Eylül gelmiş!

Dediler Eylül gelmiş!

Erkenden kalktım.

Giydim bayramlıklarımı.

Pencereyi açtım.

Bozkırın güzeli Ankara’ya bakıp derin biz nefes aldım.

Hafifçe üşüdüm.

Dalıp gitmişim öylece.

*

Griler arasında gökkuşağı doğmuş dediler.

Anladım Eylül gelmiş.

Yolculuk vaktidir dedim.

Mutlandım.

1eylül2013

kizilay_konur_sokak

En sevdiğim aylardan olan Eylül ile ilgili diğer yazılarım:

Eylül geldiii haaaanım! 

Ah eylül!

Yolculuk düştü içime, bu eylül de!

Eylülün izi var hepimizde! 

Fotoğraf: Yıldıray Lise, 1eylül2013. Ankara, Kızılay, Konur Sokak.

Şehir planlama öğrenciliğinden doğa korumacılığa Gökmen Argun’un serüveni

Gökmen Argun ile 2001 yılından beri yollarımız hep kesişti aynı amaçlar uğruna aynı çatılar altında birlikte yol aldık. Ondan birçok şey öğrendim. Doğa Okulu’nda en önemli eğitmenlerimizden biri olarak deneyimlerini bizimle paylaştı. Şimdi Küresel Çevre Fonu, Küçük Destek Programı (SGP) ailesinin bir üyesi olarak sivil topluma desteğini sürdürüyor.

Kendisini bunları söylemeye utanarak söylediği 3 kelime ile şöyle tanımlıyor: Tutkulu, hayalperest ve kendi gördüğü gibi göstermek ve hissettirmek için çabalayan…

Umarım bu röportaj ile Gökmen’i ve çalışmalarını sizlere yakından tanıtma fırsatım olur.  

 

Yıldıray Lise: Sevgili Gökmen, seni sivil toplum kuruluşlarındaki çalışmalarınla tanıdım. Çoğu zaman birlikte çalışma şansı da yakaladık. Biraz kendinizden bahseder misin lütfen?

Gökmen Argun: Ne mutlu ki birçok ekipte beraber çalıştık daha da çok çalışacağız Yıldıraycım. Ben Bursa’lıyım biliyorsun. Tam bir mahalle hayatı ve sokak çocukluğu. Lisedeyken dağcılık lisansımı aldım, sokaklar yanında Uludağ da hayatıma girdi bu şekilde. Üniversite için Ankara’ya geldim, ardından İstanbul sonra yine Ankara. Müzik ve tiyatroda aktiftik o sıra, gece provalar vs ne zaman uyurduk ders çalışırdık pek hatırlamıyorum. Bunlar yanında spor karşılaşmaları ve gösterilerini de kaçırmazdık. Ben de bazen salonda bazen sokaklardaki bu gösterilerin içinde bulundum. Renkliydi ama doğanın renkleri daha fazla gözümü almış olacak ki kendimi bu alanda buldum. Dingin ve yumuşak sesli bu cümbüşe yani doğaya dikkat kesildim. 

Yıldıray Lise: Bir şehir bölge plancısı olarak çevre / doğa koruma çalışmaların nasıl başladı ve gelişti?

Gökmen Argun: Evet şehir planlama okudum, yüksek lisansım bölge planlama üzerine. Tezimi Prof. İlhan Tekeli’yle yaptım ve sanırım ufkumu ve hevesimi bu çalışmaya borçluyum. İnsan yerleşimleri, sınırları vs. çalıştıktan sonra rahmetli Prof. Gönül Tankut beni Doğal Hayatı Koruma Derneği’ne (DHKD) yönlendirdi. Canan’la (Orhun) yaptım mülakatımı. Diğer aday kabul edildi ama Canan beni de bırakmadı aldı kuruma. Böylece doğa koruma dünyasının o zamanki en önemli okuluna girmiş oldum. Gönül Hoca’nın evinde kutlamıştık kabul edilmemi, hep büyük bir destekti hocalarımız hala yakın takip eder desteklerler çalışmalarımızı. DHKD’de bir süre deniz ve kıyı çalıştım sonra meşhur İstanbul’un Doğal Alanları Projesini Andy Byfield ile yürüttüm. Çok şanslıydım. Haftada en az 3 gün arazide doğanın içindeydik, ayak basmadığım toprak kalmadı İstanbul’da. Topraklı botlarımı çıkarmaz oldum. Andy ile ya da olmadı Ercan Beyle (Yeni), İl Çevre ve Orman Bölge Müdürlüğü’ndeki arkadaşlarımızla arşınlardık koca İstanbul’u. Zengin doğasıyla İstanbul büyük bir okuldu hepimiz için. Sonra Doğa Derneği’nin kuruluşunda yer aldım. Doğa Derneği de büyük bir maceraydı, beraber de çalıştık seninle. Heyecan hiç eksik olmadı, ince ince emek verdik hep beraber.    

Yıldıray Lise: Şu an hangi kurumdasın. Yaptığın işten biraz bahseder misin lütfen?

Gökmen Argun: Şimdi Birleşmiş Milletler’de çalışıyorum. Küresel Çevre Fonu, Küçük Destek Programı’nda, SGP kısa adıyla bilinir. Sivil toplum kurumlarının çoğunlukla yereldeki küçük bütçeli projelerine hibe veriyoruz. Çok anahtar, çok kritik projeler bunlar.  

Yıldıray Lise: Türkiye’nin birçok yerinde doğa koruma çalışmaları yaptın. Başından ilginç olaylar geçmiştir. Bunlardan birkaçını bizimle paylaşır mısın lütfen?

Gökmen Argun: Nedense aklımda bir fotoğraf belirdi. Posof’a senin Damla (Akyıldız) ile beraber yürüttüğün Doğa Okulu’na geliyorum. Ardahan’a iki vasıtayla gelmişim. Kar var belimize kadar ve 4,5 saat küçücük bir kulübede alevleri taşan bir sobanın köşesinde yirmiye yakın asker ve bir o kadar yaşlı amcayla birlikte minibüs bekliyorum. Ön koltukta bir buzdolabı arkada tavuklar sallanarak gidiyoruz, araç yolda bozuluyor, itiyoruz, zar zor çalışıyor, bir tamirci bulana kadar gece çöküyor, üç saatte tamir atölyesindeyiz, dolmuşun bıraktığı noktadan bir süre de yürüyorum gece gece. Hep gülümsetir bu yolculuk beni. 

Bir de, o zaman GPS yok, Pendik’in kuzey tarafında karanlığın ortasında kaldığımız geldi aklıma. Zifiri karanlık. Ne ay ışığı, ne köy ışığı, hiç araç sesi de gelmiyor. Arabayı park ettiğimiz yerden bir buçuk saat yürüme mesafesi uzaktayız. Bir yöne güvenerek yürümeye başladık ama bir yandan da doğanın seslerinin tadını çıkardık. Araç sesi duyana kadar iki saate yakın yürüdük, anca çıkabildik oradan.

Yıldıray Lise: Bu çalışmaların içinde bugüne kadar en çok keyif aldığın çalışman hangisiydi?

Gökmen Argun: Ayırt etmek zor. Bu alanda çalışmak keyifli, ne yapılsa kıymetli diyebilirim. Doğa Derneği’nde Avrupa Parlamentosu’nda açtığımız “The Miracle of Nature: Turkey” adlı fotoğraf sergisi ve “Türkiye’nin Önemli Doğa Alanları” kitabı sonuçlarına çok inandığım çalışmalardı. Savunma alanındaki çalışmalarımızı da vurgulamadan geçemem. Hepsinde biraz dramatik, biraz da eğlenceli yanlar var. İki cildin ilk baskısını matbaaya yolladığım gibi hastaneye yatıp ameliyata alındım. SVS’de birlikte çalıştığım kitabın tasarımını yapan Ozan (Ayıktan) yığılıp kalmaya direndiği için ve Doğa Derneği’nde kim varsa işini bırakıp matbaaya koştuğu için bittirdik. Müthişti. İnancımız yüksek, bazen dozunu kaçırdığımız da olur, ama her zaman keyif aldık doğrusu. Kitaba Ali İhsan Gökçen ile 1000’in üzerinde fotoğraf seçtiğimiz günler de elbette keyifle anımsanır cinstendi.  

(Antalya, Tekirova)

Yıldıray Lise: Sana göre en önemli başarıların nelerdir?

Gökmen Argun: İstanbul’da 763 konutluk dev bir yatırıma karşı, dünyanın en nadir habitatlarından biri olan fundalıkları korumak için yaptığımız çalışma büyük bir sınavdı benim için. Yasal düzenlemeler, meclis kararları, bilirkişi raporlarına rağmen, resmi ve resmi olmayan tüm engellere rağmen 70’in üstünde sivil kurumun ortaklığının ve İstanbul halkının duyarlılığının bir eseri olarak başarılı olduğumuz bir çalışmadır. Bende yeri farklıdır. Tam olarak kaptırmış olduğum bir meseleydi. Hoş arkasından pek çok konu oldu ama bunun bende yeri hakikaten farklı. İki yıla yakın bir savunma ve akla gelmedik türden olaylar. Elbirliği ne kadar önemli orda bir kez daha tanık olduk. 

Yıldıray Lise: Bu süreçte hayal kırıklıkları yaşadın mı?

Gökmen Argun: Hayal kırıklığını ancak yalnız kaldığında yaşıyor insan. Beni ortak doğrularımıza hayallerimize inanan arkadaşlarım hiç yalnız bırakmadı. Bazen konunun kitlendiği ve çaresiz hissettiğimiz duvara çarpmış gibi hissettiğimiz oldu, ama beraber atlattık hepsini.

Yıldıray Lise: Bir doğa korumacı olarak soruyorum. Sence Türkiye doğasının korunmasındaki en önemli sorunlar neler? Türkiye neleri daha iyi yapabilir?

Gökmen Argun: Devlet birimleri karar alma süreçlerinde aynı masaya oturduklarında kendi kurumsal hedeflerini unutmamalıydı. Bir yatırım kurumu ile bir koruma kurumu uzlaşma arayışına aynı güçte girmeli birbirlerini sınamalı ve akla yatan geleceği her açıdan dikkate alan kararlar alabilmeliydi. Katılımdan, hedef çatışmalarından korkarak, uzlaşma sürecine arayışına imkan vermeyerek doğanın geçmişe göre daha çok kaybettiği bir sürece girdik. Ben biraz politika ve insan yerleşimleri alanından geldiğim için bir yandan da daha iyi bir yaşam nedir tekrar kodlanması gerektiğini düşünüyorum… Hem hafızalarımızda, hem de medya gibi karşılıklı konuştuğumuz alanlarda… Biraz üst ölçek oldu ama gerçekten iyi bir yaşamın ne olduğu konusunda yanılıyoruz.

Yıldıray Lise: İşinle ilgili olarak kendini geliştirmek için neler yapıyorsun?

Gökmen Argun: Okuyorum çoğunlukla, hangi konuda olursa olsun her okuduğumun içinde yaptığım ve yapmak istediklerimle ilgili bir şeyler oluyor. Ayrıca ulusal süreçler yanında uluslararası alandaki gelişmeleri takip ediyorum bazen fiilen yer alma fırsatı da bularak. Demek istediğim toplantılarda, bazen süreçlerde, bazen de iletişim ağlarında yer alarak. Geziyorum bir de, fotoğraf çekiyorum ama iddialı değilim fotoğrafta. Daha çok peyzaj konulu fotoğraflar çekiyorum, türler yerine.  

Yıldıray Lise: Takip ettiğin yazarlar, fikir önderleri mutlaka vardır. Bunlar kimler?

Gökmen Argun: Aslında sıkı bir takipçi sayılmam; ama Jane Jacobs var mesela şehircilik açısından birkaç yayınını, yazısını okuduğum. Okulda kitaplarını okuduğumuz biriydi geçmişte, şimdi daha geniş bilgim var hakkında. Prof. İlhan Tekeli var, ne yazarsa okumaya çalıştığım. Jane Goodall var mesela ilham veren bir kadın, müthiş bir hikayesi var. Kendi arkadaşlarımın da yazılarını okurum. Victor (Ananias) örneğin, huzur içinde yatsın, kitabı piyasaya çıksın diye dört gözle bekledim. Özcan (Yüksek),Güven (Eken), Çağan (Şekercioğlu), Uygar (Özesmi), ve sen de okuduğum kişilerdensin.   

Yıldıray Lise: Seni tanıdığım için yaratıcı yönünün kuvvetli olduğunu biliyorum. Tiyatro, müzik ve son dönemde resimle ilgileniyorsun. Üretiyorsun! Biraz anlatır mısın ne tür işler yaptın bu konularda?

Gökmen Argun: Aslında ağırlıklı olarak yaptığım yazmak. Ama öyle ete kemiğe bürünmüş değil daha. Oğuz Atay gibi arka arkaya anekdot sıralıyorum diyelim, bilmem onları bağlayan bir şey de gelişir mi zamanı gelince. Tiyatroda her köşede ama çoğunlukla oyunculuk dışındaki ışık, kostüm, afiş gibi noktalarda yer aldım. Oyunda da rol aldım ama doğrusu beni aştı oyunculuk. Müziği hala biraz farklı hatta trans halinde dinlediğimi söyleyebilirim. Resim karalardım eskiden ama beni kocaman tablolar yapmaya teşvik eden Aslı (Kutluay) oldu. Gerçek bir sanatçının komşusu olmanın faydaları işte. Sanat günümüzden fersah fersah ileriye ışık tutuyor aslında. Geleceği görmek ve şekillendirmek için hepimiz sanata yakın durmalıyız.

(Özcan Yüksek’in bir fotoğrafından esinlenme: Hindistan çölünde kadınlar)

Yıldıray Lise: Bugüne kadar sanatsal yönünle ürettiğin en güzel şey ne sence? Bunu nasıl yaptın?

Gökmen Argun: Şarkı sözlerim diyebilirim. Grubumuzun adı Ankh’tı. Mahmur rock orkestrası diye tanımlıyorlardı kendilerini. Sözlerim bestelendi şahane şarkılara dönüştü. Ben onlara bir süre menajerlik de yaptım. 60’ın üzerinde konser yaptık, İstanbul’da hatta sen de hatırlarsın Çıralı’da da çaldık. Bambaşka bir alemdeydik sanki. Çok keyifli ve yaratıcı bir dönemdi. Gençlik çağımızın gereği yaşıyor olduğumuz değişimin sözlerini yazıyordum sanırım. Sözler bana ait değil de kulağıma fısıldanıyormuş gibi olurdu, kaleme alır sonra ne oldu yahu diye şaşırır tekrar tekrar okurdum. Yani nasıl yazdığımı söyleyemeyeceğim. 

Yıldıray Lise: Unutmayalım “Eylül”ün annesisin. Annelik ve iş hayatı bir arada nasıl gidiyor?

Gökmen Argun: Eylül’ün annesi olduğum için çok mutluyum. Asıl sanat eseri o işte. Onun bu yaşlarında, 10 yaşında şimdi, annelik ve işi birlikte sürdürmek kolaylaştı. Daha öncesinde birkaç büyük ve karışık mesuliyeti bir arada yürütürken hepsini eksik yapıyorum diye düşünüyordum. O süreçte tecrübesizlikten kendine yükleniyor insan. Şimdi doğanın korunmasıyla, dertleriyle ilgili ilk yapacağı yorumları merakla bekliyorum. Doğaya yabancı olmasa da bir şehirli olarak yetişiyor nihayetinde.

(Gökmen’in kızı Eylül, Bafa Gölü)

Yıldıray Lise: En son görev yerin olan “GEF Küçük Hibeler Programı”na geri dönecek olursak. Neler yapıyorsunuz? Ne tür konularda kimlere hibeler veriyorsunuz?

Gökmen Argun: Tekrar hatırlatmış olayım 30 Mart’a kadar gelen projeleri değerlendireceğiz, sonrasında her zaman başvuru kabul ediyoruz. Hibe verebildiğimiz kurumlar; dernekler, vakıflar, kooperatifler, birlikler ve meslek odaları. Sayfamızda program önceklerimizi bulabilir ilgilenenler. Proje yazmak hayal etmektir, sanki hayata geçiriyormuş gibi tüm ayrıntılarını sonuçlarını bir film gibi önceden görebilmek. Biz biyolojik çeşitlilik, iklim değişikliği ve arazi bozunumu ile ilgili çalışmaları destekliyoruz. Bunlar aynı zamanda ulusal strateji dokümanlarımızdan SGP kapsamına giren öncelikler.    

(Kars’ta proje ziyareti)

Yıldıray Lise: Sence “GEF Küçük Hibeler Programı”nın en önemli özelliği ne? Hangi konularda başarılı buluyorsun?

Gökmen Argun: SGP çok özel ve zaman için ihtiyaca göre dikkatlice dönüşmüş ve geliştirilmiş bir hibe programı. Dünyada 120’nin üzerinde ülkede uygulanıyor ve bu ulusal programlar arasında önemli bir alışveriş de söz konusu. Gücü belki biraz buradan geliyor. Türkiye’de 18 yıldır varlığını sürdürmüş böyle bir program da yok. Pekçok özelliği ile tek denebilir. Mesela yüksek motivasyonu olan projeler gelir bize. Kamuoyu gündemine taşınmış Sivas kangalı, Tunceli sarımsağı, Beypazarı’ndaki Türkiye’nin ilk DoğaEvi, TaTuTa Çiftlikleri, Türkiye Tohum Ağı, EcoKaravan, Ankara keçisi, çöl varanı ve birçokları hep SGP tarafından desteklenmiş. Bilgi (Buluş) ve Özge’nin (Gökçe) özel çabalarıyla tarımsal biyoçeşitlilik alanında da benzeri olmayan çalışmalar desteklenmiş, buğdayın atalarından kavılcanın tekrar üretilmesi sonuçları olağanüstü bir proje örneğin.      

(SGP küresel ekibinin bir bölümü, Gana)

Yıldıray Lise: “GEF Küçük Hibeler Programı”nın sürdürülebilirliğinin sağlanması için ihtiyaçlar neler?

Gökmen Argun: Programın ulusal ve uluslararası kaynaklardan desteklenmesine ihtiyaç var. Küçük hibeler tüm dünyada en etkili sonuçları veren hibelerdir. SGP’nin bu alanda benzersiz bir deneyimi ve bilgi birikimi var. Yerelde ve hayatında ilk kez proje yazan kurumlarla çalışmanın onları uzun vadeli kazanmanın yolları şekillenmiş bu süreçte. Biz de programımıza aynı hedefe sahip ortaklar arıyoruz, kaynak büyüsün daha fazla yerele aksın istiyoruz. 

Yıldıray Lise: Bir sonraki hibe çağrınız ne zaman olacak? İlgilenenler size nasıl ulaşabilir?

Gökmen Argun: Az önce söylediğim gibi 30 Mart. Elindeki projeleri derleyip toparlayıp yollasınlar bize ilgilenenler www.gefsgp.net adresinde aradıkları bilgileri ve iletişim adreslerini bulabilirler.

Yıldıray Lise: Doğa koruma ve sürdürülebilir kalkınma konularında çalışmak isteyen gençlere neler önerirsin?

Gökmen Argun: Öneri verecek kadar deneyimli olduğumu söyleyemeyeceğim ama yerlerinde olsam sivil toplum kurumlarına gönüllü çalışmalarla katkı verir, geçmişte yoktu ama Doğa Okulu gibi kavram ve deneyime doğrudan dokunabilme fırsatı veren çalışmaları kaçırmazdım. Tabii en büyük okul doğanın kendisi, tüm fırsatlarımı orda olmak için değerlendirirdim. 

Yıldıray Lise: Gökmencim, bana vakit ayırdığın için teşekkür ederim. Bunlara ek olarak söylemek istediğin bir şeyler var mı?

Gökmen Argun: Çok teşekkür ederim Yıldıraycım, çok keyifliydi.

Gökmen’e yoğun iş programında bize zaman ayırdığı için teşekkür ederim. Umarım kendisini, çalışmalarını ve SGP ailesini tanıtma yolunda bir adım atabilmişimdir.

Eğer siz de SGP projesi hazırlamak veya mevcut projeler hakkında bilgi almak isterseniz www.gefsgp.net internet sitesini izleyiniz!

12mart2012

Fotoğraflar: Gökmen Argun arşivi

Gazel mevsimi

Eylülün rüzgarı

 

Dans eder havada

 

Islık çalar bazen

 

 

Sararır yapraklar

 

Dökülür gazeller

 

Toprağa kavuşur

 

 

Bir sarı eylül günü

 

Ha Baltık kıyısında

 

Ha yurdumda

 

Aynıdır

 

Gazeller yerde

 

 

Rüzgar

 

Zalimdir

 

Aynıdır

 

 

18eylül2011 (Baltıklarda bir yer)

 

Eylül geldiii haaaanım!

Beklenen Eylül geldi

 

Barcelona’da karşıladı beni

 

San Sebastian’da güldü

 

Barcelona’da canlandı

 

Ankara’ya döndü bir süre

 

 

Sonra Baltık Denizi kıyısında

 

Ülkeden ülkeye, ilden ile dolaştı

 

Riga’dan Pärnu’ya

 

Tallinn’den Riga’ya

 

Dönecek yine Ankara’ya

 

Bir Pazar günü

 

 

Nasıl sona erecek bakalım

 

Bu eylül?

 

 

“Eylül geldiii haaaanım!”

 

diye bağıran söz hurdacısı Remzi

 

söyle n’olur!

 

 

17eylül2011 (Tallinn)

Seni sordular bana dört mevsim

Seni sordular bana

 

Bi şubat günü öğleni

 

Belki de ayın ondördü

 

“mutlu!” dedim

 

 

Seni sordular bana

 

Bi nisan kuşluk vakti

 

Belki de ayın yirmiüçü

 

“neşe doluyor!” dedim

 

 

Seni sordular bana

 

Bi haziran sabahı

 

Belki de ayın son günü

 

“uyuyor!” dedim

 

 

Seni sordular bana

 

Bi eylül akşamı

 

Belki de ayın biri

 

“öldü!” dedim.

 

 

10eylül2011

Sen şiirlerini al gel!

Çıkıver şu köşeden

 

Hani uzun süredir

 

Öyle iç geçirerek baktığım

 

Şu köşeyi dönüver hemen

 

Donup kalayım ben

 

 

Ama önce şiirlerin çarpsın beni

 

Sonra endamın

 

ve o kokun

 

 ahh kokun!

 

 

Sen şiirlerini al gel!

 

Sabah Nutella’mı daha kaşıklamadan

 

Öyle çık gel!

 

 

Rüzgarla gel

 

Dolunayda gel

 

Sıcakta gel

 

Ama erguvan mevsimi gelme bak

 

Karışmam

 

 

Aylardan mayısmış,

 

Eylülmüş kimin umrunda

 

Yeter ki şiirlerini al gel!

 

 

20mayıs2011