Sonbahar evidir Amanosların

amanoslar3

Sonbahar

Evidir Amanosların

Güneyde en çok buraya yakışır

*

Önce kuşlar göçer

Üzerinden

Yüzlerce… binlerce…

Sorarım nereye?

Afrika’dan yer isimleri sayarlar bana

Hiç görmediğim

*

Göç çiçekleri fışkırınca

Topraktan

Zamanıdır Akdeniz’e inmenin

İnmek dediysem

Ha şuracıkta deniz

nazım sönmez - 25 kasım 2012

Sararır kavaklar

Kızarır üvezler

ve dökülür yapraklar

Amanoslar kalır tek başına

Yaşlı porsuk ve sedir ağaçlarıyla

amanoslar2

Zopur çöker

ve görünmez olur deniz

Sorarım nerde mavilik?

Bak gökyüzünde

Uzat elini tutuver

der taşlar

12kasım2012

Fotoğraflar: Amanoslar Çevre Derneği (AÇED)

Hopur çöküverir…

“Oraya varınca bi gökyüzü, bi de yeşil göreceksiniz!”

1.

Tüm duruluğu ile üzerimizdeki gök kubbeden “yıldızların kayması”nı bekliyoruz.

En az beş tanesinin kaymasını görmeden uyumayacak çocukların heyecanı ile.

2.

Andırın. 30 Eylül 2002. Sabah 06:31, horoz ötüşleri ile erken kalkarak çapaklı gözlerle karaçam ve göknar ormanlarını görmek ve de derenin şırıltısıyla uykunun  mahmurluğundan sıyrılmanın verdiği eşsiz mutluluk haykırışı dudaklarımdan kağıtlara dökülüverdi.

3.

Hopur (Zopur, Zomzalak) çöküverir tüm haşmetiyle. Sızar, sızar tüm eteklere.

Ucu kızarmış üvezleri, sararmış kayınları, meşeleri, dişbudakları ve gürgenleri, tek tük kalmış baba sedirleri gizlemek için.

“Dumanlı, dumanlı oyy bizim eller

oturup ağlasam delidir derler…” çınlatır kulakları aniden!

4.

Yarin koynunda hisseder insan. Tepe eteklerine dolmuş zopuru yukarıdan görüp de yavaş yavaş içine girerken. Nefesin tutulur, ya!

5.

Orman yoluna ışık sızmıyor kayın ve meşelerden. 1983 model şahinimizle buralardan usulca geçip o ana saygımızı sunduk. Kara ağızdan, kayın odunu üzerinden akıp gelen suyu avuçlayıp boğazından aşağı süzülmesinin hazzı.

“Deryanın içinde bir damla. Bu da Mahsuni’ye çok mu cananım.” 

6.

Akdenizin ortasında vaha gibi.

Görenlerin içini serinleten.

Esintinin suratında bıraktığı gülümseme izi.

Yanık bağrını serinletmesini istersin rüzgardan.

O da çarpar, geçer; “yeter bu kaçıncı!” deyip.

7.

Üstümüzde göç halindeki arı şahinleri, kara çaylaklar ve saz deliceleri. Göç yolları üzerindeki tepeleri saran çığlıklar ve yankıları seninde kalbinde çınlar.

8.

Arabanın yan camından bakıp uzaklara dalmak istersin ama yamacın altındaki kayın ormanında akşamüstü ışığının sebep olduğu yeşilin bilmem hangi tonu ve de gözünüzün önünden paralel geçen kayın gövdeleri mani olur size. İşte orada kaybolursunuz.

Cebel-i Bereket

9.

Çingene mahallesine girmişiz gibi heryerden allı sarılı giysiler içinde çocuklar geliyor. Sanki üzerimize, üzerimize. Bir tebessüm gözlerimizde. Onlara mı, giysilerine mi, şenliğe mi? (belli değil!)

10.

Zopura, karadeniz bitkilerine, gölgelere, hüzne ve de hasrete bürünmüş yolda ilerliyoruz adım adım .

İçimizi kaldırıyor tüm yaprakların hışırtısı. Bir daha eski “ben” olmamak üzere.

Islaklık, sessizlik ve huzur!!!

11.

Nemle yoğrulmuş derin ve korunaklı vadiler.

Sıkı ağaç dokusundan sızan azıcık ışığa ulaşmak için verilen o muazzam savaşı hissetmek ve de saygı duymak için hep yavaş yavaş geçiyoruz böyle yerlerden.

12.

Bedava düş satın almak için gitmeli Amanoslara. Açık gökyüzünde birden bire beliren yolunu şaşırmış deli zopurun kayalarla birlikte renk cümbüşünü de yuttuğu yere.

Kendini arama sürecinde: “AMANOSLAR!”

13.

Günlük yaşamda tüm dürtüleri yaşayamamanın sıkıntısı var.

Korkmak, ölüm, sabır, tutku, şehvet, dostluk, merak, gurur, kibir, yardım etmek, istemek,…, gerçekleşemeyen…

“Hey sevgili gözün aydın. İhtiyar oldum.”

14.

Yaşama sevincine, farkındalığına dokunmak. Bu kadar yakın olmak, ha!

 “Yaylaydı, ama şehir oldu!”