Doğamızın Yabanıl Halleri: Korunan Alanlarımız

YL_valla kanyonu2

(Küre Dağları Milli Parkı, Valla Kanyonu)

Doğa koruma uzmanı olarak son yıllarda eğitimlerde en severek anlattığım ders “Hocam, korunan alan ne demek?” adını verdiğim derstir. Bu etkileşimli derste eğitime katılanların bilgi ve deneyimlerini harmanlayarak Türkiye ve dünyadaki korunan alanlarda bir yolculuğa çıkıyoruz. Bazı korunan alanı belgesellerden de olsa biliyor, bazıları Türkiye’de başta Milli Parkla olmak üzere bazılarını ziyaret etmiş, bazıları hemen yakınında yaşasa ve düzenli olarak ziyaret etse bile oranın bir korunan alan olduğunu bilmiyor.

Küre Dağları Milli Parkı çalışmaları sırasında tanıdığım Bartın Ulusluların Galip Amcası  “Madem, bu park, dünyaya armağan edilmiş, korumak için herkese görev düşüyor!” diyor. Galip Arslan, doğa koruma, sürdürülebilir kaynak kullanımı ve örgütlenme konularında bölgenin bilge kişisi. Yaşlı ama enerjisi ile birçok gence taş çıkartıyor. “Ulus Aşağıçerçi Güzelleştirme Derneği”nin başkanı olarak bölgenin Milli Park olarak koruma altına alınma sürecini en başından beri desteklemiş ve son yıllarda da kadınların örgütlenmesi ve ekoturizm, doğal üretim konularında kendilerini yetiştirmelerine önem veren çalışmalar yapan biri. Çalışmalarının diğer önemli hedef kitlesi ise “Panda Çocuk Kulübü” çatısı altında bir araya gelen ve seslerini Vali’ye bile duyuracak kadar cesur çocuklar…

Galip Arslan

(Galip Arslan)

Dünyada doğanın, kültürel değerlerin ve ekosistem hizmetlerinin korunması için ilan edilen farklı alan koruma statüleri var. Bunların ortak noktası devlet ve toplum tarafından özel koruma değerlerine sahip olan karasal, sucul ya da denizel alanlar olarak tanınması ve de korunmaları için bazı önlemler alınması gerekliliğidir. Dünyadaki en yaygın kullanımıyla korunan alanlar, Dünya Doğayı Koruma Birliği (IUCN) tarafından şöyle tanımlanıyor: “Doğanın ve ilişkili ekosistem servisleri/hizmetleri ve kültürel değerlerin uzun vadeli korunması amacıyla açıkça tanımlanan ve bilinen coğrafi sınırları olan, kendini bu alana adamış kişilerin olduğu, yasal veya diğer etkin yöntemlerle yönetilen alandır.”

Dünyada biyolojik çeşitliliği ve besinlerimizi korumak; toplumun dinlenme ve eğlenme gereksinimini karşılamak; Su, toprak ve hava gibi yaşam destek sistemlerini korumak ve doğal kaynakların sürdürülebilir yönetimi gibi temel ihtiyaçlarımız için korunan alanlara ihtiyacımız var. Korunan alanlar doğa korumanın en temel taşlarından biri olarak önemli yaşam alanlarının ve doğal kaynaklarının korunduğu ve sürdürülebilir kalkınma stratejilerinin uygulandığı bölgelerdir. İçme suyu, balıkçılık ve ormancılık gibi insanların sosyal ve ekonomik refahı için gerekli doğal kaynakların korunmasını sağlarlar. Korunan alanlar olmaksızın dünyamızın sağlıklı bir geleceği olabileceğini düşünmek bile mümkün değildir.

Son 40 yılda yapılan çalışmalarla dünyadaki korunan alanların toplam sayısı 200.000’i aşmıştır. Bu oran, dünya yüzölçümünün yaklaşık %14’üdür. Bunlardan ise yaklaşık %30’u etkin olarak yönetilmektedir. Diğerleri sadece kağıt üzerinde mevcutturlar.

Alan koruma statüsü deyince aklımıza ilk olarak “Milli Park”lar gelmektedir. Dünyadaki ilk milli park 1872 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde ilan edilen “Yellowstone Milli Parkı”dır. Bu koruma anlayışı 20. yüzyılda tüm dünyada yaygınlaşmıştır.

Ülkemizin ev sahipliği yaptığı biyolojik çeşitlik değerleri ve önemli doğa alanlarının bir kısmı farklı koruma statüleriyle koruma altına alınmıştır. Bu koruma statülerinin bir kısmı ulusal mevzuatımıza göre, bir kısmı da uluslararası sözleşmelere dayanarak oluşturulmuştur. Bugün, Türkiye’de yönetimi farklı kurumlar tarafından gerçekleştirilen, farklı türlerde pek çok koruma alanı bulunmaktadır. Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın merkezi ve yerel teşkilatları farklı koruma statüleri altında Türkiye’nin biyolojik çeşitliliğinin korunması yönünde çalışmalar yürütmektedir.

Türkiye’de korunan alan ilanı çalışmaları 1950’li yılların ikinci yarısında başlamış ve 1958 yılında Yozgat Çamlığı Milli Parkı ilan edilmiştir. Bugün, Türkiye yüzölçümünün yaklaşık %6’sı farklı korunan alan statüleriyle koruma altındadır. Bu sayı dünyadaki tüm korunan alanlar ele alındığında ortalamanın altındadır. Küresel stratejiler her ülkede bu oranın en az %10 olması gerektiğini gösteriyor.

2873 sayılı Milli Parklar Yasası’nda (Madde 2/a) “Bilimsel ve estetik bakımından, milli ve milletlerarası ender bulunan tabii ve kültürel kaynak değerleri ile koruma, dinlenme ve turizm alanlarına sahip tabiat parçalarını” olarak tanımlanan ve bugün daha çok doğa turizmi ve ekoturizm ile öne çıkan Milli Parklar korunan alanlarımızın en güzel örneklerini oluşturur. Türkiye’de Milli Parklar deniz ve kıyılardan, dağlara; deltalardan, ormanlara ve yaylalara; bozkırlardan, göl ve akarsu sistemlerine; derin vadiler ve kanyonlardan buzullara kadar çeşitli ekosistemleri temsil eder. Yani denizlerden Ağrı Dağı’nın doruklarına, sulak alanlardan bozkırlara, şehrin hemen yanında veya el değmemiş coğrafyalarda çok farklı alanlardan 40 güzide alan. 40 Milli Park içinde en küçüğü 267 hektar yüzölçümü ile Yozgat Çamlığı Milli Parkı ve en büyüğü 88.014 hektar ile Ağrı Dağı Milli Parkı’dır.

nemrutdagi2

(Nemrut Dağı Milli Parkı – Dünya Miras Alanı)

Son yıllarda korunan alanları sayıları giderek artsa bile dünyadaki türleri ve yaşamalarının kaybı hala devam ediyor. Dünyada ve Türkiye’de ulusal korunan alanlar ağını oluşturma ve yönetmelerinde çok önemli eksiklikler vardır. Özellikle Türkiye için daha çok alanın korunması özellikle deniz-kıyı, nehir ve bozkır habitatlarında yeni korunan alanlar ilan edilmelidir. Tüm korunan alanlarımızın etkin yönetimi günümüzde en önemli hedefimiz olmalıdır. Birçok sektör için önemli olan bu alanların markalaşarak bölgesel veya küresel en iyi uygulamalar arasında yer alması mümkün olabilir.

Ülkemizdeki birçok olumsuzluk ve yetersizliklere rağmen uzun yıllar çalıştığım Küre Dağları Milli Parkı’nın bugün Avrupa çapında elit korunan alanlar sertifikası aldığını görmek ümidimi artırıyor. Küre Dağları Milli Parkı “Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi” kapsamında yapılan çalışmalarla 2012 yılında PAN Parks (Korunan Alanlar Ağı Parkları) sertifikasını alan ilk milli parkımız oldu. Yani, Avrupa’nın olağanüstü doğal güzellikleri ile turizm arasında karşılıklı denge ve uyuma dayalı bir korunan alanlar ağı oluşturmak ve korunan alanların yönetiminde kalitenin arttırılmasını teşvik etmek amacını taşıyan PAN Parks ağının üyesi oldu.

Bölgede çalışmaların daha etkili olması için “Örgütlü toplum, güçlü toplumdur” diyen Galip Amca bölgede birçok derneğin kurulmasına da öncülük etti. Küre Dağları Milli Parkı çevresinde şimdi Galip Amca gibi birçok kişi ve Aşağıçerçi Derneği gibi birçok dernek var. Hepsi de parkın daha iyi korunması ve yönetilmesini istiyorlar ve milli parkın bölgelerine olan ilgiyi artırdığını söylüyor. Son görüşmemizde Galip Amca biraz daha umutluydu. “Milli park elimizde bir meşale gibi yolumuzu aydınlatıyor! Şimdi, PAN Parks sertifikası ile yolumuzu daha iyi aydınlatan ikinci meşalemiz oldu!” cümlelerinde gördüm bu umudu.

Türkiye’nin biyolojik çeşitliliği üzerindeki tehdit ve baskılar giderek artıyor. Mevcut politikalar, korunan alanların etkisini azaltmaya yönelik olsa bile, zaman korunan alanlara sahip çıkma zamanıdır. Gezi Parkı olaylarının başlattığı süreç TBMM’nin gündeminde olan Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu’nun gündemden çekilmesine sebep oldu.  Avrupa Birliği müktesebatına uyum sürecinde hazırlanan bu kanun başta 121 sivil toplum kuruluşunun üye olduğu Tabiat Kanunu İzleme Girişimi olmak üzere birçok kurum tarafından eleştirildi. Gezi Parkı ile başlayan bu çevre ve yaşam hakkı duyarlılığı süreci Türkiye’nin doğasının korunması, korunan alanlara verilen önemin artması ve sürdürülebilir kaynak kullanımı için de güzel bir adım olabilir.

Başta Milli Parklar olmak üzere tüm korunan alanlarımızı özellikle devletin merkezi ve yerel teşkilatında çalışan herkesin görmesi ve değerinin bilmesi gerekiyor. Bu alanlarla ilgili verilecek her türlü koruma veya kullanma kararları böylece daha sağlıklı verebilir. Geleceğimizin garantisi olan gençler ise sonraki yıllarda sosyal medyada “#direnmilliparklar” yazmamak için buraları görmeli, bu alanları sahiplenmeli ve korunmaları için çalışmalıdır.

Bu yazının uzun hali GEO Dergisi’nin Temmuz 2013 sayısında yayınlanmıştır!

Faydalı linkler

www.milliparklar.gov.tr

www.kdmp.gov.tr

www.panparks.org

Hocam, korunan alan ne demek?

Sunumlarımda “Korunan alan ne demek?” diye sorunca herkes kendine göre farklı bir cevap veriyor.

Bu konuda dünyadaki en etkin kurumların başında gelen Dünya Doğayı Koruma Birliği (IUCN) bu karışıklığı gidermek için üzerinde anlaşma sağlanmış küresel bir tanım geliştirmiş durumda.

(Fotoğraf: Küre Dağları Milli Parkı – Arıt Gürdek Kayalığı)

IUCN 1994 yılı tanımı: Özellikle biyolojik çeşitliliğin, doğal ve bununla ilişkili kültürel kaynakların devamlılığının sağlanmasına ve korunmasına hizmet eden, yasal veya diğer etkili yollarla yönetimi gerçekleştirilen karasal ve/veya denizel alanlar.

IUCN 2008 yılında güncellenen tanımı: Doğanın ve ilişkili ekosistem servisleri / hizmetleri ve kültürel değerlerin uzun vadeli korunması amacıyla açıkça tanımlanmış coğrafi sınırları olan, tanınmış, adanmışlık içeren ve yasal veya diğer etkin yöntemlerle yönetilen alandır.

(Fotoğraf: Küre Dağları Milli Parkı – Ilıca Şelalesi)

Yapılan çalışmalar ve dünyadaki koruma deneyimleri gösteriyor ki korunan alanların ekonomik, ekolojik, kültürel ve sosyal birçok faydası var:

1. Yaşam alanları tehdit altında olan bitki ve hayvan türlerine güvenli sığınaktırlar. IUCN kırmızı listesindeki türlerin %80’i korunan alanlar içerisindedir.

2. Birçok ana besin kaynağnaı (bitkiler, balıklar ve tıbbi bitkiler) ev sahipliği yapan yaşam alanlarını korurlar ve desteklerler

3. Kültürel, mimari ve geleneksel yaşamların korunmasına katkı koyarlar.

4. İçme suyu kaynağıdır. Yapılan son çalışmalar dünyanın 105 büyük şehrinin (New York, Pekin, Los Angeles, İstanbul, vs.) 33’ü içme suyu kaynaklarını korunan alanlardan sağlıyor. Peru’da yaklaşık 2,7 milyon kişi 16 korunan alandan gelen suyu kullanmaktadır. Bunun yıllık değeri 81 milyon Amerikan Dolarıdır. Yeni Zelanda Te Papanul Koruma Parkı’ndaki (22.000 ha) çayırlıkların sağladığı su yönetimi / dengeleme hizmetlerinin bedeli 95 milyon Amerikan doları olarak hesaplanmıştır.

5. Ekonomik destek ve iş olanağı sağlayarak yoksullukla mücadelede en önemli araçlardan biridir. Son yıllarda, korunan alanlar içinde ve çevresinde yaşan yöre halkına birçok farklı sektörlerde ekonomik olanaklar sunarak yoksullukla mücadele önemli araçlardan biri olmuşlardır. Örneğin, Guatemala’daki Maya Biyosfer Rezervi’nin yıllık geliri 47 milyon Amerikan dolarıdır ve 7.000 kişiye iş olanağı sağlamaktadır. Türkiye’de milli parklarda uygulanan alan kılavuzluğu uygulamaları buna güzel bir örnektir.

6. Fırtına, taşkın ve kuraklığa karşı engel ve tampon bölgeler oluşturarak doğal felaketlerin etkilerini azaltırlar.

7. Sürdürülebilir kalkınmanın en başarılı örneklerinin uygulandığı örnek yerlerdir.

8. Katılımcı karar verme ve yönetim anlayışıyla en iyi yönetişim modellerini ve örneklerini sunarlar.

9. Dinlenme olanakları sunan yerlerdir. Korunan alanlar, size doğayla baş başa olacağız ya da spor yapacağınız birçok olasılık sunar.

10. Çatışmaların çözümünde önemli araçlardır. Özellikle geçmişten gelen çatışmalar birçok korunan alanın yönetimi için unutulmuştur. Sınırötesi korunan alanlar, barış için parklar, vb.

11. İklim değişikliği ve etkileriyle mücadelenin en önemli araçlarından biridir. Korunan alanların iklim değişikliğine “doğal çözüm” olarak özel bir rolü vardır. Arazinin başka kullanımlara dönüşümünden kaçınmakta bilinen en etkin yönetim stratejisidir. Karasal karbon miktarının %15’ini depolayarak iklim değişikliği azaltım ve etkilerine uyumda eşsiz bir role sahiptirler. Korunan alanlar konusunda dünyanın önde gelen uzmanlardan biri olan Sue Stolton şöyle diyor: “Korunan alanlar olmasaydı, iklim değişikliği karşısında karşılaşılan zorluklar daha büyük olurdu. Bu alanların güçlendirilmesi, iklim krizine karşı en güçlü doğal çözümlerden biridir.” Korunan alanlar ormansızlaşmanın, su kaynaklarının umarsızca kullanımının ve mercanların yok oluşunun önünde durarak iklim değişikliği ile mücadelede en önemli araçlardan biridir.

(Fotoğraf: Kızılırmak Deltası Ramsar Alanı)

Tüm bu özellikleriyle korunan alanların sayısı son 40 yılda 9 kat arttı. 1970 yılında 2 milyon km2 olan toplam karasal korunan alanların yüzölçümü 2010 yılında 18 milyon km2 olmuştur.

Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) Dünya Koruma İzleme Merkezi’ne göre yaklaşık 150.000 korunan alan dünya kara yüzeyinin % 13,9’undan fazlasını kaplıyor. Bu oran denizel korunan alanlarda ise %1’den azdır. Bu korunan alanların sadece  yaklaşık %30’u etkin olarak yönetilmektedir. Diğerleri sadece kağıt üzerinde (İngilizce deyimi “paper parks”) mevcut.

Türkiye, tarihi ve sosyal açılardan olduğu gibi biyolojik çeşitlilik açısından da bir köprü ve kavşak noktası olarak yeryüzündeki 37 ayrı bitki coğrafyası bölgesinden üçünün (Avrupa–Sibirya, Akdeniz ve İran–Turan) kesiştiği coğrafya olması nedeniyle zengin bir biyolojik çeşitliliğe sahip. Ayrıca dünyada acil koruma altına alınması gereken biyolojik çeşitlilik açısından zengin 34 sıcak noktadan üçü de (Kafkasya, Akdeniz, İran-Anadolu) Türkiye’de buluşuyor. Bu özelliği ile Türkiye, Çin ve Güney Afrika ile birlikte, sınırları içinde üç sıcak nokta barındıran üç ülkeden biri olan Türkiye, endemik türleri ile kendi kuşağında biyolojik çeşitlilik açısından en önemli ülkelerden biridir.

Ülkemizin ev sahipliği yaptığı biyolojik çeşitlilik değerleri farklı koruma alanı statüleri ve farklı kanunlarla koruma altındadır. Bu koruma statülerinin bir kısmı ulusal mevzuata göre, bir kısmı da uluslar arası sözleşmelere dayanarak oluşturulmuştur. Türkiye’nin %5’ten biraz fazlası resmi koruma altındadır. Türkiye korunan alanlar sistemi içinde yer alan korunan alanlar listesi (Kasım 2011 verileri) aşağıda verilmiştir.

Korunan Alan Türü Korunan Alan Değeri Sayı
Milli Park Ulusal 41
Tabiatı Koruma Alanı Ulusal 31
Tabiat Parkı Ulusal 180
Tabiat Anıtı Ulusal 106
Yaban Hayatı Geliştirme Sahası Ulusal 80
Muhafaza Ormanı Ulusal 58
Doğal Sit Ulusal 1273
Özel Çevre Koruma Bölgesi Bölgesel 15
Ramsar Alanı Küresel 13
Biyosfer Rezervi Küresel 1
Dünya Miras Alanı Küresel 10

Türkiye’nin korunan alanlar sistemi içinde yer alan mevcut korunan alanları estetik, bilim, doğa koruma ve doğal güzellikler açısından sınırlı belirlenmiş önemli alanları içeriyor. Türkiye’nin korunan alanları deniz ve kıyılardan; Ağrı Dağı’na; deltalardan, Karadeniz ormanlarına ve yaylalarına; bozkırlardan, göl ve akarsu sistemlerine; derin vadiler ve kanyonlardan buzullara kadar çeşitli doğal ekosistemleri barındırıyor. Korunan alanlar nesli tehlike altında, endemik, dar yayılışlı birçok bitki ve hayvan türüne ev sahipliği yapıyor. Ayrıca, ekolojik özelliklerinin ve doğal güzelliklerin yanı sıra jeolojik, jeomorfolojik, peyzaj, tarihi, arkeolojik ve kültürel değerlere sahip alanları da içeriyor.

(Fotoğraf: Camili Biyosfer Rezervi- Maral Şelalesi)

Ancak hem tür, hem de genetik ve ekosistem seviyelerinde sahip olduğumuz bu çeşitlilik üzerindeki tehditler giderek artıyor.

Türkiye’de mevcut politikalar, korunan alanların gücünü azaltmaya yönelik olsa bile,  zaman korunan alanlara sahip çıkma zamanı.

Türkiye’de sadece resmi korunan alanlarımızı (ülkemizin %5’inden fazlasını) bile koruyabilsek büyük bir ulusal başarı elde ederiz. Tüm dünyada korunan alanlar artık geçmişte olduğundan daha güçlü ve değerleri gözardı edilemez durumda.

Kaynaklar

Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü: www.milliparklar.gov.tr

Orman ve Su İşleri Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü: www.ogm.gov.tr

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü: www.ozelcevre.gov.tr

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü: www.kulturvarliklari.gov.tr

UNESCO Türkiye Milli Komisyonu: www.unesco.org.tr

IUCN internet sitesi: www.iucn.org

WWF-Türkiye: www.wwf.org.tr

Doğa Derneği: www.dogadernegi.org.tr

Doğa Koruma Merkezi: www.dkm.org.tr

Doğa Araştırmaları Derneği: www.kad.org.tr

Küre Dağları Milli Parkı: www.kdmp.gov.tr

Korunan Alan Yönetiminde Hızlı Degerlendirme ve Önceliklendirme Yöntemi (RAPPAM) 2009 Türkiye değerlendirmesi: http://www.kdmp.gov.tr/RAPPAM2009SonucRaporu.pdf

Korunan Alanlar ve İklim Değişikliği Türkiye Ulusal Stratejisi: http://www.kdmp.gov.tr/haber_detay_tr.asp?haid=105

Doğal Çözümler kitabı: http://www.kdmp.gov.tr/haber_detay_tr.asp?haid=106

Daha önceki bir blog yazım: https://yildiraylise.wordpress.com/2010/09/13/korunan-alanlar-iklim-degisikligine-cozum/

Yeşil Atlas e-dergisinde yayınlanan “Korunan alanlar ve ikilim değişikliği” konulu yazım: http://www.yesilatlas.com/15/emagazine.aspx

UNDP Türkiye Yeni Ufuklar Programı’nda Mustfa Yılmaz ile Küre Dağları Milli Parkı çalışmalarınız anlatıyoruz: http://youtu.be/LV-VRnSEo5s 

UNDP Türkiye Yeni Ufuklar Programı’nda Başak Avcıoğlu Çokçalışkan ile korunan alanları anlatıyoruz: http://www.undp.org.tr/podcasts/tr/yeni_ufuklar_32.mp3

25ocak2012

Fotoğraflar: Yıldıray Lise

 

Küre Dağları Milli Parkı deneyimini izleyiniz!