4 doğa okuluna katıldım ama hala tadına doyamadım!

(Fotoğraf: Posof arazisinden bir kare)

2 ay önce Mart ayında Hopa’daki buluşmayla başlamıştı dostlukları, 8-10 Türk arkadaş toplanıp Sarp sınır kapısından zorlu ve rötarlı bir geçişten sonra Batum’da bir otelde karşılaştılar. Yıllarca ayrılık tohumlarının meyvelerinden istemeyerek nasibini almış kardeşleri ile ilk kez iletişime geçmenin şaşkınlığın izleri vardı yüzlerinde. 5-6 günlük birliktelikleri ile anladılar ki bugüne kadar geç kalmışlar tanışmak için, teşekkürlerle şükranlarını sundular Doğa Derneği’ne…

(Fotoğraf: Sabah etkinliği)

Çünkü doğa koruma çalışmaları ve yaşadıkları dünyayı algılamaları için toplamıştı Doğa Derneği onları. Türkiye’nin değişik yerlerinden, Azerbaycan’dan, Ermenistan’dan ve Gürcistan’dan  kardeşleri ile yaşadıkları doğaya saygı için toplanmışlardı. O kadar ısınmışlardı ki birbirlerine bugüne kadar belki de hiç yapmadıklarını yaptılar, mutfağa girdiler, oyunlar oynadılar şakalaştılar kardeşleri ile. Ayrıldılar ama sancısını duyarak geç kalmışlığın acısıyla ve 3 hafta sonra Posof’a onlar davet ettiler kardeşlerini, 1 haftada orda yaşadılar ve yaşadıklarının farkına vardılar. Doğa Derneği mayıs ayında da İspir’de toplayacaktı onları ama sabırsızlanıyorlardı. Zaman geçmiyordu, buluşmayı bekliyorlardı, tekrar kardeşleri ile paylaşmak için hayatı.

(Fotoğraf: Dünyaya kendi penceremizden bakıyoruz)

25 Mayısta bir kaç arkadaş buluştular Erzurum’da, beraber geçtiler İspir’e, bekliyorlardı kalacakları yerde kardeşlerini sabırsızlıkla, biraz geçte olsa gelmişlerdi yorgun argın, yarı Gürcü yarı Türk Özer eşlik etmişti onlara. Türk kardeşlerini görünce yorgunlukları geçti bir anda, onlarda özlemişti dostlarını. Yemek yediler sohbetler gece yarısını buldu, uyuya kaldılar öylece…

(Fotoğraf: Güven ve liderlik)

Sabah erken kalkmaya çalıştı bir kaçı, kaldıkları yerin tadını çıkarmak için saldılar doğaya kendilerini. İspir’e yakın Çoruh’un hemen kıyısında ahşaptan yapılmış bungalov evlerin arkasında güzelim orman ağaçları arasında sessiz sakin bir yer seçmişti onlara Doğa Derneği.

Sabah ilk öğrenmeleri, birbirlerini ne kadar tanıdıklarına ait bir testle başladı ve hepsi başarılıydı çünkü dost olmuşlardı kısa zamanda, sırdaş olmuşlardı, yandaş olmuşlardı yaşadıkları farklı coğrafyalara rağmen…

Önceden Yıldıray hocaları ve Damla verdikleri ödevleri sorguladı. Çoğu yapmıştı, ama zaten hayatlarının bir parçası olmalıydı bu ödevler, bunun farkındaydılar. Hocalarını iyi algılıyorlardı. 5 gün boyunca yapacaklarını ve yaşayacakları programı öğrendiler, hayatlarına zaten yön vermeye başlamışlardı. Bakış açılarını göstermek için bir kağıt parçasındaki delikten baktılar dünyaya, aralarındaki iletişimi başkalarına yaymak için, belki de bundan sonraki bireysel düşüncelerini insanlığa anlatmak için İLETİŞİM dersi aldılar Damla’dan, birbirleri ile yoğun iletişerek.

“Bir avuç fındık iyi gelir; Yersen…”  diyerek Yeliz ikramda bulunur Giresun’dan, yerler iyi gelir umuduyla…

(Fotoğraf: Arazi çalışmasından bir kare)

Çoruh’un azgın sularında yetişmiş alabalık pişirilir bir yandan, öğlen yemeğine hazırlanır, bu yemekte dostluklar pekiştirilir.  Yıldıray sürdürülebilir kalkınma dersindeyken, tam da fikirler uçuşurken, gök gürlemesiyle elektrik kesilir, duraksarlar bir anda, tam da sürdürülebilir kalkınmadan bahsederken olacak şey midir? Ama hayat hep böyle değil midir? Tam da depara kalkacağımız anda engellerle karşılaşmaz mıyız? 5-10 dakika aradan sonra yılmadan devam ederler, hayatı ve hayatın sürdürülebilirliğini sağlamak adına. Elektrik kesintileri ara ara devam eder. Loş romantik ve yağmur sesleri ile inleyen salonda hepsi hafif yorgun, hafif solgun, öğrenmenin verdiği zevkin ağırlığını taşırlar, vazgeçmez hocaları “zaman nakittir” der, düşünür… Dersin sonuna doğru o toprak senin bu dağ benim demeden sınırları kaldırırlar ve 4 ayrı ülke insanı bir araya gelip, bu bölgelerimiz için neler yapabiliriz, nasıl bu doğa katliamına dur deriz…

(Fotoğraf: Dr. Özge Balkız izleme konusunda ders anlatıyor)

Kıskanır yağmur, ağaç, çiçek ve kuşlar, keşke bütün insanlık bu üç-beş kardeşten ders alsa demeye başlarlar. Ağaçlar onların ahengini alkışlar dans ederler, bülbüller öter,   akkuyruksallayan biraz daha sallar kuyruğunu  onların coşku dolu hallerine ve çevredeki canlılar “Dünyada insanlık ölmemiş” der,  lisanı halleriyle alkışlar onları…

(Fotoğraf: Arazi çalışmasında Abdullah Keskin manzaraya hayran kalırken)

Akşamın gelmesiyle acıkmışlardır. İspir’e inerler, sohbetle karışık yemeklerini yerler, kendi içlerinde yasaları bile vardır. Hatta cezaları bile, kendi aralarında konuştukları zaman tatlı, dondurma ısmarlarlar. Gürcistan’dan kardeşim Lexo tatlı cezasını öder yemekten sonra saat 2’lere kadar sürer sohbetleri, uyurlar uyanırlar, birkaçı sabah erken kalkar dağlara salar kendini, sabah sporu bahanedir, birlikte geçirilecek zamanı genişletmektir amaçları…

Ders başlar Türkiye’deki örnekleri anlatır hocaları Yıldıray, Damla canlandırmıştır sabah onları, Eray fotoğraf karelerini almıştır zamanı durdurmak için. Film seyretmeye başlarlar, farklı bir filmdir. Bir de bakarlar ki kendileri tek değildir, çalışan çabalayan insanlar vardır, doğa uğruna. Mutlu olurlar…

Kastamonu’da Küre Dağları’nı gezerler, Antalya’ya iner kaplumbağaları severler, İstanbul’da ekolojik tarım yaparlar, bir anda bedenlerinden sıyrılırlar, sanki ruhları doğa koruma yapanlarla beraberdir, onlarla sevinir, onlarla üzülürler… Tam da dalmışken, bulutların üzerinde süzülürken bir anda İspir’e özgü kuru fasulye kokusu gelir, he birazcıkta acıkmışlardır. Tekrar İspir’de olduklarını hatırlar ve yemeğe geçerler. Yemek arasında röportajlar yapılır. Doğa okulu öncesi ve sonrası değişimlerini anlatırlar.

(Fotoğraf: Bahtiyar Kurt (turuncu polarlı) stratejik planlama anlatıyor)

Bir de bakarlar gözleri görmüyor, birbirlerinin elini tutmuş, arka arkaya bir yola çıkmışlar, en öndekinin gözleri onların gözü kulağı olmuş. Birbirlerine güvenin son noktasını yaşıyorlar. Liderleri görüyor, duyuyor, onların yerine karar veriyordu, bu onları birbirlerine daha da bağladı.

Derken Akdeniz foku ile tanıştılar, hayran kaldılar, aşık oldular. Cem kardeşimin kulağı çınlasın neredeyse onun kadar duygusaldılar. Birden Foka doyamazken Bahar Bilgen ile karşılaştılar. İzmit Körfezi’nde alan savunma konusunda kavgalı süreci yaşadılar. Dalıp dalıp çıktılar İzmit Körfezi’nin sığ sularına, bazen balık kartal oldular, bazen engel çıkaran bir bürokrat. Ne güzel anlatır Baharcım iyi yaşasın ki yaşatsın.

(Fotoğraf: Bahar Bilgen İzmit Sulakalan koruma deneyimini anlatıyor)

Ertesi gün erken kalktılar, dağlara, yaylalara, bayırlara koşmak istiyorlardı. Kahvaltıyı sabırsızlıkla yaptılar. Koşa koşa arabalara ve sonra yola koyuldular. Sağa sola bakıştılar. Sulara, ağaçlara, yollara ve dağlara baktılar. Israrla arabayı durdurup, yürüyerek hissetmek istediler beraberce hayatı. Tam yürümeye başlamışken… Yükseklerde dağların tepesine doğru bir kaya kartalının bakışları dikkatimi çekti. Selamlıyordu bu dostluğu. Onları gördükten sonra daha bir ahenkle uçmaya başlamıştı. Saksağanlar yol göstermeye başlamıştı. Devam ettiler doğa kendini bir başka gösterdi onlara alkışlıyordu her canlı sanki onları. Akşama kadar sürecek miydi bu güzellik, daha nelerle karşılaşacaklarını bilmeden devam ettiler. Vücutları yorgun düştü arabalara isteksiz ama meraklı gözlerle bindiler, dinlenmek istiyorlardı ama dinlenmediler, dinlenmek istemediler.

(Fotoğraf: Arazi çalışmasından bir kare)

Bir kızıl akbaba gözkırptı, bir şahin ben de buradayım dedi. Alakarga yolu kesti, tekrar inmek istediler. Yürüdüler… Merhabalar yükseldi doğaya, ayrılamıyorlardı içlerinden. Su daha güzel çağlıyordu, kuşlar daha hoş ötüyordu, ağaçlar raks ediyorlardı. Bir köyde köylülerle oturup yerel yemeklerini yediler, sohbet ettiler, bir anda onlar gibi yaşamak istediler, şehirlerden uzak hayatla iç içe. Çaylarını sabırsızlıkla içtiler. Tekrar saldılar dağlara taşlara kendilerini, bulundukları yerin Sıra Konaklar olduğunu öğrendiler. Sıra sıra konaklara baka kaldılar.

Sonra Geçitağzı köyüne ulaştılar. Kaçkarlar gözlerini dinlendiriyor, gökkuzgun dansa davet ediyor, keten kuşu, tarla çintesi, kiraz kuşu, kızılsırtlı örümcek kuşu ve kara tavuk başlarını döndürmeye başlamıştı. Güneş batarken bu sefer üzgün veda ediyordu, batmak istemiyordu, dağların arasından süzülerek zorlanarak ayrılıyordu. Son ışıklarını daha canlı vermeye çalışıyordu. Mest olmuşlardı. Şehirler dışındaki yaşamın bu kadar hareketli olacağını bilememişlerdi. Dönüş yolunda kopmak istemiyorlardı doğadan, kaya kartalı veda duruşunda onlara el sallıyordu. Acıktıklarını bile unutmuşlardı. Günü konuştular. Gece yarılarına kadar yorgunluklarını hatırlamak istemiyorlardı. Uyudular gülümseyerek, hayata söz verdiler. Bundan sonra doğaya saygı duyacaklardı. İnsan olarak verdikleri zarara engel olacaklardı.

(Fotoğraf: Damla ve Abdullah kulaktan kulağa fiskos yapıyor)

Yine sabah erken uyandılar bülbül sesleri ile, Yıldıray doğayı koruma ve planlama konusunda aldıkları kararları nasıl uygulayacaklarını anlattı yol gösterdi. İzlemenin önemini Özge Balkız paylaştı onlarla, stratejik planlama yapmaları gerektiği hakkında Bahtiyar Kurt deneyimlerini aktardı. Dolup dolup taştılar, yağmur ziyaret etti tekrar selam getirdi Kaçkarlardan.

Akşam oldu, gece oldu, neredeyse sabah oldu, son gecelerini yaşıyorlardı. Gün ağarana kadar sohbet ettiler, şakalaştılar, yine bedenleri bitap ve harap düştü ama gülümsüyorlardı. Gülerek uyuyorlardı, yüzlerinde bedenlerinden sıyrılmış, dünyayı kapsamış ruhlarının izi vardı.

Haykırıyorlardı sanki evrene, dostluğu, hoşgörüyü, saygıyı, tahammülü, sabırı, çalışmayı, dinlemeyi…

(Fotoğraf: Abdullah, Yıldıray Lise’ye Urfa işi bir hediye veriyor)

26-30 Mayıs 2008

İspir / Erzurum

Abdullah KESKİN

İletişim: keskinab(at)yahoo.com

Editörün notu: Abdullah Keskin bu yazıyı gönderip başlık ve fotolarla yazıyı düzenleyip yayınla deyince ben de böyle bir başlık attım! Abdullah ilki hariç tüm doğa okullarına öğrenci ve denetmen olarak katılan ve hepsini yerinde gören bir dostumuz. Umarım bundan sonrakilere de katılma şansı olur.

Fotoğraflar: Damla Akyıldız

Doğa Okulu: Sıcacık bir dost çayı

Uçak  biletimi  alıyorum  nereye mi? Van’a!

Tanrım  ilk  defa Ankara’dan  öteye  uçuyorum. Çok heyacanlıyım. Doğa Okulu  sayesinde yıllardır gitmek istediğim yerde olucam. Herseyin güzel  geçeceğini hissediyorum. Çünkü  ilk Doğa Okulu 2’nin buluşması Datça’da yapılmıştı  ve doğrusu tadı  damağımdaydı!! Dostunun kendi eliyle verdiği çay gibi, o çayla içtiğin tereyağlı köy  ekmeği  gibi!

Böyle  heyecanlıydım  işte  ikinci  ayağına katılırken… Öyleydi  işte  Doğa Okulu… Öyle  bir lezzeti  vardı…  Sanki  samimiyetin lezzeti! Yıldıray’ın gözlerinde hep  ‘’Yaa acaba birşey öğrenebiliyorlar mının, dur öğretirken eğlendirmeyi de unutmayayımın’’ tatlı bir heyacanı vardı. Bendeniz   projenin  mimarıyım, hocayım bilmemleyim havaları nerde? Biz o  havalara alışıktık  halbuki! Kasıntı, sıkıntı  belki  onlarca eğitim almıştık! Yıldıray  hoca  ve  Damla, Lale, Ferhat, Bahtiyar Hoca!  Hem hepsi  çok  zeki,  hem yaratıcı  ve hem de  fırlamaydılar!! Datça, Van, Kastamonu… Hem gezerken, hem onca bilgiyi edinirken hem de uygulamalı dramalarla olayları sanki  yaşarken ‘’’Vayyy  dedim insan isterse ne  kadar  faydalı bir işi kotarabiliyor!’’ Hem de ‘’bakın bakın ben ne yapıyorum!”un altını  çizmeden, sıcacık dost çayları dağıtır  gibi yapabiliyor!

Yıllar  geçmiş…  Galiba 6  yıl! Ve galiba kimseyi yüzyüze görmedim! Ama zamanın geçtiğini çok hissetmiyorum. Face’de görüşüyoruz… Bazen  tatlı tatlı  anıyoruz o günleri gülüşüyoruz..

Handaaan! Van’daki  yöresel  ev yemekleri  yapan lokantanın adı  neydi? Gene unuttum!!

Muraaat! Datça’dan  arayıp ‘’ Heee, heee… Ben neredeyim bil bakalım?’’ deyip  beni sinir  etme lütfen!!

Melihhh!  Biz  lavuk mu, yavuk mu neydik abi?

Turan, Abdullah!  Vallahii gelicem  bi gün Urfa’ya!

Bir daha bu kadar samimiyetle planlanmış ve kotarılmış bir başka eğitim projesine denk gelir miyim? Yine öyle heyecanlanarak alabilir miyim uçak  biletini?

Bir cümle var  kimindi  hatırlamıyorum  şöyle diyor: “Bazı insanlar büyüklüğünü geldikleri yerden alır, bazı insanlar ise geldikleri  yere  büyüklüğünü  verir’’.

Yok mu Yıldıray hocam yeni bir eğitim planı?

Seve seve heryere! 🙂

11Temmuz2012

Gözde Özelce

İletişim için: gozdeozelce(at)gmail.com

Fotoğraflar: Yıldıray Lise ve Damla Akyıldız

Hayatımın en önemli başarısı: DOĞA OKULU

(Doğa Okulu 1 – Gediz Deltası)

Uzun bir süredir bu yazıyı kaleme almaya çalışıyorum. Notlar alıyorum. Tamam şimdi yazacağım diyorum.

Ama sonra kayıp gidiyor elimden harfler.

Artık zamanı galiba. Oturdum yazıyorum şimdi.

Evet, aynen başlıkta olduğu gibi benim hayatımın en başarılı işi ve en çok zevk aldığım iş Doğa Derneği çalışmalarım sırasında yapmış olduğum DOĞA OKULU idi.

Geriye dönüp bakınca hep bir tatlı gülümseme ile anarım o zamanları.

Yıl 2005, Doğa Derneği’nde Yerel Teşkilatlanma Koordinatörü olarak göreve başladım. Bir de proje yürütüyorum. Projenin en önemli etkinliklerinden biri doğa koruma üzerine eğitim programı oluşturmak. Önce biraz düşündüm nasıl olmalı? Nasıl etmeli? Tüm dostlara sordum ve iyi bir analiz sonucunda 3 farklı dönemi olan bir eğitim programı oluşturduk.

Damla Akyıldız (şimdi Ergun oldu) o zamanda en önemli destekçim ve ana eğitmenlerimizden biriydi (ana eğitmenler ben ve o idik).  Uzun uzun tartıştık. Eğitimden neler bekliyoruz? Konular neler olsun? Nerelerde yapalım?

(Doğa Okulu 1 – Samsun)

En sonunda her ay, birer haftalık eğitimlerden oluşan 3 aşamadan oluştu okulumuz:

1. Aşama: Doğa Korumaya Giriş

2. Aşama: Sorun Analizi ve Çözüm Yöntemleri

3. Aşama: Doğa Korumada Sürdürülebilir Uygulamalar

Tüm hazırlıklardan sonra 2006 yılında ilk eğitimimize Samsun’da başladık. Kızılırmak Deltası ilk göz ağrımız olmaya devam etti sonra hep. Genelde kuş gözlemcisi birçok dostun katıldığı bu eğitimin hepsi içinde ayrı bir yeri var. Damla ile kah eğitim verdik, kah çay demledik. İleri ki günlerde dostlarda anıları yazınca daha çok şey anlatılır mutlaka. Sonraki ay Gediz Deltası ve ondan sonra da Şanlıurfa Birecik’te idik. Çok güzel anılarla bitti ilk okulumuz. Basında ve her yerde yazıldı çizildi.

Hemen ikincisi için hazırlıklara başladık. Bu okul da Datça, Van ve Küre Dağları Milli Parkı’nda yapıldı. Bu milli parkın ise hayatımda ayrı bir yeri var. O da başka bir yazının konusu.

(Doğa Okulu 2 – Datça)

İkinci okulda bize musallat olan ve sonraki tüm okullara katılan Abdullah Keskin dostum hayatımıza renk kattı doğrusu.

Hızımızı alamadık başka bir fon kaynağına proje sunarak bu sefer Doğu Karadeniz Bölgesi ve Kafkasya özelinde neler yaparız diye düşündük ve uyguladık. Doğa Okulu 3: Yusufeli, Ardahan Posof ve Artvin merkezde oldu. Aslında son bölümde Camili Biyosfer Rezervi’ne gidecektik ama Mayıs sonu olmasına rağmen yol hala karla kapalıydı.

(Doğa Okulu 3 – Artvin – Hatila Vadisi)

Okulu uluslararası boyuta taşıdığımız ve Gürcü dostlarımızın katılımıyla yaptığımız Doğa Okulu 4 ise Gürcistan Batum, Ardahan Posof ve Erzurum İspir’de yapıldı.

Beşinci ise tam beynelminel oldu: Türkiye, Gürcistan, Ermenistan ve Azerbeycan’dan katılımcılar ile Kars ve Rize’de uygulandı. Maalesef farklı bir işte olduğumuzdan buna katılamadık. Tarihiler iş yoğunluğumuzdan dolayı uygun olmadı.  Çok istedik Damla ile Doğa Okulu 5’de yer almayı ama mümkün olamadı.

(Doğa Okulu 4 – Gürcistan Batum)

Eğitimler süresince başta Bahtiyar Kurt, Gökmen Argun, Cem Orkun Kıraç, Güven Eken, daha sonraları Eray Çağlayan, Özge Balkız, Bahar Bilgen, Selda Bozbıyık ve ilgili yerlerdeki birçok sivil toplu kuruluşu ve bakanlık uzmanı dostumuz bize yardımcı oldu. Bu eğitmenler arasında Doğa Okulu 2’de bize farklı bir perspektif katan Ferhat Mahir Çakaloz’un ayrı bir yeri var bizde. J

Sonra birgün Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye Ofisi tarafından verilen “Gençlik Çalışmaları İyi Örnekler Ödülü”nü aldık. Sevincimiz daha da arttı.

Kısacası birçok güzel anımız var tüm dostlarla. Umarım onlar da anlatır.

Bu süreçte belki yukarıda adını yazmadığım ama hiç unutmadığım dostlarıma çok teşekkür ederim.

Dediğim gibi benim en önemli başarım: DOĞA OKULU.

Şimdi birçok dostumuz Türkiye doğasının korunması için çalışıyor, sivil toplum kuruluşlarında aktif rol alıyor veya kendi işlerinde bu eğitimdeki deneyimlerini kullanmaya çalışıyor.

Tek temennim Doğa Derneği’nin Doğa Okulu çalışmalarını devam ettirmesi.

(Doğa Okulu 3 – Artvin)

Doğa Okulu ile ilgili daha fazla bilgi için: http://www.dogadernegi.org/doga-okulu.aspx

(Fotoğraflar: Yıldıray Lise ve Damla Akyıldız)

hamdım piştim…

Asker dönüşü

Doğa koruma yolunda ilerledim

İlk günlerimde “ham”lık aktı her yanımdan

Sudan çıkmış balık gibiydim

Her şeyi en baştan öğrendim

Bazen ustalardan

Bazen deneyip yanılarak

Amanoslar,

Yenice Ormanları

Küre Dağları

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yol aldım

Dostluklar kurdum

Her gittiğim köyde

Anadolu’yu tanıdım

Teyzelerin, amcaların yüzünde

Elinde, nurunda…

Bu uğraşıda

Hep kayıplar yaşadık

Zaferlerle anacağımız

Birkaç anı var

O kadar

Yüreğe su serpilir gibi bunlar da

En azından biraz nefes

Ve umut veriyor bize

Bir nefes…

Tüm deneyimler ışığında

Doğa Okulu’nun temellerini attık

Dostlarımla

O “işte bir an” oldu benim için

Gençlerle birlikte öğrendik,

Eğlendik ve geliştik

Düşününce belki de en önemli başarım

Bir avuç gençle birlikte

Şanlıurfa, Van ve Posof’da arazi ve eğitimler yapmak

İşte o zaman “pişmişim”

Sonraları anladım bunu

12Kasım2010