Kara kaplı bir defter

Kara kaplı bir defter

 

İdi az önce bir hışımla

 

Kapattığım

 

 

Her sayfası bembeyaz

 

Tek bir satır yok içinde

 

 

Bu ilkbahar günü

 

Düşündüm nedir bu diye?

 

 

Bir rüya mı

 

Yok yok bir kabus!

 

 

Hatırlamaya çalıştım

 

Neydi bu defter diye?

 

 

Unutmak istemişim demek ki

 

Gecenin köründe aklıma düştü

 

O benim kara kaplı defterimdi!

 

 

Adına bakmayın onun

 

Aslında UMUT defterimdi!

 

 

Tek bir satır bulamayınca içinde

 

Hüsranmış yaşadığım

 

Ondan hızlıca kapamışım

 

Bir daha açmamak üzere!

 

 

Bak bu bahar sabahında

 

Ne erguvanlar

 

Ne aşk etmiyor

 

Bir mısra düşecek

 

O defterin içine!

 

 

Kapandı defter

 

Belki başka bir bahara, bir umut

 

Yaşama tutunma gayreti

 

Gurbette bir hasretlik

 

Kim bilir?

 

 

Belki yine bir “guguçççuk” sesi

 

Bir yerde

 

Bir satır olur düşer

 

Kavuşur toprağa

 

Masmavi kesilirim

 

 

Kim bilir?

 

Nerede?

 

Ne zaman?

 

Bir umut!

 

 

20mart2012 (gecenin körü)

 

Hey İstanbullu erguvan vaktidir!

Çık evden, gel boğaza!

Kabataş, Üsküdar veya Kabataş’tan

Atla bir vapura

ve selamla erguvanları…

 

Bu sene 2 hafta geciktiler

Yağmurlarla eski renklerinden uzaklar

Ama sen çık dışarı ve seyret bu güzellikleri!

 

Sadece 1 saat içinde bile

bin civarında erguvanı görebilirsin!

Yeter ki sen çık Boğaza

ve atla bir vapura!

Yıldız Parkı

Yahya Efendi Mezarlığı

Hele Ortaköy Arnavutköy arası

Aşiyan mezarlığı

ve Rumelihisarı

Değme keyfine erguvani rengin

 

Döner ordan Boğaz turu

Doya doya bak Kanlıca sırtlarına

Mihrabat ormanına

İlerlerken vapur Üsküdar’a doğru

 

Hele Vaniköy sırtları

Sevda Tepesi

Cemile Sultan Korusu

Çengelköy

ve Fethi Paşa Korusu

Değme keyfine erguvani rengin

Deniz tutar beni diyorsan

Karadan seyreyle bu şenliği

Git Boğazdaki korulara

Yıldız Parkı’na

Kanlıca yamaçlarına

Haliç kıyısına

 

Çık Sultanahmet meydanına

Yaşlı erguvanları selamlamak için

Firuzağa camii çevresi

Milon anıtı

ve Haseki Hürrem Sultan Hamamı çevresi

Olmadı en yakın parka git rastlarsın

Mutlaka bir erguvana

Doya doya seyret!

Baharın bol aydınlık olsun hey İstanbullu!

Erguvana boyanmış her yerin

Bak vakit geçiyor!

Gel sen

çık Boğaza!

 

8mayıs2011 (anneler günü)

 (Fotoğraflar: Yıldıray Lise)

Erguvan Kitaplığı

“Erguvana şiir söyleme, anlatamazsın. Kendisi şiir. Gör ve duy, kâfi.”

(A. Süheyl Ünver, Erguvan ve Boğaziçi, 1966)

 

 

Nisan ayı geldi

 

İndirdim erguvanla ilgili tüm kitaplarımı raflardan

 

 

Satır satır göz attım yine

 

Daha iyi anlatabilmek için erguvan bayramını

 

Her detayıyla

 

 

Bursa’da Ramis Dara öncülüğünde

 

Bursa Büyük Şehir Belediyesi Yerel Gündem 21 ve diğer kurumlarca

 

hazırlanan “Erguvan Bayramı”, “Erguvan Zamanı”, “Erguvan Muhabbeti”, “Emir Sultan ve Erguvan” yayınları

 

Hilmi Yavuz’un “Erguvan Sözler” şiir kitabı

 

ve Adil İzci’nin “Ağaçlar Kitabı”

 

Sadece erguvanları değil birçok ağacı anlatan

 

Bir başucu kitabı

 

 

Erguvanlarla ilgili okuyalım ve kendisini keyifle izleyelim!

 

 

3Nisan2011

 

 

Okuma Önerileri:

 Adil İzci. 2004. Ağaçlar Kitabı. Toroslu Kitaplığı. www.toroslu.com

 

A. Haluk Dursun. 1999. İstanbul’da Yaşam Sanatı. Ötüken Neşriyat A.Ş.

 

Enes B. Keskin (Editör). 2007. Emir Sultan ve Erguvan “ Toplumsal Bir Çağrı”. Bursa Büyükşehir Belediyesi

 

Hilmi Yavuz. 1989. Erguvan Sözler. Can Yayınları.                                                                                                             

Ramis Dara (Yayıma Hazırlayan). 1998. Erguvan Bayramı (3. Bursa Edebiyat Günleri). Bursa Büyükşehir Belediyesi Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı Yayınları.

 

Ramis Dara (Yayıma Hazırlayan). 2002. Erguvan Zamanı. Bursa Büyükşehir Belediyesi Yerel Gündem 21 Yayınları.

 

Ramis Dara (Yayıma Hazırlayan). 2005. Erguvan Muhabbeti. Bursa Büyükşehir Belediyesi Yerel Gündem 21 Yayınları.

 

İnternet Sitesi:

Erguvan Dostları: http://www.erguvandostlari.com/  (Çok yakında açılıyor!)

 

Diğer Okuma Önerileri:

 Bülent Akkurt. 2004. Erguvanlar Açarken. Altın Kitaplar Yayınevi.

 

Oya Baydar. 2004. Erguvan Kapısı. Can Yayınları.

 

William Stearns Davis. Erguvan Güzeli. İnkılap Yayınevi.

ERGUVANİ ALINTILAR

Erguvanlar üzerine kağıtlara dökülen düzyazı metinleri ve güzel sözler…

 

“Kültürümüzde gülden sonra adına bayram yapılacak ikinci çiçek erguvandır”

(Ahmet Hamdi Tanpınar)

**

“Erguvan şenliği, baharın bütün güzelliğiyle kendini gösterdiği erguvanların rengârenk açtığı günlerde Emir Sultan halife ve müridlerinin, Osmanlı ülkesinin dörtbir yanından kalabalıklar hâlinde Bursa’da Emir Sultan dergâhına gelerek, bir hafta boyunca zikr u tevhid icra etmeleri, diğer tekke ve dergâhları ziyaret ederek sohbete katılmalarıdır. Bir hafta süren bu fasıl çeşitli toplantılar, davetler, şehir gezileri ve benzeri cemiyetlerle şenlenir; bu durum, şehirde bolluk, bereket ve meserret olarak algılanırdı.”

(Ahmet Hamdi Tanpınar)

**

“Her sene yalıya dönünce baharın genç tenli, uzun boylu, mavimtrak günlerine kavuşurduk. Hayat sanki yeniden doğar, ağaçlar yeşillenir, beyaz ve pembe çiçekleri ve erguvanlar da lalden alevlerini açarken. Çiçek kokularıyla dolgunlaşan hava gönlümüzü bir saadetle kaplar. Herşey kolaylaşmaya, revanlaşmaya başlar… Boğaziçi’nin kendine mahsus tatlı bir sessizliği ve onunla içiçe geçen, bütün günler ve geceler boyunca devam eden ve değişen kendine mahsus sesleri vardır…”

(Abdülhak Şinasi Hisar)

**

“Biz, İstanbul ve Boğaz’ı ihmal edenlerin, tabiatın Boğaziçi’ni pembeleştiren erguvanlarından haberi yoktur.”

“Neden İstanbul’da mayısa erguvan demezler, neden Boğaziçi’ne ‘Erguvan Boğazı’ demezler?”

“Erguvanı Boğaz’da görmeli, karadan geçip gitmek hem Boğaz’a hem de erguvana hakarettir.”

“Erguvan yerlerinde gidip görülse, meselâ Boğaziçi vapurlarının ters istikamete giden boş zamanlarında her iki sahili görecek bir yerine oturup temaşaya dalınsa, şu ilhâmları insanoğluna verebilir mi dersiniz? Verir, hem fazlasıyla.”

“Erguvana şiir söyleme, anlatamazsın. Kendisi şiir. Gör ve duy, kâfi.”

(A. Süheyl Ünver, Erguvan ve Boğaziçi, 1966)

**

 “Ergavân, kırmızı renkte bir çiçek. Rengi dolayısıyla şarap ve dudak ile birlikte anılır.”

(İskender Pala,  Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, 1989)

**

 “Marmara’da, Boğaz’ın sularında gün batımlarının ayak izleri hala erguvandır. Şeker pembeliklerinden portakal kızıllıklarına alacalanan renk cümbüşü… Bir zamanlar bu kıyıların yoğun yeşilliklerine, uzaklarda kat kat açılan sabahın mavi sisine vurup durmuş mor alacası da erguvan şenliğiyle tanımlanır…”

(Adalet Ağaoğlu, Erguvan Fısıltıları, 1996)

**

‘Eski İstanbullular, özellikle Boğaziçi sakinleri cemrelere, nevruza dikkat etseler de asıl baharın geldiğine erguvanların çiçek açmasıyla kani olurlardı. Dev gibi çamların, çınarların, kestanelerin arasında kaybolmuşken nisan sonlarına doğru birdenbire çıldıran çiçekleriyle baharın saltanatını onlar tek başına yürütür. 1940’larda, adı çoktan değişmiş de olsa halâ Şirket-i Hayriye denilen vapurların gedikli yolcuları, kaptanın sanki her seferinde Boğaz’ın gizli bir köşesini göstermek ister gibi usta manevralarıyla, hiç beklemedikleri küçük bir dönüşünde tepelerde, yamaçlarda, kıyılarda, köşklerin, yalıların bahçelerinde açık mor mu, eflâtun mu, pembe mi, hayır hiçbiri değil, o kendi ismini taşıyan rengiyle erguvanlarla karşılaşırlardı. O zaman, hilkatin ustalar ustası ressamının fırça darbeleriyle bütün Boğaz, göğü ve deniziyle erguvan olurdu.”

“Ufku bir fırçada has bahçeye döndürdü bahar

Erguvan göklerin altında sular leylâkî…”

(Orhan Okay, Boğaziçi Hâlâ Güzel, 2002)

**

 “Aşağı yukarı pembedir erguvan. Hafifçe, gizlice mavimsi. Ama öyle her hangi bir mavi de değil; çivit mavisi vardır ya bildiğimiz, işte o maviye çalar gizlice. Erguvan, o muhteşem renk, çokça şarap kırmızısı, pek az çivit mavi ve bolca beyaz ile ulaşabileceğiniz fevkalade zengin bir renktir. Burada renklerin ton farklılıklarına girmek olanaksız, ama yine de şu kadarını söylememe izin verin; beyaz kadar açık değil, siyah kadar asla değil, orta-açık tondaki bir gri kadar açılmış, ışıklı bir renktir erguvan. Buna karşın, ana renkler arasında adı geçmediği gibi, nedense biz renk kullanıcıları da ona erguvan demeyi ihmal ederiz. Sözlüklerde böyle bir renk için; mavimsi pembe gibi tanımlar yer alır… Neden? Zira boyalardaki bu renk, bu muhteşem çiçekten değil ama Lübnan kıyılarına vuran bir deniz kabuklusundan elde edilmiştir.”

(Mehmet Yaşin, “Ünay Kızıltan”ın erguvan rengini anlatan  cevabı, 2004)

**

Yalnızca erguvanlar kaldı

Çocukluğumun Ankara’sından hatırladığım iki tuhaf şey var. Birisi sokağımızdaki büyük erguvan ağacı, öteki de leylak ağaçları. Ne erguvan çiçeklerinin rengi ne de leylakların kokusu uyuşurdu o zamanlar Doğu Bloku başkentlerine benzeyen Ankara’nın ağır havasıyla. Ama erguvan çiçekleri bu uyuşmazlığa aldırmadan, kısacık bir süre için bile olsa, o ağır havalı kente, inanılmaz bir güzellik katmayı sürdürürlerdi inatla.

Sokaktaki büyük erguvan ağacı bütün bir yıl öyle sakin, sessiz durur, sonra birden aykırı renklerini sergileyen çiçeklerini açıverirdi baharda. Ciddi bir ortamda ayıp bir şey söylemiş bir çocuğa benzerdi o haliyle. Hangi gün çiçek açacağına iddiaya girerdik. Bazen iddiayı kimin kazandığını bile anlayamadan kaybolur giderdi çiçekleri. Leylaklar da erguvan çiçekleriyle aynı anda açardı. Yanlarından geçerken insanın genzini yakacak kadar yoğun kokarlar ve sanki erguvan ağacının kokmayan çiçeklerinin kusurunu örterek onun başkaldırısına eşlik ederlerdi.

Ankara’nın Doğu Bloku ülkelerinin başkentlerine benzediğini bilmezdim o zamanlar. Çünkü Doğu Bloku başkentlerini bilenimiz olmadığı gibi, o zaman oralarda egemen olan sistemin koyduğu yasaklar nedeniyle doğru dürüst resimlerini bile görmüşlüğümüz yoktu. Çocukluğumdaki Ankara’nın Doğu Bloku başkentlerine benzediğini anladığım sıralarda Ankara çoktan Ortadoğu ülkelerinin başkentlerine benzemeye başlamıştı.

Şu sıralar çiçek açtıkları için nerede bir erguvan ağacı görsem basıyorum frene ve duruyorum. Arkamdan korna çalanlara hiç aldırmadan İstanbul’un her geçen gün çirkinleşen çevresine meydan okurcasına aralardan bir yerlerden fırlayıp çiçek açmış olmalarına şaşkınlıkla bakakalıyorum. Nerede bir erguvan ağacı görsem bir başkaldırı eylemi geliyor aklıma. Sanki kentin o giderek yok olan çeşitliliğini sürdürmeye çabalayan gizli bir örgütün üyeleri gibi aynı anda bir yerlerde çiçek açıyorlar. Ankara’dayken de öyle düşünürdüm. Bir yerlerden erguvanlar açar, kentin gri tonlarını renklendirir, adeta tekdüzeliğe meydan okur, çiçeklerinin olağanüstü rengini bir başkaldırı destanı gibi gözlerimizin içine sokardı.

İstanbul’da çok sık görmeye başladım erguvan ağaçlarını. İstanbul’un meydanlarına yapılan o ucube demirden ağaçları içlerine sindirememiş olsalar gerek ki protestoyu güçlendirmek için giderek çoğalıyorlar sanki. Kısacık süreli bir protesto bu. Hepsi hepsi on beş, yirmi gün. Sonra kaybolup gidecekler. Yani bütün o başkaldırı yalnızca on beş yirmi gün sürecek. Sonra yine o kimin, niçin yaptırdığı anlaşılamayan çirkin, demirden ağaçlarla kalacağız orta yerde.

Her gördüğünüz yerde durup bakın erguvanlara. Çünkü yalnızca onlar kaldı çirkinleşen, tekdüzeleşen çevreye başkaldırıyı inatla sürdüren.

(Mahfi Eğilmez, 2004)

**

“Bahara, Boğaz’a ve dolayısıyla İstanbul’a en yakışan şey Erguvan.”

(Tuğba Tarakcı, 2008)

**

“Çınar ağaçları Devleti, Erguvan ise Halkı temsil eder”

(Ayşe Yandayan, 2009)

**

“Erguvanlar açtığında İstanbul bir başka işvelidir. Başka sevilir. İstanbul yârin rengidir, yâr İstanbulludur; gönlümüze nirengidir. Ol dilrüba İstanbul’da daha çok sevilir.

İstanbul biraz da Bâki’dir, hoş sadası duyulan. Sümbülzâde Vehbi’dir muzırca, Şeyh Galip’dir edeplice. Daha ziyade Nedim’dir çapkınca. Acem mülkü nedir ki, bir sengine canlar feda edilir. İstanbul, erguvanlar açtığında karşılıksız sevilir…”

 (İbrahim Kilik, 2010)

Nisan 2010 İstanbul erguvan gözlemleri

17 ve 18 nisan 2010 İstanbul erguvan gözlemleri: minimum 915, maksimum 1040 tane.

İstanbul tren yolu – Bostancı’ya kadar: 30 tane.

Bostancı gar – liman arası: 10 tane.

Burgazadası: 74 tane.

Taksim civarı (Gümüşsuyu dahil): 7 tane.

Fındıklı ve Tophane: 3 tane.

Boğaz turu – Eminönü – Fatih Sultan Mehmet Köprüsü arası (Avrupa yakası): 398 + 125 (yaklaşık sayı – Rumeli hisarının altındaki mezarlık tam olarak sayılamadı).

Boğaz turu – Fatih Sultan Mehmet Köprüsü – Eminönü arası (Anadolu yakası): 381 tane. Sultanahmet ve Eminönü: 11 tane.

Haliç: 1 tane.

Toplam sayı: 915 + 125 (yaklaşık sayı – Rumeli hisarının altındaki mezarlık tam olarak sayılamadı)

 

Gözlem Ekibi: Yıldıray Lise ve Ferdi Akarsu