Mehmet Sobacı: “Küçük Prens değil pilot olduğumu söyledim!”

Küçük Prens Koleksiyonerleri Röportaj Dizisi

1. Mehmet Sobacı

sobacı1

Uzun süredir aklımda olan ama bir türlü başlatamadığım bir serüven bugün başladı.

2012 yılında aklıma düşen ve Ankara’da TAYFA Kitapkafe’de devam eden “Dünyanın Küçük Prens Kitapları” sergimiz ile artan Küçük Prens sevgisini anlatma çabamız ile mutlaka çıkılacak dediğim bir serüven bu.

Önce Türkiye’deki, sonra dünyadaki Küçük Prens koleksiyonerleri ile blogumda “Küçük Prens Koleksiyonerleri Röportaj Dizisi” yapmak. Her koleksiyonere aynı soruları soracağım. Herkesin kendi öyküsü ile Küçük Prens’i anlatma şansımız olacak.

Bu önemli dizide seride ilk konuğum dostum Mehmet Sobacı. Küçük Prens kitapları koleksiyonerliğimin ilk günlerinde tanıştığım, koleksiyonlarımız için birbirimizi desteklediğimiz ve dost olduğum bir isim. Kendisinin Küçük Prens sevgisi ve koleksiyonu neredeyse tüm ülkede biliniyor.

Sobacı’nın gözünden Küçük Prens bu yazıda…

Mehmet Sobacı kimdir?

1963 Ermenek (Karaman) doğumlu. Cumhuriyet İlkokulu ve Ermenek Lisesi’ni bitirdi. 1980’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu’na girdi; 1987’de Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Görünüm, Günaydın, Tan, Posta, 24 Saat, Ulus, Anadolu’nun Sesi, Karakare, Belediye Dünyası, Türkiye Golf Magazin ve Çankaya Çocuk Gazetesi’nde yayın tasarımcısı; Redekta, Barek, Don Quijote Tasarımevi, Angora ve Reta ajanslarında tasarımcı, sanat yönetmeni ve yaratıcı yönetmen olarak çalıştı. 1993’ten bu yana Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışıyor. Tübitak Popüler Bilim Kitapları serisinin ilk kitaplarını tasarlayan Mehmet Sobacı, çok sayıda kitap kapağına da imza attı. ilef’in 1993-1995 döneminde yürüttüğü KATGEP’i (Karayolu Trafik Güvenliği Eylem Planı) hazırlayan ekibin bir parçası oldu. Sedat Simavi Vakfı 1. Genç Gazeteciler Yarışması (1986, Mehmet Düztaş ve Turan Yılmaz ile birlikte) ve İzmir Karşıyaka Belediyesi İnsan Hakları Kısa Film ve Belgesel Yarışması’nda birincilik (1990, Gülsen Ülker ve Müfit Sakallı ile birlikte); 18. Kristal Elma Açıkhava Dalı Hizmet Kategorisi’nde başarı ödülü (2006, Reta ekibi ile birlikte) kazandı. 1995’te kurulan Reklam Atölyesi’nin koordinatörlüğünün yanı sıra Reklamcılık ve Tanıtım Anabilim Dalı Başkanlığı’nı yürüten Mehmet Sobacı, halen Reklam, Reklam Kampanyaları, Reklamcılık Uygulamaları (I-II), Grafik ve Grafik Uygulamaları (I-II) derslerini veriyor. Bir çocuk babası.

[Benim için Sobacı; bir dost, imrendiğim bir Küçük Prens kitabı koleksiyoneri ve Küçük Prens müzemizin babası]

 sobacı2

Yıldıray Lise (YL): Küçük Prens kitabında sizi en çok ne etkilemiştir?

Mehmet Sobacı (MS): Sanırım tilki ile yaptığı konuşma. “Evcilleşmek” ve “evcilleştirmek”… Çok anlamlı buluyorum bu bölümü. “Başka?” diyorsan, gezegenine geri dönebilmek için bedenini geride bırakmak zorunda kalışı. Bu nedenle, pilotun Küçük Prens’i son olarak gördüğü yerin çizimini dövme olarak yaptırmayı düşünmüştüm yıllar önce. Sanırım bu yıl bunu gerçekleştireceğim.

YL: Küçük Prens ile ne zaman ve nasıl kesişti yollarınız?

MS: Henüz 12 yaşındayken doğduğum ilçeye (Ermenek, geçmişinde “tekerleğin değmediği yer” adıyla anılan bir dağ ilçesiydi) büyük olasılıkla sürgün olarak gönderilmiş bir Türkçe öğretmeni tanıştırdı beni Küçük Prens ile. Derste bölümler halinde okudu. Hemen ilçenin 2 kitapçısına koştum, ama, bulamadım. Bir sınıf arkadaşımın evinde vardı Küçük Prens. Arkadaşımın abisi İngiltere’ye kaçmıştı politik nedenlerle. Ona bir İngilizce baskısını göndermişti. O kitabı elimde nasıl tuttuğumu bugün bile çok net anımsıyorum. Çok kıskanmıştım.

Küçük Prens Kitaplığı iki adama adanmıştır. İlki Salih Çağdaş’tır. Kitabı bize okuyan Türkçe öğretmeni. Yakın geçmişte ekonomik nedenlerle canına kıydığı yolunda bir duyum aldım. Umarım isim benzerliğidir. Salih öğretmen, umarım yaşam çizgisini değiştirdiği öğrencilerine yenilerini ekliyordur. İkincisi ise üniversiteden. Bilgi Kaynakları ve Arşivcilik dersimize gelen Sami Nabi Özendim. Gerçek bir beyefendi ve öğretmendi. Milli Kütüphane’nin kuruluşunda görev almış, yöneticiliğini yapmış; sonra da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda anılan dersi vermeye başlamıştı. Kitaplığım bu iki “adam”ın ismini taşır.

YL: Küçük Prens ile ilgili neler biriktiriyorsunuz? Koleksiyonunuz nelerden oluşuyor ve neyi amaçlıyor?

MS: Yalnızca kitap. Elbette, zaman içerisinde bana armağan edilmiş birtakım eşyalar da (kolye, anahtarlık, yastık, boyalı ahşap kutu, pinler vb.) oldu. Hatta, Fransa’da bir Küçük Prens mağazasından birkaç parça eşya da aldım. Ancak, baktım ki çocuğumun rızkını bunlara yatıracağım, hemen vazgeçtim. Çünkü parfümden duş perdesine, kaleydoskoptan çarşafa her şeyini yaptılar. Kitap dışında hiçbir şeye para harcamıyorum artık. (Bu armağan kabul etmeyeceğim anlamına gelmiyor, doğal olarak. :)).

Koleksiyonum neyi amaçlıyor? Öncelikle, Türkçe’deki bütün baskıları toplamak. Şu ana kadar saptayabildiğimiz (Bunda senin de katkın var) 175 Türkçe baskının 128 tanesi koleksiyonda yer alıyor. Ben bir yayınevinin tüm baskılarını ayrı birer kitap olarak değerlendiriyor ve topluyorum. İkincil olarak dünyadaki baskılarını edinebilmek. Şu ana kadar taslaklar dahil (30’a yakın taslak var) 305 dil ve lehçede basılmış Küçük Prens. Bunlardan 117 tanesi var bende. Daha epeyce bir yolum var anlayacağınız. 🙂 Umarım ömrüm yeter buna.

YL: Ne zamandan beri bu koleksiyonu yapıyorsunuz? Nasıl başladınız?

MS: 20 yıla yaklaştı sanırım. Tuhaf ama (Bu büyükler tuhaf oluyor zaten), tam olarak hangi tarihte ve hangi ruh haliyle başladığımı anımsayamıyorum. Pek çok arkadaşıma (eğitmen, ebeveyn) Küçük Prens hediye ettiğimi anımsıyorum; ama, kitaplığıma 2. kitabı koyduğum günü anımsamıyorum. Bu yüzden gözünüzde küçük düşmem umarım.

YL: Koleksiyonunuz nasıl oluştu? Kendiniz mi alıyorsunuz yoksa yardım eden dostlarınız var mı?

MS: Olma’ mı! Başta sen… 648 kitap var kitaplığımda. Ben 200 tanesini eklemişim (“Almak” demek istemiyorum. Çünkü imece yoluyla bir şey yaptığımızı düşünüyorum). Kalan 448 kitap sayısı 250’yi aşan “Küçük Prens Dostu”ndan (Ben kitaplığa katkı yapanları böyle adlandırıyorum). Senin eklediğin 16 kitap var örneğin. Şeyda’nın, Derya’nın, Reyya’nın eklediği kitaplar… Jaume’nin, Victor’un, Zeynep Sıla’nın eklediği kitaplar… “Yardım eden Küçük Prens Dostlarım var” diyeyim. 🙂

YL: Koleksiyonuzun son durumu hakkında bilgi verir misiniz? Kaç parça var?

MS: Şu anda 117 dil ve lehçeden 648 kitap var. Bu söyleşiyi yayınladığın anda bu sayı değişebilir.

YL: Koleksiyonuzu internet üzerinde veya farklı yollarla paylaşıyor musunuz?

MS: Evet. İnternette yıllardır paylaşıyorum (www.mehmetsobaci.com). “Dünyanın Küçük Prensleri Sergisi”nde konuk koleksiyoner olarak fiziksel olarak da sergileme şansım oldu.

sobacı4

YL: Koleksiyonunuzun geleceğiyle ilgili hedefleriniz var mı (sergileme, bağışlama vb.)?

MS: Bir fotoğraf sanatçısının, Joseph Koudelka’nın bir sözünü not etmiştim yıllar önce. Aşağı yukarı şöyle bir şey söylüyordu; “Fotoğraf üzerine iri laflar etmek istemiyorum. Çünkü dünya hızla değişiyor ve ben, bu değişime ayak uydurmak istiyorum.” Evet, dünya hızla değişiyor ve ben de (olumlu yönde) bu değişimi yaşamak istiyorum (Burada söyleyeceğimi bir başka soruda sorduğun için bekliyorum. Az sonra!).

YL: Diğer koleksiyonerlerle iletişiminiz ve işbirliğiniz var mı?

MS: Tabii ki! Jaume Arbones, Jean-Jacques Sergent, Antonio Massimo Fragomeni, Jean-Marc Probst, Nazlı Çiğdem Sağdıç, Kazım İnal, A. Selen Selçuk, Öykü Şenhan, Emre Ünlüsoy, Işıl Şakraker, Zeynep Uçar (Adını anımsayamadığım dostlarımdan özür dilerim)… Yazışıyoruz, kitap değiştiriyoruz. Karşılıklı siparişlerimiz oluyor.

Bunu şu örnekle anlatayım. Jaume Brezilya’da yaşayan bir İspanyol. Bir gün mail atıp bendeki Türkçe ilk baskılardan birini istedi ve (bana göre) yüksek bir bedel teklif etti. Ona, o kitabın benim için çok değerli olduğunu (kendi dilimdeki ilk baskılardan biri ve çok değer verdiğim biri tarafından kitaplığa eklendiğini) belirttim ve teklifini kabul etmedim. O sırada Jaume’nin Küçük Prens’in ilk baskılarını topladığını bilmiyordum. Aradan bir süre geçti. Jaume kitaplıktaki Azerice ilk baskıya (ilk teklifine oranla daha düşük, ama benim için hala yüksek) bir para teklif etti. Bu sırada Jaume’nin ilk baskıların koleksiyonunu yaptığını öğrenmiştim. “Bu kitap benden çok senin kitaplığına yakışır” diyerek kitabı armağan ettim Jaume’ye. Mutluluğunu ifade ettiği sözcükleri paylaşmayacağım sizinle. Ama, şunu söyleyebilirim, 9 kitap gönderdi bana. Koleksiyonumda olmayan 9 kitap. Bazılarının yayıncısı ya da editörüydü. Jaume ile alışveriş yapmadık. Kitap değiştirdik. Benzeri bir durum Antonio ile de geçerli. Jean-Marc ile henüz bu düzeyde bir iletişimim yok (İngilizcem biraz zayıf). Michael Patel’e yazacak cesareti henüz bulamadım.

Bir başka örnek; bir gün bir mail aldım Jean-Jacques Sergent’tan. Benden bir Türkçe Braille kitap satın almak istiyordu. Koleksiyonumdaki Braille kopyalar okula yaklaşık 100 metre uzaklıktaki Sevil Sabancı Altı Nokta Kültür Merkezi’nde basılıyordu. Bir tane alıp hediye ettim Jean-Jacques’a. Bir süre sonra koleksiyonumda olmayan bir Breton lehçesi kitap geldi.

Evet, kitap alıyoruz. Ama, öykülerini anlattığımız kitaplar onlar değil. Örneğin, kitaplıktaki en pahalı kitabın öyküsünü anlatmıyorum sana.

YL: Beğendiğiniz koleksiyonlar var mı? Mutlaka şu koleksiyon parçası ben de olsaydı dediğiniz durumlar oldu mu?

MS: Beğendiğim koleksiyonlar da var, “mutlaka bende olmalı” dediğim kitaplar da. Michael Patel’in, Jean Marc Probst’un koleksiyonları akılları zorluyor.

Ama, aradan geçen 38 yılın getirdiği berraklaşma ile, kıskanmadan. Hiyeroglif diliyle yazılan kitabı isterim. Çingenece Küçük Prens’i de… Varlık baskısını da (kapaklısını… kapaksızı var bende) isterim.

12 yaşımdan farklı olarak, artık kıskanmıyorum.

YL: Kendimden biliyorum koleksiyonculuk serüveninde birçok ilginç anılar yaşanıyor. Sizin başınızdan geçen ilginç olaylardan bazılarını paylaşır mısınız lütfen.

MS: Senin bildiğin “Vedat örneği”ni paylaşmayacağım. Bu internette var zaten. Yeni iki şey: Mavibulut’un eksik baskılarını ararken bir sahaf “Abi, bu baskılarda değişen tek şey baskı numarası. Gerisi aynı” demişti. Ben de “Biliyorum, ben bir koleksiyonerim” dedim.

Bir diğeri, nadir kitaplar satmak iddiasındaki bir on-line alışveriş ortamında başka bir on-line alışveriş ortamında 12,80’den (lira) satılan kitaplara 50 lira fiyat koymanın yanlış olduğuna ilişkin mesajlar gönderdim. “Bulursan, alırsın” yanıtını aldım. “Buldum, aldım” yanıtını gönderdim. Üstelik 2 tane aldım. Biz koleksiyonerler, (Ne yazık ki) başka bir borsa oluşturuyoruz. Gittigidiyor ve Nadir Kitap’ta “Exupery” sözcüğünü aratın. Yazarın hangi kitapları hangi fiyata satılıyor, öğrenin. Koleksiyon yapıyoruz ama, mirasyedi değiliz.

YL: Bu koleksiyonu oluştururken size bir şeyler kattığını veya sizi değiştirdiğini düşündünüz mü hiç?

MS: Tabii ki… Ben bir öğretmenim. Bir işi öğretirken huysuzluk aşamasına geldiğimde Küçük Prens’in pilotla karşılaştığı anı anımsıyorum. Öğrencimi kırdımsa, özür diliyorum. Kırmamayı başardımsa sorununu dinleyip işleri öteliyorum.

Ve bir babayım… Canım kızım. Kendisi zaten dünyanın en değerli armağanı olan canım Sılam. Bana doğum günü armağanı olarak “el yazması (ve çizmesi) bir Küçük Prens kitabı hediye etmeye karar verdiğinde 14 yaşındaydı. Başladı. Sıkıldı sonra. Ama, benim koleksiyonumda (bilebildiğim kadarıyla) dünyanın hiçbir yerinde olmayan bir kitap (defter) var. Sıla’nın yazıp çizdiği kitap. Hayatının dingin bir anında yeniden yazıp çizmesini isterim. Ama, -dediğim gibi- hayatının dingin bir döneminde…

YL: Ana koleksiyon dışında başka Küçük Prens malzemeleri de biriktiriyor musunuz?

MS: Hayır.

YL: Küçük Prens kitabının bu kadar sevilmesinin sırrı nedir sizce?

MS: Bunu ben düşünmüş olamam. Bir hocam şöyle demişti; “İnsana ilişkin şeyler, yeni biçimleriyle ifade edildiklerinde yeni ‘takipçiler’ bulacaktır (facebook, twitter… o yıllarda bunlar yoktu :))” Ne Moby Dick’e konu olan şey değişecek, ne Beyaz Diş’e… Küçük Prens kitapları biriktirmeseydim, Don Quijote kitapları biriktirirdim. Bu kitapları basan kapitalistlerin kütüphanelerinde bu kitaplar yoktur muhtemelen.

YL: Kitabın en çok sevdiğiniz bölümü hangisidir?

MS: Tilki ile karşılaştığı sayfalar. Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde derse gittiğim yıllarda (1999-2001) “boğa yılanı-şapka” bölümünü öğrencilere okudum. Orada 1. sınıf öğrencilerine ders veriyordum. İçlerindeki (kaldıysa) çocuğa önem ve değer vermelerini anlatmaya çalıştım.

YL: Sizce küçük Prens kitabının en önemli mesajı nedir?

MS: Sevgili Yıldıray, bu sorunun yanıtını okurlara bırakmak eğilimindeyim. Yanıtı bilmediğimden değil, bilerek ”boş kağıt” veriyorum. Ancak, Yıldıray Lise’yi, Michael Patel’i, Jean-Marc Probst’u, Antonio Massimo Fragomeni’yi, Zeynep Uçar’ı, Nazlı Çiğdem Sağdıç’ı, Işıl Şakraker’i, Kazım İnal’ı, Jaume Arbones’i, Öykü Şenhan’ı, Emre Ünlüsoy’u ve M. Sobacı’yı tutkuyla bir araya getirdiğine göre, bir felsefesi, büyüsü olsa gerek. 18 Mayıs’ta “Dünyanın Küçük Prens Kitapları” sergisi kapsamında İoanna (Kuçuradi) hoca ile söyleşeceğiz. Bu sorunun yanıtını Kuçuradi hocadan dinleriz.

YL: Türkiye’de bir Küçük Prens Müzesi kursak, sizce içinde mutlaka olması gerekenler nelerdir?

MS: Kitap. Ve dahi, biz Küçük Prens konusunda ne yaparsak. Ve sanırım pek çok iyi şey yapacağız. İnternet müzesi fikriyle yola çıktık. Bunu gerçek bir müzeye dönüştürmek kurması güzel bir düş. Burada “Can baba” yetişiyor imdada: “Düşlerinde bile göremez işler / düşlerin gördüğü işleri.

 sobacı3

Sobacı’nın iletişim bilgileri:

Mehmet Sobacı Koleksiyonu: www.mehmetsobaci.com

Eposta: sobaci(at)gmail(nokta)com

 

Mehmet Sobacı ile yapılan diğer röportajlar

Kanal B TV

Habertürk Gazetesi

Akşam Gazetesi

16mayıs2013

Fotoğraflar: Oğuzhan Burak, Yıldıray Lise

1001 kere maşallah!

Blogumda 1001. yazım olduğu için böyle bir başlık attım.

yildiray-lise_4

Ankara’da TAYFA kitapkafe’de başladığımız “Dünyanın Küçük Prens Kitapları” sergi ve etkinliklerimizin açılışına denk geldi 1001. blog yazım. Bu sergimizi anlatmak istedim kısaca.

Cuma günkü açılışımıza 150’den fazla dostumuz katıldı. Cumartesi günü söylemişiz de ise 5’i çocuk toplam 42 kişi vardı.

Sergimize katkı veren, ziyaret eden, söyleşimize katılan ve hediyelik eşyalarımızdan satın alarak destek olan tüm dostlara teşekkür ederiz.

Açılış sırasında yaptığım konuşmayı burada yayınlayarak herkese teşekkür etmek istedim.

yildiray-lise_2

Dünyanın Küçük Prens Kitapları Sergisi Açılışı

Tarih: 29mart2013 Saat 20.00

Yer: Ankara TAYFA kitapkafe

Değerli dostlarım,  değerli Küçük Prens okurları…

Bu önemli gecede bizlerle olduğunuz için hepinize çok teşekkür ediyorum.

Küçük Prens’in her gezegeni ziyaret ettikten sonra söylediği “Bu büyükler tuhaf oluyor!” cümlesini kurarak hepinize hoş geldiniz diyorum!

TAYFA kitapkafe’de 8 hafta boyunca devam edecek olan “Dünyanın Küçük Prens Kitapları” Sergi ve Etkinlikler Dizisi’ne az önce başladık.

Yıldıray Lise Küçük Prens Koleksiyonu’ndan 171 farklı dil ve lehçede kitapları, 72 farklı Türkçe baskı, farklı boyutlardaki ve özellikteki ilginç Küçük Prens baskılarını sergileyeceğiz bu 8 hafta boyunca.

Bu sadece bir sergi değil, söyleşilerin, farklı dillerde Küçük Prens kitabı okuma günlerinin ve bir film gösteriminin olacağı bir etkinlikler dizisi. O yüzden 8 hafta boyunca sizleri sergiye ve de etkinliklerimize her hafta tekrar bekliyoruz.

Bu sergi ile sadece Küçük Prens’e değil aynı zamanda insanlığın en önemli mirası ve kültürünü oluşturan, çeşitliliğimizi anlatan dillere vurgu yapmak istiyoruz. 8 hafta boyunca aynı kitabın farklı dillerde ve alfabelerde aynı şeyleri ifade ettiğine tanık olacaksınız.

Bu sergi fikri, koleksiyonumun gelişmesinde katkıları olan, Küçük Prens koleksiyoneri, dostum Mehmet Sobacı ile yaptığımız görüşmelerde beliren bir hedef oldu. Daha önce İstanbul’da koleksiyoner Nazlı arkadaşımız küçük çaplı bir sergileme yapmıştı. Şimdi biz etkinlikler dizisi olarak Ankara’da sunuyoruz sizlere.

Koleksiyoner Mehmet Sobacı sergimizde özel bir haftada koleksiyonundaki değerli kitapları bizimle paylaşacak ve etkinlik dizimiz içinde gelecek hafta kendisi ile söyleşi yapacağız.

Bu sergimiz Türkiye’deki Küçük Prens koleksiyonerlerini bir araya getirmeyi de amaçlıyoruz. Bir araya gelip neler yapabiliriz konusunda görüşme fırsatımız olacak.

Son 8 aydır TAYFA kitapkafe, Gündem Çocuk Derneği ve Solfasol Gazetesi ekibi ile serginin içerik ve altyapısını oluşturduk. Gönüllü bir ekip olarak çalıştık; sergi için mali destek aradık; umutlandık ama olmadı.

Bu kadar uğraştıktan sonra en sonunda kendi imkanlarımızla bu sergiyi yapmaya karar verdik ve işte bu akşam buradayız. Sergi ve etkinlikler için özel hazırlanan ve satışa sunulan ürünleri sergiye destek için ürettik ve satışa sunduk.

yildiray-lise_3

Teşekkürler…

TAYFA kitapkafe ekibine özellikle Ruşen, Onur, Ezgi ve Gülçin’e, sergi için görsel tasarımlarımızı yapan Tolga’ya, her türlü tasarım ve ürün hazırlama konusunda gece gündüz çalışan Selcan’a, çalışma ekibinde bizi destekleyen Ebru’ya, İtalya’dan ekip hazırlıklara katkı koyan Sema’ya, atölye çalışmasına katılan dostlara, kısa tanıtım filmimizi hazırlayan Filmizi ekibine, en başından beri bu sergi için birlikte çalıştığımız Gündem Çocuk Derneği’nden Emrah’a, Solfasol Gazetesi’nden Tanju’ya ve Mehmet Onur’a teşekkür ederim.

Basılı malzemelerimi konusunda bizleri destekleyen Konak Kırtasiye’den Oktay’a, kokteyl için destek olan TEKTEKÇİ ve oranın iletişim sorumlusu ve Küçük Prens koleksiyoneri olan Damla’ya. Ortadoğu Ormancılık’ta birlikte çalıştığım dostlarıma.

Tabi ki en önemlisi de dünyanın farklı yerlerinden kitaplar getirerek veya göndererek koleksiyonumun büyümesin katkı koyan (benim deyimimle) 56 Küçük Prens ve Prensese çok teşekkür ederim.

Son olarak, bu kitabı yazan Exupery, Türkçe’ye ve dünyanın diğer dil ve lehçelerine çevirenler ve yayınlamasında katkısı olan herkese teşekkür ederim.

Sergimiz ile Küçük Prens’in evrensel mesajını hatırlatmak istedik.

Bu sergiden çıktıktan sonra lütfen Küçük Prens kitabını okuyunuz, ailenize ve dostlarınıza okutunuz!

Güzel bir akşam geçirmenizi dilerim.

31mart2013

yildiray-lise_5

Fotoğraflar: Yıldıray Lise – 29mart2013