı doğadan, kaya kartalı veda duruşunda onlara el sallıyordu. Acıktıklarını bile unutmuşlardı. Günü konuştular. Gece yarılarına kadar yorgunluklarını hatırlamak istemiyorlardı. Uyudular gülümseyerek, hayata söz verdiler. Bundan sonra doğaya saygı duyacaklardı. İnsan olarak verdikleri zarara engel olacaklardı.

(Fotoğraf: Damla ve Abdullah kulaktan kulağa fiskos yapıyor)

Yine sabah erken uyandılar bülbül sesleri ile, Yıldıray doğayı koruma ve planlama konusunda aldıkları kararları nasıl uygulayacaklarını anlattı yol gösterdi. İzlemenin önemini Özge Balkız paylaştı onlarla, stratejik planlama yapmaları gerektiği hakkında Bahtiyar Kurt deneyimlerini aktardı. Dolup dolup taştılar, yağmur ziyaret etti tekrar selam getirdi Kaçkarlardan.

Akşam oldu, gece oldu, neredeyse sabah oldu, son gecelerini yaşıyorlardı. Gün ağarana kadar sohbet ettiler, şakalaştılar, yine bedenleri bitap ve harap düştü ama gülümsüyorlardı. Gülerek uyuyorlardı, yüzlerinde bedenlerinden sıyrılmış, dünyayı kapsamış ruhlarının izi vardı.

Haykırıyorlardı sanki evrene, dostluğu, hoşgörüyü, saygıyı, tahammülü, sabırı, çalışmayı, dinlemeyi…

(Fotoğraf: Abdullah, Yıldıray Lise’ye Urfa işi bir hediye veriyor)

26-30 Mayıs 2008

İspir / Erzurum

Abdullah KESKİN

İletişim: keskinab(at)yahoo.com

Editörün notu: Abdullah Keskin bu yazıyı gönderip başlık ve fotolarla yazıyı düzenleyip yayınla deyince ben de böyle bir başlık attım! Abdullah ilki hariç tüm doğa okullarına öğrenci ve denetmen olarak katılan ve hepsini yerinde gören bir dostumuz. Umarım bundan sonrakilere de katılma şansı olur.

Fotoğraflar: Damla Akyıldız

Hayatımın en önemli başarısı: DOĞA OKULU

(Doğa Okulu 1 – Gediz Deltası)

Uzun bir süredir bu yazıyı kaleme almaya çalışıyorum. Notlar alıyorum. Tamam şimdi yazacağım diyorum.

Ama sonra kayıp gidiyor elimden harfler.

Artık zamanı galiba. Oturdum yazıyorum şimdi.

Evet, aynen başlıkta olduğu gibi benim hayatımın en başarılı işi ve en çok zevk aldığım iş Doğa Derneği çalışmalarım sırasında yapmış olduğum DOĞA OKULU idi.

Geriye dönüp bakınca hep bir tatlı gülümseme ile anarım o zamanları.

Yıl 2005, Doğa Derneği’nde Yerel Teşkilatlanma Koordinatörü olarak göreve başladım. Bir de proje yürütüyorum. Projenin en önemli etkinliklerinden biri doğa koruma üzerine eğitim programı oluşturmak. Önce biraz düşündüm nasıl olmalı? Nasıl etmeli? Tüm dostlara sordum ve iyi bir analiz sonucunda 3 farklı dönemi olan bir eğitim programı oluşturduk.

Damla Akyıldız (şimdi Ergun oldu) o zamanda en önemli destekçim ve ana eğitmenlerimizden biriydi (ana eğitmenler ben ve o idik).  Uzun uzun tartıştık. Eğitimden neler bekliyoruz? Konular neler olsun? Nerelerde yapalım?

(Doğa Okulu 1 – Samsun)

En sonunda her ay, birer haftalık eğitimlerden oluşan 3 aşamadan oluştu okulumuz:

1. Aşama: Doğa Korumaya Giriş

2. Aşama: Sorun Analizi ve Çözüm Yöntemleri

3. Aşama: Doğa Korumada Sürdürülebilir Uygulamalar

Tüm hazırlıklardan sonra 2006 yılında ilk eğitimimize Samsun’da başladık. Kızılırmak Deltası ilk göz ağrımız olmaya devam etti sonra hep. Genelde kuş gözlemcisi birçok dostun katıldığı bu eğitimin hepsi içinde ayrı bir yeri var. Damla ile kah eğitim verdik, kah çay demledik. İleri ki günlerde dostlarda anıları yazınca daha çok şey anlatılır mutlaka. Sonraki ay Gediz Deltası ve ondan sonra da Şanlıurfa Birecik’te idik. Çok güzel anılarla bitti ilk okulumuz. Basında ve her yerde yazıldı çizildi.

Hemen ikincisi için hazırlıklara başladık. Bu okul da Datça, Van ve Küre Dağları Milli Parkı’nda yapıldı. Bu milli parkın ise hayatımda ayrı bir yeri var. O da başka bir yazının konusu.

(Doğa Okulu 2 – Datça)

İkinci okulda bize musallat olan ve sonraki tüm okullara katılan Abdullah Keskin dostum hayatımıza renk kattı doğrusu.

Hızımızı alamadık başka bir fon kaynağına proje sunarak bu sefer Doğu Karadeniz Bölgesi ve Kafkasya özelinde neler yaparız diye düşündük ve uyguladık. Doğa Okulu 3: Yusufeli, Ardahan Posof ve Artvin merkezde oldu. Aslında son bölümde Camili Biyosfer Rezervi’ne gidecektik ama Mayıs sonu olmasına rağmen yol hala karla kapalıydı.

(Doğa Okulu 3 – Artvin – Hatila Vadisi)

Okulu uluslararası boyuta taşıdığımız ve Gürcü dostlarımızın katılımıyla yaptığımız Doğa Okulu 4 ise Gürcistan Batum, Ardahan Posof ve Erzurum İspir’de yapıldı.

Beşinci ise tam beynelminel oldu: Türkiye, Gürcistan, Ermenistan ve Azerbeycan’dan katılımcılar ile Kars ve Rize’de uygulandı. Maalesef farklı bir işte olduğumuzdan buna katılamadık. Tarihiler iş yoğunluğumuzdan dolayı uygun olmadı.  Çok istedik Damla ile Doğa Okulu 5’de yer almayı ama mümkün olamadı.

(Doğa Okulu 4 – Gürcistan Batum)

Eğitimler süresince başta Bahtiyar Kurt, Gökmen Argun, Cem Orkun Kıraç, Güven Eken, daha sonraları Eray Çağlayan, Özge Balkız, Bahar Bilgen, Selda Bozbıyık ve ilgili yerlerdeki birçok sivil toplu kuruluşu ve bakanlık uzmanı dostumuz bize yardımcı oldu. Bu eğitmenler arasında Doğa Okulu 2’de bize farklı bir perspektif katan Ferhat Mahir Çakaloz’un ayrı bir yeri var bizde. J

Sonra birgün Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye Ofisi tarafından verilen “Gençlik Çalışmaları İyi Örnekler Ödülü”nü aldık. Sevincimiz daha da arttı.

Kısacası birçok güzel anımız var tüm dostlarla. Umarım onlar da anlatır.

Bu süreçte belki yukarıda adını yazmadığım ama hiç unutmadığım dostlarıma çok teşekkür ederim.

Dediğim gibi benim en önemli başarım: DOĞA OKULU.

Şimdi birçok dostumuz Türkiye doğasının korunması için çalışıyor, sivil toplum kuruluşlarında aktif rol alıyor veya kendi işlerinde bu eğitimdeki deneyimlerini kullanmaya çalışıyor.

Tek temennim Doğa Derneği’nin Doğa Okulu çalışmalarını devam ettirmesi.

(Doğa Okulu 3 – Artvin)

Doğa Okulu ile ilgili daha fazla bilgi için: http://www.dogadernegi.org/doga-okulu.aspx

(Fotoğraflar: Yıldıray Lise ve Damla Akyıldız)

Livane’deyim

Livane’deyim

 

Ben bu yeşile deliyim

 

*

 

Geçtim tünellerinden

 

Gördüm barajlarını Çoruh’un

 

Bir bir

 

Duydum maden sahalarını

 

Hem altı, hem de üstü

 

Değişmiş topraklarının

 

 

Gördüm Borçka Karagölü

 

Türkiye’nin tek Biyosfer Rezervi

 

Camili ormanlarını

 

Şavşat, yani kara ormanları

 

Yusufeli, Barhal ve Kaçkarlar

 

Murgul, Arhavi, Hopa

 

ve tüm köylerin

 

O kadar güzel ki

 

Her şeye rağmen

 

 

Livane’deyim

 

Ben bu yeşile deliyim

 

14haziran2012

Fotoğraflar: Yıldıray Lise – Haziran 2012

 

 

Şehir planlama öğrenciliğinden doğa korumacılığa Gökmen Argun’un serüveni

Gökmen Argun ile 2001 yılından beri yollarımız hep kesişti aynı amaçlar uğruna aynı çatılar altında birlikte yol aldık. Ondan birçok şey öğrendim. Doğa Okulu’nda en önemli eğitmenlerimizden biri olarak deneyimlerini bizimle paylaştı. Şimdi Küresel Çevre Fonu, Küçük Destek Programı (SGP) ailesinin bir üyesi olarak sivil topluma desteğini sürdürüyor.

Kendisini bunları söylemeye utanarak söylediği 3 kelime ile şöyle tanımlıyor: Tutkulu, hayalperest ve kendi gördüğü gibi göstermek ve hissettirmek için çabalayan…

Umarım bu röportaj ile Gökmen’i ve çalışmalarını sizlere yakından tanıtma fırsatım olur.  

 

Yıldıray Lise: Sevgili Gökmen, seni sivil toplum kuruluşlarındaki çalışmalarınla tanıdım. Çoğu zaman birlikte çalışma şansı da yakaladık. Biraz kendinizden bahseder misin lütfen?

Gökmen Argun: Ne mutlu ki birçok ekipte beraber çalıştık daha da çok çalışacağız Yıldıraycım. Ben Bursa’lıyım biliyorsun. Tam bir mahalle hayatı ve sokak çocukluğu. Lisedeyken dağcılık lisansımı aldım, sokaklar yanında Uludağ da hayatıma girdi bu şekilde. Üniversite için Ankara’ya geldim, ardından İstanbul sonra yine Ankara. Müzik ve tiyatroda aktiftik o sıra, gece provalar vs ne zaman uyurduk ders çalışırdık pek hatırlamıyorum. Bunlar yanında spor karşılaşmaları ve gösterilerini de kaçırmazdık. Ben de bazen salonda bazen sokaklardaki bu gösterilerin içinde bulundum. Renkliydi ama doğanın renkleri daha fazla gözümü almış olacak ki kendimi bu alanda buldum. Dingin ve yumuşak sesli bu cümbüşe yani doğaya dikkat kesildim. 

Yıldıray Lise: Bir şehir bölge plancısı olarak çevre / doğa koruma çalışmaların nasıl başladı ve gelişti?

Gökmen Argun: Evet şehir planlama okudum, yüksek lisansım bölge planlama üzerine. Tezimi Prof. İlhan Tekeli’yle yaptım ve sanırım ufkumu ve hevesimi bu çalışmaya borçluyum. İnsan yerleşimleri, sınırları vs. çalıştıktan sonra rahmetli Prof. Gönül Tankut beni Doğal Hayatı Koruma Derneği’ne (DHKD) yönlendirdi. Canan’la (Orhun) yaptım mülakatımı. Diğer aday kabul edildi ama Canan beni de bırakmadı aldı kuruma. Böylece doğa koruma dünyasının o zamanki en önemli okuluna girmiş oldum. Gönül Hoca’nın evinde kutlamıştık kabul edilmemi, hep büyük bir destekti hocalarımız hala yakın takip eder desteklerler çalışmalarımızı. DHKD’de bir süre deniz ve kıyı çalıştım sonra meşhur İstanbul’un Doğal Alanları Projesini Andy Byfield ile yürüttüm. Çok şanslıydım. Haftada en az 3 gün arazide doğanın içindeydik, ayak basmadığım toprak kalmadı İstanbul’da. Topraklı botlarımı çıkarmaz oldum. Andy ile ya da olmadı Ercan Beyle (Yeni), İl Çevre ve Orman Bölge Müdürlüğü’ndeki arkadaşlarımızla arşınlardık koca İstanbul’u. Zengin doğasıyla İstanbul büyük bir okuldu hepimiz için. Sonra Doğa Derneği’nin kuruluşunda yer aldım. Doğa Derneği de büyük bir maceraydı, beraber de çalıştık seninle. Heyecan hiç eksik olmadı, ince ince emek verdik hep beraber.    

Yıldıray Lise: Şu an hangi kurumdasın. Yaptığın işten biraz bahseder misin lütfen?

Gökmen Argun: Şimdi Birleşmiş Milletler’de çalışıyorum. Küresel Çevre Fonu, Küçük Destek Programı’nda, SGP kısa adıyla bilinir. Sivil toplum kurumlarının çoğunlukla yereldeki küçük bütçeli projelerine hibe veriyoruz. Çok anahtar, çok kritik projeler bunlar.  

Yıldıray Lise: Türkiye’nin birçok yerinde doğa koruma çalışmaları yaptın. Başından ilginç olaylar geçmiştir. Bunlardan birkaçını bizimle paylaşır mısın lütfen?

Gökmen Argun: Nedense aklımda bir fotoğraf belirdi. Posof’a senin Damla (Akyıldız) ile beraber yürüttüğün Doğa Okulu’na geliyorum. Ardahan’a iki vasıtayla gelmişim. Kar var belimize kadar ve 4,5 saat küçücük bir kulübede alevleri taşan bir sobanın köşesinde yirmiye yakın asker ve bir o kadar yaşlı amcayla birlikte minibüs bekliyorum. Ön koltukta bir buzdolabı arkada tavuklar sallanarak gidiyoruz, araç yolda bozuluyor, itiyoruz, zar zor çalışıyor, bir tamirci bulana kadar gece çöküyor, üç saatte tamir atölyesindeyiz, dolmuşun bıraktığı noktadan bir süre de yürüyorum gece gece. Hep gülümsetir bu yolculuk beni. 

Bir de, o zaman GPS yok, Pendik’in kuzey tarafında karanlığın ortasında kaldığımız geldi aklıma. Zifiri karanlık. Ne ay ışığı, ne köy ışığı, hiç araç sesi de gelmiyor. Arabayı park ettiğimiz yerden bir buçuk saat yürüme mesafesi uzaktayız. Bir yöne güvenerek yürümeye başladık ama bir yandan da doğanın seslerinin tadını çıkardık. Araç sesi duyana kadar iki saate yakın yürüdük, anca çıkabildik oradan.

Yıldıray Lise: Bu çalışmaların içinde bugüne kadar en çok keyif aldığın çalışman hangisiydi?

Gökmen Argun: Ayırt etmek zor. Bu alanda çalışmak keyifli, ne yapılsa kıymetli diyebilirim. Doğa Derneği’nde Avrupa Parlamentosu’nda açtığımız “The Miracle of Nature: Turkey” adlı fotoğraf sergisi ve “Türkiye’nin Önemli Doğa Alanları” kitabı sonuçlarına çok inandığım çalışmalardı. Savunma alanındaki çalışmalarımızı da vurgulamadan geçemem. Hepsinde biraz dramatik, biraz da eğlenceli yanlar var. İki cildin ilk baskısını matbaaya yolladığım gibi hastaneye yatıp ameliyata alındım. SVS’de birlikte çalıştığım kitabın tasarımını yapan Ozan (Ayıktan) yığılıp kalmaya direndiği için ve Doğa Derneği’nde kim varsa işini bırakıp matbaaya koştuğu için bittirdik. Müthişti. İnancımız yüksek, bazen dozunu kaçırdığımız da olur, ama her zaman keyif aldık doğrusu. Kitaba Ali İhsan Gökçen ile 1000’in üzerinde fotoğraf seçtiğimiz günler de elbette keyifle anımsanır cinstendi.  

(Antalya, Tekirova)

Yıldıray Lise: Sana göre en önemli başarıların nelerdir?

Gökmen Argun: İstanbul’da 763 konutluk dev bir yatırıma karşı, dünyanın en nadir habitatlarından biri olan fundalıkları korumak için yaptığımız çalışma büyük bir sınavdı benim için. Yasal düzenlemeler, meclis kararları, bilirkişi raporlarına rağmen, resmi ve resmi olmayan tüm engellere rağmen 70’in üstünde sivil kurumun ortaklığının ve İstanbul halkının duyarlılığının bir eseri olarak başarılı olduğumuz bir çalışmadır. Bende yeri farklıdır. Tam olarak kaptırmış olduğum bir meseleydi. Hoş arkasından pek çok konu oldu ama bunun bende yeri hakikaten farklı. İki yıla yakın bir savunma ve akla gelmedik türden olaylar. Elbirliği ne kadar önemli orda bir kez daha tanık olduk. 

Yıldıray Lise: Bu süreçte hayal kırıklıkları yaşadın mı?

Gökmen Argun: Hayal kırıklığını ancak yalnız kaldığında yaşıyor insan. Beni ortak doğrularımıza hayallerimize inanan arkadaşlarım hiç yalnız bırakmadı. Bazen konunun kitlendiği ve çaresiz hissettiğimiz duvara çarpmış gibi hissettiğimiz oldu, ama beraber atlattık hepsini.

Yıldıray Lise: Bir doğa korumacı olarak soruyorum. Sence Türkiye doğasının korunmasındaki en önemli sorunlar neler? Türkiye neleri daha iyi yapabilir?

Gökmen Argun: Devlet birimleri karar alma süreçlerinde aynı masaya oturduklarında kendi kurumsal hedeflerini unutmamalıydı. Bir yatırım kurumu ile bir koruma kurumu uzlaşma arayışına aynı güçte girmeli birbirlerini sınamalı ve akla yatan geleceği her açıdan dikkate alan kararlar alabilmeliydi. Katılımdan, hedef çatışmalarından korkarak, uzlaşma sürecine arayışına imkan vermeyerek doğanın geçmişe göre daha çok kaybettiği bir sürece girdik. Ben biraz politika ve insan yerleşimleri alanından geldiğim için bir yandan da daha iyi bir yaşam nedir tekrar kodlanması gerektiğini düşünüyorum… Hem hafızalarımızda, hem de medya gibi karşılıklı konuştuğumuz alanlarda… Biraz üst ölçek oldu ama gerçekten iyi bir yaşamın ne olduğu konusunda yanılıyoruz.

Yıldıray Lise: İşinle ilgili olarak kendini geliştirmek için neler yapıyorsun?

Gökmen Argun: Okuyorum çoğunlukla, hangi konuda olursa olsun her okuduğumun içinde yaptığım ve yapmak istediklerimle ilgili bir şeyler oluyor. Ayrıca ulusal süreçler yanında uluslararası alandaki gelişmeleri takip ediyorum bazen fiilen yer alma fırsatı da bularak. Demek istediğim toplantılarda, bazen süreçlerde, bazen de iletişim ağlarında yer alarak. Geziyorum bir de, fotoğraf çekiyorum ama iddialı değilim fotoğrafta. Daha çok peyzaj konulu fotoğraflar çekiyorum, türler yerine.  

Yıldıray Lise: Takip ettiğin yazarlar, fikir önderleri mutlaka vardır. Bunlar kimler?

Gökmen Argun: Aslında sıkı bir takipçi sayılmam; ama Jane Jacobs var mesela şehircilik açısından birkaç yayınını, yazısını okuduğum. Okulda kitaplarını okuduğumuz biriydi geçmişte, şimdi daha geniş bilgim var hakkında. Prof. İlhan Tekeli var, ne yazarsa okumaya çalıştığım. Jane Goodall var mesela ilham veren bir kadın, müthiş bir hikayesi var. Kendi arkadaşlarımın da yazılarını okurum. Victor (Ananias) örneğin, huzur içinde yatsın, kitabı piyasaya çıksın diye dört gözle bekledim. Özcan (Yüksek),Güven (Eken), Çağan (Şekercioğlu), Uygar (Özesmi), ve sen de okuduğum kişilerdensin.   

Yıldıray Lise: Seni tanıdığım için yaratıcı yönünün kuvvetli olduğunu biliyorum. Tiyatro, müzik ve son dönemde resimle ilgileniyorsun. Üretiyorsun! Biraz anlatır mısın ne tür işler yaptın bu konularda?

Gökmen Argun: Aslında ağırlıklı olarak yaptığım yazmak. Ama öyle ete kemiğe bürünmüş değil daha. Oğuz Atay gibi arka arkaya anekdot sıralıyorum diyelim, bilmem onları bağlayan bir şey de gelişir mi zamanı gelince. Tiyatroda her köşede ama çoğunlukla oyunculuk dışındaki ışık, kostüm, afiş gibi noktalarda yer aldım. Oyunda da rol aldım ama doğrusu beni aştı oyunculuk. Müziği hala biraz farklı hatta trans halinde dinlediğimi söyleyebilirim. Resim karalardım eskiden ama beni kocaman tablolar yapmaya teşvik eden Aslı (Kutluay) oldu. Gerçek bir sanatçının komşusu olmanın faydaları işte. Sanat günümüzden fersah fersah ileriye ışık tutuyor aslında. Geleceği görmek ve şekillendirmek için hepimiz sanata yakın durmalıyız.

(Özcan Yüksek’in bir fotoğrafından esinlenme: Hindistan çölünde kadınlar)

Yıldıray Lise: Bugüne kadar sanatsal yönünle ürettiğin en güzel şey ne sence? Bunu nasıl yaptın?

Gökmen Argun: Şarkı sözlerim diyebilirim. Grubumuzun adı Ankh’tı. Mahmur rock orkestrası diye tanımlıyorlardı kendilerini. Sözlerim bestelendi şahane şarkılara dönüştü. Ben onlara bir süre menajerlik de yaptım. 60’ın üzerinde konser yaptık, İstanbul’da hatta sen de hatırlarsın Çıralı’da da çaldık. Bambaşka bir alemdeydik sanki. Çok keyifli ve yaratıcı bir dönemdi. Gençlik çağımızın gereği yaşıyor olduğumuz değişimin sözlerini yazıyordum sanırım. Sözler bana ait değil de kulağıma fısıldanıyormuş gibi olurdu, kaleme alır sonra ne oldu yahu diye şaşırır tekrar tekrar okurdum. Yani nasıl yazdığımı söyleyemeyeceğim. 

Yıldıray Lise: Unutmayalım “Eylül”ün annesisin. Annelik ve iş hayatı bir arada nasıl gidiyor?

Gökmen Argun: Eylül’ün annesi olduğum için çok mutluyum. Asıl sanat eseri o işte. Onun bu yaşlarında, 10 yaşında şimdi, annelik ve işi birlikte sürdürmek kolaylaştı. Daha öncesinde birkaç büyük ve karışık mesuliyeti bir arada yürütürken hepsini eksik yapıyorum diye düşünüyordum. O süreçte tecrübesizlikten kendine yükleniyor insan. Şimdi doğanın korunmasıyla, dertleriyle ilgili ilk yapacağı yorumları merakla bekliyorum. Doğaya yabancı olmasa da bir şehirli olarak yetişiyor nihayetinde.

(Gökmen’in kızı Eylül, Bafa Gölü)

Yıldıray Lise: En son görev yerin olan “GEF Küçük Hibeler Programı”na geri dönecek olursak. Neler yapıyorsunuz? Ne tür konularda kimlere hibeler veriyorsunuz?

Gökmen Argun: Tekrar hatırlatmış olayım 30 Mart’a kadar gelen projeleri değerlendireceğiz, sonrasında her zaman başvuru kabul ediyoruz. Hibe verebildiğimiz kurumlar; dernekler, vakıflar, kooperatifler, birlikler ve meslek odaları. Sayfamızda program önceklerimizi bulabilir ilgilenenler. Proje yazmak hayal etmektir, sanki hayata geçiriyormuş gibi tüm ayrıntılarını sonuçlarını bir film gibi önceden görebilmek. Biz biyolojik çeşitlilik, iklim değişikliği ve arazi bozunumu ile ilgili çalışmaları destekliyoruz. Bunlar aynı zamanda ulusal strateji dokümanlarımızdan SGP kapsamına giren öncelikler.    

(Kars’ta proje ziyareti)

Yıldıray Lise: Sence “GEF Küçük Hibeler Programı”nın en önemli özelliği ne? Hangi konularda başarılı buluyorsun?

Gökmen Argun: SGP çok özel ve zaman için ihtiyaca göre dikkatlice dönüşmüş ve geliştirilmiş bir hibe programı. Dünyada 120’nin üzerinde ülkede uygulanıyor ve bu ulusal programlar arasında önemli bir alışveriş de söz konusu. Gücü belki biraz buradan geliyor. Türkiye’de 18 yıldır varlığını sürdürmüş böyle bir program da yok. Pekçok özelliği ile tek denebilir. Mesela yüksek motivasyonu olan projeler gelir bize. Kamuoyu gündemine taşınmış Sivas kangalı, Tunceli sarımsağı, Beypazarı’ndaki Türkiye’nin ilk DoğaEvi, TaTuTa Çiftlikleri, Türkiye Tohum Ağı, EcoKaravan, Ankara keçisi, çöl varanı ve birçokları hep SGP tarafından desteklenmiş. Bilgi (Buluş) ve Özge’nin (Gökçe) özel çabalarıyla tarımsal biyoçeşitlilik alanında da benzeri olmayan çalışmalar desteklenmiş, buğdayın atalarından kavılcanın tekrar üretilmesi sonuçları olağanüstü bir proje örneğin.      

(SGP küresel ekibinin bir bölümü, Gana)

Yıldıray Lise: “GEF Küçük Hibeler Programı”nın sürdürülebilirliğinin sağlanması için ihtiyaçlar neler?

Gökmen Argun: Programın ulusal ve uluslararası kaynaklardan desteklenmesine ihtiyaç var. Küçük hibeler tüm dünyada en etkili sonuçları veren hibelerdir. SGP’nin bu alanda benzersiz bir deneyimi ve bilgi birikimi var. Yerelde ve hayatında ilk kez proje yazan kurumlarla çalışmanın onları uzun vadeli kazanmanın yolları şekillenmiş bu süreçte. Biz de programımıza aynı hedefe sahip ortaklar arıyoruz, kaynak büyüsün daha fazla yerele aksın istiyoruz. 

Yıldıray Lise: Bir sonraki hibe çağrınız ne zaman olacak? İlgilenenler size nasıl ulaşabilir?

Gökmen Argun: Az önce söylediğim gibi 30 Mart. Elindeki projeleri derleyip toparlayıp yollasınlar bize ilgilenenler www.gefsgp.net adresinde aradıkları bilgileri ve iletişim adreslerini bulabilirler.

Yıldıray Lise: Doğa koruma ve sürdürülebilir kalkınma konularında çalışmak isteyen gençlere neler önerirsin?

Gökmen Argun: Öneri verecek kadar deneyimli olduğumu söyleyemeyeceğim ama yerlerinde olsam sivil toplum kurumlarına gönüllü çalışmalarla katkı verir, geçmişte yoktu ama Doğa Okulu gibi kavram ve deneyime doğrudan dokunabilme fırsatı veren çalışmaları kaçırmazdım. Tabii en büyük okul doğanın kendisi, tüm fırsatlarımı orda olmak için değerlendirirdim. 

Yıldıray Lise: Gökmencim, bana vakit ayırdığın için teşekkür ederim. Bunlara ek olarak söylemek istediğin bir şeyler var mı?

Gökmen Argun: Çok teşekkür ederim Yıldıraycım, çok keyifliydi.

Gökmen’e yoğun iş programında bize zaman ayırdığı için teşekkür ederim. Umarım kendisini, çalışmalarını ve SGP ailesini tanıtma yolunda bir adım atabilmişimdir.

Eğer siz de SGP projesi hazırlamak veya mevcut projeler hakkında bilgi almak isterseniz www.gefsgp.net internet sitesini izleyiniz!

12mart2012

Fotoğraflar: Gökmen Argun arşivi

İZ TV “9 Sıcak Nokta Belgesel Kuşağı”nı nasıl hazırladı?

2011 Uluslararası Orman Yılı kutlamaları çerçevesinde İZ TV Belgesel Kanalı ile Küresel Çevre Fonu (GEF) destekli “Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi” ortakları Türkiye’nin 9 orman sıcak noktasını anlatan belgesel kuşağı hazırladı.

9 Sıcak Nokta Belgesel Kuşağı”nın her bölümü sanatçıların, bilim insanlarının, sivil toplum temsilcilerinin, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ve Orman Genel Müdürlüğü taşra teşkilatında görevli uzmanların katılımı ile çekildi ve düzenli olarak İZ TV’de yayınlandı.

“9 Sıcak Nokta Belgesel Kuşağı” yönetmeni Vedat Atasoy bu belgesel kuşağı ile ilgili Yıldıray Lise’nin sorularını UNDP Türkiye’nin aylık dergisi “Yeni Ufuklar” için yanıtladı.

(Fotoğraf: Yıldıray Lise – Yenice Ormanları çekimleri)

Yeni Ufuklar: İZ TV’yi bize kısaca anlatır mısınız?

Vedat Atasoy: Ben Vedat Atasoy, Murat Toy, Ahmet Sargın ve Coşkun Aral’dan oluşan kurucu ekip, Şarküteri Prodüksiyon çatısı altında Türkiye’nin ilk belgesel kanalı projesini hayata geçirdik ve “Her Şey Ardından Bir İZ Bırakır” sloganıyla 6 Şubat 2006’da yola çıktık. 60 kişilik çekirdek ekip ve 100’den fazla bağımsız belgeselcinin desteğiyle önce Türkiye’nin ardından da Avrupa’nın en iyi belgesel kanalı olduk. 2007 yılında Hotbird TV Ödüllerinde ”Avrupa’nın En İyi Belgesel Kanalı” ödülünü kazandık. Türkiye’nin saygın dijital platformu DIGITURK’ün 18. ve 182. kanalından ve 318. kanalından HD olarak yayın yapan İZ, şu anda Türkiye’nin en çok izlenen belgesel kanalı.

Yeni Ufuklar: 2011 “Uluslararası Orman Yılı” idi. Bu yılda birçok kurumla ortak çalışarak “9 Sıcak Nokta” belgesel kuşağını hazırladınız. Bu fikir nasıl doğdu?

Vedat Atasoy: Türkiye ve yakın coğrafyasının, kültürel ve tarihi zenginlikleri kadar doğası da bizim için anlatılması gereken öncelikli konulardan biriydi.  Bu sebeple kurulduğumuzdan beri birçok projeye imza attık. Bunlardan biri de geçen sene Küre Dağları Milli Parkı’nda hazırladığımız ”Küre: Doğaya Saygı” belgeseliydi. Bu belgeselin çekimleri esnasında İZ TV yapımcılarından Dilek Mayatürk ve UNDP Türkiye Ofisi’nden Yıldıray Lise bu projenin temellerini oluşturdular. Ardından yaptığımız detaylı çalışmalarla da proje hayata geçti.

Yeni Ufuklar: Bu belgesel kuşağı çekimlerinde hangi kurumlarla ve kişilerle işbirliği yaptınız?

Vedat Atasoy: Öncelikle “9 orman sıcak noktası” kavramının isim babası olan Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF-Türkiye) ve bizi bu projenin oluşumundan son anına kadar yalnız bırakmayan Yıldıray Lise kanalıyla UNDP Türkiye ile görüşüldü. Ardından Çevre ve Orman Bakanlığı ile irtibata geçtik. Orman Genel Müdürlüğü, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ve Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı ile protokoller imzalandı. Böylece aslında Türkiye’de çok da fazla örneği bulunmayan kapsamlı bir proje başlamış oldu. Belgesel projesinin sponsoru olan COLUMBIA’nın da desteğini unutmamak lazım. Ama bence en büyük teşekkürü, bu projede ”GÖNÜLLÜ” yer alarak, bu zor coğrafi koşullarda belgesel serisinin hayata geçmesini sağlayan usta oyuncular (bölüm sırasına göre); Erkan Can, Pelin Batu, Olgun Şimşek, Uğur Polat, Hakan Gerçek, Şevval Sam, Güven Kıraç, Mehmet Aslantuğ ve Serhat Tutumluer‘e etmek isterim. Onların içten hisleri ve doğanın korunması adına yapılan tüm çabalara gönüllü destekleri bu projenin başarısında en önemli faktördür. Ayrıca görsel olarak görkemli görüntüler elde etmemizi sağlayan kameramanlarımız; başta Oğuz Özdemir olmak üzere, Ethem Tosun, Aydın Kapancık veSerdar Sönmez’e de çok teşekkür ederim. Son büyük alkış da tüm bu projenin yükünü sırtında taşıyan Dilek Mayatürk’e gelmeli.

Yeni Ufuklar: 9 ayda 9 farklı yerde 9 sanatçı ile çekimler yaptınız. Başınızdan mutlaka ilginç olaylar geçmiştir. Bunlardan birkaçını anlatır mısınız?

Vedat Atasoy: Çok renkli insanlarla, çok renkli ve görkemli ama bir o kadar da zor coğrafyalara gittik. Elbette bu birçok unutulmaz anları da beraberinde getirdi. Ama özellikle 2 metre kar varken gittiğimiz ve 3-4 gün mahsur kaldığımız Karçal Dağları çekimi tam bir maceraydı. Erkan Can‘ın pozitif enerjisiyle tüm bu zorluklar neşeli bir yolculuğa dönüştü. Uğur Polat‘ın korkmasına rağmen, Baba Dağı’nın 2000 metre yükseklikteki parkurundan yamaç paraşütü ile atlaması bize de sürpriz oldu. Şevval Sam ile yoğun siste kaybolduğumuz anda sislerin içinden Hızır gibi çıkan Çoban Ahmet’i herhalde hiç kimse hayatı boyunca unutmayacaktır. Proje danışmanımız Yıldıray Lise’nin Hakan Gerçek‘i ve bizi saatlerce yürütmesi ve 1 saatlik yolların her zaman 2-3 saate çıkması unutulur şey değildi! Hatay’da Güven Kıraç ile yediğimiz şahane yemeklerin tadı hala damağımızda. Olgun Şimşek‘in kar yağdığı için sığındığımız ve yaktığımız ateşle ısındığımız harabe binada söylediği türküler hala kulağımda. Serhat Tutumluer‘in, ateş başında, doğanın koynunda huzur içinde uyuması da en sevdiğim fotoğrafların başında geliyor. Kısaca her yerde çok ama çok eğlendik. Bir an bile sıkılmadık.

Yeni Ufuklar: Her ay düzenli olarak yayınlanan kuşak belgeselleri bugüne kadar kaç kez yayınlandı?

Vedat Atasoy: Belgesel kuşağının 9 bölümü ilk bölümün yayınlandığı Mart ayından itibaren 2011 yılı içinde toplam 345 kez yayınlandı ve 4 milyondan fazla kişiye ulaştı.

(Fotoğraf: Ahmet Şükrü Elbir – son bölüm sonrası ekip fotosu (soldan sağa – Vedat Atasoy, Dilek Mayatürk, Yıldıray Lise)

Yeni Ufuklar: Sizce bu belgesel kuşağının önemi nedir?

Vedat Atasoy: İZ TV kurulduğu günden beri doğa koruma bilincinin aşılanması için bir çok proje gerçekleştirdi. ”9 Sıcak Nokta” da bu projelerden biri. Ancak bu projenin bence en önemli özelliği, Türkiye’de doğayı önemseyen kişilerin sayısının hiç de az olmadığını göstermesi olmuştur. Bu kadar usta oyuncunun bu projede yer alması toplumun birçok katmanındaki kişileri de hareketi geçirmiş ve toplumsal bilinç düzeyini arttırmıştır.

Yeni Ufuklar: Ormanlar ve doğa koruma konusunda 2012 yılında hayata geçirmeyi düşündüğünüz projeleriniz var mı?

Vedat Atasoy: Elbette. İZ kurulduğundan beri en çok önemsediğimiz konuların başında bu geliyor. Şahsen de doğa ve arkeoloji benim özellikle ilgi alanlarım. Ancak bu konular ile yapılan projelerin daha profesyonel yaklaşımlarla oluşması gerekiyor. Sponsorların ve devletin bu projelere maddi desteğinin artması çok önemli bir konu.

Not: Bu röportaj ilk olarak UNDP Türkiye’nin “Yeni Ufuklar” Dergisi’nin Ocak 2012 tarihli 73. sayısında yayınlanmıştır.

Röportajın İngilizcesi:INTERVIEW: 9 HOTSPOTS DOCUMENTARY SERIES

İZ TV tarafından hazırlanan Küre Dağları Milli Parkı tanıtım filmi

Önemli bağlantılar:

İZ TV “9 Sıcak Nokta Belgesel Kuşağı” hakkında detaylı bilgi

GEF destekli “Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi” 2011 Uluslararası Orman Yılı Etkinlik Raporu

Bu konuyla ilgili blog yazılarım:

9 SICAK NOKTA BELGESEL KUŞAĞI

“YEŞİL KÜRE” belgeseli 27 Temmuz tarihinde İZ TV’de!

 Türkiye’nin Orman Sıcak Noktaları 

Çalışırsan AYKUT İNCE olursun!

Yıllar önce tanıştım Aykut Abi ile. Türkiye’nin dokuz orman sıcak noktası konusunda ne zaman fotoğrafa ihtiyacımız olsa herkese destek veren biri olarak. Sonra dostluğumuz pekişti, o fotoğraf çekti ben bu güzel fotoğrafların bazılarının yer aldığı yazılar yazdım Türkiye’nin önde gelen aylık dergilerine.

Dikenli yolları aştı, hala aşmaya çalışıyor. Türkiye’nin neredeyse her yerinde ve yurtdışında fotoğraf çekimleri yaptı, bunları yayınladı.

Çok çalıştı ve Aykut İnce oldu.

Türkiye’de doğa koruma ve orman yangınları konusundaki hassasiyet oluşmasında önemli katkısı olduğunu düşünüyorum.

Yaban hayatı ve orman fotoğrafı denilince benim aklıma gelen ilk isimlerden biri o.

Ne tür zorluklar çektiğini en yakından bilen biri olarak sordum sorularımı, severek cevapladı.

Umarım siz de beğenirseniz bu söyleşiyi.

Y.L: Sevgili Aykut Abi, bugüne kadar birçok farklı kurumda çalıştın. Biraz kendinden ve çalışmalarından bahseder misin lütfen?

A.İ: 1961 yılında doğdum. Hemşin-Rizeliyim. İlk-orta ve lise eğitimimi Niğde’nin Ulukışla ilçesinde yaptıktan sonra Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Orman Fakültesi Orman Endüstri Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldum. Özel sektörde 1 yıl çalıştıktan sonra kamu sektörüne geçtim. Çalıştığım kurumun özelleştirilmesinden sonra 2000 yılında o zamanki Orman Bakanlığı bünyesinde oluşan uygun ortamda fotoğraf çalışmaları yapmaya başladım.

TRT’nin yaptığı “Yaban Koyunu”, “Kara Akbaba”, “Ayı-insan” belgesellerine fotoğrafçı olarak katıldım.  Ulusal dergilerde Orman Bakanlığı’nın faaliyetlerini anlatan ve doğa koruma hassasiyetlerinin yaygınlaşmasını sağlayan onlarca foto-röportajım yayınlandı.

“Türkiye Ormanları” konulu çalışmam Orman Genel Müdürlüğü (OGM) bünyesinde gerçekleşti ve kitaba dönüştü. Yine OGM bünyesinde yaptığımız “ Orman Yangınları” çalışmamız kitaba dönüşme yolunda.

Korunan alanlar ve yaban hayatı ile ilgili çalışmalarım devam ediyor.

Y.L: Bir orman endüstri mühendisi olarak fotoğraf maceran nasıl başladı ve gelişti?

A.İ: 1997 yılında bir fotoğraf makinası aldım ve fotoğraf çekmeye başladım. Kendime “Türkiye Ormanları”nı fotoğraflamak gibi bir hedef koydum ve her seyahatte bu amaca yönelik fotoğraflar biriktirdim.

Fotoğraf nedir ve iyi bir fotoğrafa nasıl ulaşılır sorusunu hep sordum ve profesyonellerden destek aldım.

Dünyada tanınmış fotoğrafçıların hayat hikayelerini okudum ve önemli fotoğrafların çekim hikayelerini araştırdım. Usta fotoğrafçıların cümlelerin içinde gizli reçeteler buldum ve bunları uyguladım.

Y.L: Son dönemlerde belgesel çekimleri de yapıyorsun? Bu konuda neler söylersin?

A.İ: Fotoğraf ve film çok farklı sanatlar. Fotoğraf için “o an”  önemli iken filmde hikaye öne çıkıyor. Fotoğraf ile sınırlı sayıda kişiye ulaşabilirken filmler TV kanalıyla çok sayıda insana ulaşmanızı ve mesajınızı iletmenizi sağlar. Ama fotoğrafın etkisinin uzun yıllar devam ettiğini unutmamak lazım.

Son yıllarda gelişen dijital teknoloji sayesinde artık herkes fotoğraf çekiyor ve bunları internet aracılığıyla paylaşıyor. Üretilen çok sayıda fotoğraf karmaşa yaratıyor ve bu ortamda ise iyi fotoğraf-iyi olmayan fotoğraf ayrımını kimse tam olarak yapamıyor. (İyi-doğru fotoğraf nedir? Bunu da tartışmak gerek!)

Belgesel film ise henüz herkesin yapabileceği bir sanat değil. Ancak hızla yaygınlaşıyor.

Y.L: Fotoğraf ve belgesel çekmek de amacın nedir? Bu konuda kendini nerede görmek istiyorsun?

A.İ: Fotoğraf, sinema veya diğer sanatların hedefi anlatmaktır.  Fotoğraf çalışmalarım özel projelerde yoğunlaşmak şeklinde devam edecek. Fotoğraftaki yerim çok özel karelerin peşinde koşmak şeklinde olacak.

Belgesel film projeleri olarak da yine yapılması gereken önemli konular var kafamda. Toplumda farkındalık kavramının gelişmesini sağlayacak çoğunlukla doğa konulu projeler bunlar. Bunları gerçekleştirmeye çalışacağım.

Y.L: Bugüne kadar en keyif aldığın çalışmalar hangileri oldu?

A.İ: En keyifli ve en zor çalışmam “Orman Yangınları” çalışmam oldu. Bu çalışma yapılış öyküsünün tüm fotoğraf tutkunlarının bilmesi gereken bir çalışmadır.

TRT – Orman Genel Müdürlüğü– Doğa Koruma ve Mili Parklar Genel Müdürlüğü ortak yapımı olan “Kara Akbaba belgeseli” çekimlerine çok istememe rağmen yeterince dahil olamadığım keyifli ve verimli bir tecrübe idi.

Yine yakında kitaba dönüşeceğini umduğum KUDÜS çalışmam tarih ve insan konularını içermesi nedeniyle farklı ama keyifli bir çalışmadır.

Y.L: Fotoğrafların birçok ulusal ve uluslararası yayınlarda yer aldı… Bazen ödüller aldın! Peki sana göre en önemli başarıların neler?

A.İ: Çok az ödülüm var. Ödül peşi sıra gezen biri değilim. Ödül; iyi bir işin karşılığında sanatçıya verilen bir şeyse eğer bu mekanizma Türkiye’de doğru çalışmıyor.

National Geographic Türkiye dergisinde ana konu olan “Orman Yangınları” foto-röportajım sonrasında National Geographic’in Amerika’daki merkezinden bana iletilen tebrik mesajı benim için çok önemlidir.

Y.L: Türkiye’de ve yurtdışında fotoğraf çekimleri yaptın… Başından geçen ve unutamadığın birçok anı vardır. Bunlardan birkaçını bizimle paylaşır mısın lütfen?

A.İ: Karşılaştığım bir genç, ne iş yaptığımı öğrendikten sonra bana nasıl çalıştığımı sordu. Biraz dinledikten sonra dedi ki “Sen bu gidişle Aykut İnce olursun!”

Y.L: Kendi çektiklerin içinde en sevdiğin fotoğrafın / belgeselin hangisi? Onun çekim öyküsünü bizimle paylaşır mısın lütfen?

A.İ: TRT, Orman Genel Müdürlüğü, Doğa Koruma ve Mili Parklar Genel Müdürlüğü’nün birlikte gerçekleştirdikleri “Kara Akbaba “ belgeseli çekimleri esnasında izlediğimiz yuvadaki yavru akbabanın Ağustos başlarındaki görüntüsü dikkatimi çekmişti. Ancak o yaz bu fotoğrafı çekemedim.

Bir sonraki yıl yine aynı tarihte kendimi hazırladım ve o noktaya geri döndüm.

Hava parçalı bulutluydu. Güneş ara ara kendini gösteriyordu. Güneşin olduğu bir zamanda yavrunun da fotoğraf açısının uygun olması gerekiyordu. Gizlendiğim çadır eğimli bir yerdeydi ve sürekli olarak çadırda aşağı kayıyordum. Sabah gün ağarmakta iken girip akşam karanlık çökerken çıkıyordum. Sanırım 4. gün işlem tamamdı ve ben bu fotoğrafı çektim!

Y.L: Fotoğraf ve belgesel çekimleri konusunda kendini geliştirmek için neler yapıyorsun?

A.İ: Cevabı çok basit. Dünyada neler oluyor bakmak lazım. Bol bol film ve fotoğraf çekmek ve en önemlisi hayal kurmak lazım. Konunuzla çok vakit geçirmeniz lazım. Eğer doğa çalışacaksanız doğada uzun süreler kalmanız ve orayı hissetmeniz lazım.

Y.L: Konusunda uzman fotoğrafçı veya belgeselcileri mutlaka takip ediyorsundur. Bunlar kimler?

A.İ: Fotoğrafçı olarak Frans Lanting’i takip ediyorum. Belgesel de ise BBC belgeselleri…

[Y.L. notu: Frans Lanting’in eserlerine www.lanting.com adresinden ulaşabilirsiniz!]

Y.L: Cevabını biliyorum ama yine de sormak istedim. Tüm bu uğraşın sırasında hayal kırıklıkları yaşadın mı?

A.İ: Türkiye’de gerçekten çok özel ve önemli projelerin niçin yapılamadığını görmek benim en büyük hayal kırıklığımdır.

Y.L: Senin başarılı çalışmalarını takip etmek isteyenler sana nasıl ulaşabilir?

A.İ: İsteyenler Facebook ve Gmail adreslerimden bana ulaşabilirler.

Facebook: https://www.facebook.com/#!/aykutince

Eposta: aykutince53(at)gmail(nokta)com

Y.L: Fotoğrafa merak sarmak isteyen gençlere neler önerirsin?

A.İ: Usta fotoğrafçıların fotoğraflarını ve çekim hikayelerini takip etmeliler.

Makine markası ve modeline objektifine takılmadan fotoğraf / film çalışmalılar.

Bol bol fotoğraf ve film izleyip bol çekim yapmalılar.

Y.L: Aykut Abi, vakit ayırdığın için teşekkür ederim. Söyleşimizin sonunda eklemek istediğin başka konular var mı?

A.İ: Bir insan topluluğu bir coğrafyada savaşarak, canlarını vererek devlet kurabilir. Ama medeniyet kuramazlar. Medeniyet ancak ve ancak bilim ve sanatla kurulur.

Aykut İnce’ye bu röportajıma vakit ayırdığı için çok teşekkür ediyorum. Tüm dikenli yollara rağmen fotoğraf çekmeye ve belgesel hazırlamaya devam etmesinin çok önemli olduğunu haykırmak istiyorum!

Eline sağlık Aykut Abi! Kolay gelsin!

30ocak2012

Fotoğraflar: Aykut İnce

 

Daha fazla Aykut İnce fotoğrafı görmek istiyorsanız!

Türkiye’nin Anonim Memelileri (TRAMEM) sitesindeki memeli fotoğrafları:  http://www.tramem.org/memeliler/?fsx=2fsdl18@d&kul=aykutince&kdx=7JQWqSzgNehpcJ9bSX0VUrpmIPwa2ldZUULaB@gee

Fotokritik sitesindeki fotoğrafları: http://www.fotokritik.com/kullanici/aykutince/portfolyo/hepsi/gf