Küçük Prens İzmir’e geliyor!

KP_1

Küçük Prens Müze Girişimi üyelerinin koleksiyonlarından 305 özel kitap ile “Dünyanın Küçük Prens Kitapları Sergisi” AG Event organizasyonuyla 2 Nisan – 1 Mayıs tarihleri arasında İzmir Point Bornova AVM’de.

Sergide sizi özel kitaplar bekliyor:

  • Yeni ve farklı çizimlerde kitaplar: Korece, İspanyolca, Rusça, Brezilya Portekizcesi, Çince, Kafkas ve Balkan dillerinde basılan kitaplar.

11_7

KP_3

  • 3 boyutlu Küçük Prens kitapları (mini ve büyük boy)

 

 10_Raşit_Erdoğan

  • Carousel (yıldız) Küçük Prens kitapları (mini ve büyük boy)

 9-1

  • Fransızca ayna görüntüsü baskısı Küçük Prens: Sadece aynada okunan kitap.

 8_2

  • Arjantin’den Rosarigasino (Gasó) dil oyunu Küçük Prens baskısı: Arjantin Santa Fe’de 20. yüzyıl başlarında mahkumların gardiyanlar anlamasın diye oluşturduğu İspanyolca dil oyunu. Rosarigasino: sesli bir harften sonra “gas” ekleyip o sesli harfin tekrarlanması ile oluşur.

 7-1

  • Cep telefonu T9 metin dilinde basılmış İspanyolca ve Fransızca kitaplar

 6_1

  • UNESCO’nun tehlike altındaki diller listesinde yer alan ve çok az kişinin konuştuğu dil/lehçelerde basılan Küçük Prens kitapları: Hopa Lazcası, Ardeşen Lazcası, Süryanice, Kürtçe Sorani lehçesi, Kürtçe Gorani lehçesi, Çingenece, Inari Saami dili (dünyada sadece 300 kişi konuşuyor), Kuzey Saami dili, Ladino (Djudeo – İspanyolca – Sefarad dili), Skolt Saami dili (dünyada sadece 450 kişi konuşuyor).

 

  • En küçüğü 20×16 mm boyutunda olan mini boy Küçük Prens kitapları: Sergilerimizde en dikkat çeken kitapların başında mini boy kitaplar geliyor. Hele içlerinde 10 ve 25 kuruş büyüklüklerinde olan en küçük kitaba herkes başka bir sevgiyle bakıyor.

 KP_2

  • 1953 yılı basımı ilk Türkçe baskıları: Küçük Prens Türkçede ilk olarak 1953 yılında Çocuk Esirgeme Kurumu yayını olan Çocuk ve Yuva Dergisi’nde Ahmet Muhip Dıranas çevirisi ile tefrika edildi. Derginin ilk sayısında başlayan ve 1954 yılındaki 3. sayısında tamamlanan bu tefrikada kitabın tamamı çizimleriyle birlikte yer aldı. 1953 yılında Hüsnütabiat Matbaası (Çeviren: Salih S. Uygur) ve Doğan Kardeş Yayınları (Çeviren: Ayşe Nur müstearıyla Azra Erhat) kitabın ayrı ayrı baskılarını yaptılar.

 KP_1953

  • Mali’de konuşulan Bambara dilinde basılan kitap: Bu kitabın kapağında Küçük Prens siyahi olarak resmedilmiştir.

2

  • Fas’ta basılan Fransızca kitap: Bu kitabın kapağında Küçük Pren basılşna sarı sarıkla resmedilmiştir.

 KP_fas

  • Parmakların gördüğü Küçük Prens kitabı: Görme engelliler için hazırlanan ve toplam 920 adet basılan bu kitapta 23 farklı çizim kabartma olarak yapılmış. Her çizim için İngilizce, Fransızca ve Braille alfabesinde açıklamalara yer verilmiş. Bu çizimlere dokunmak ve Küçük Prens’i hissetmek açısından görme engelli dostlarımız için önemli bir eser.

parmakların_gordugu_kitap

  • İspanyolca görme engelliler (Braille Alfabesi) için hazırlanan Küçük Prens kitabı: 2009 yılında görme engelliler için Arjantin’de İspanyolca olarak Braille Alfabesi’nde hazırlanan bu kitaptaki çizimler patchwork tekniği ile mahkumlar tarafından elde hazırlanmıştır.

DSC02107

  • 1943 yılı ilk baskı kitaplar: Küçük Prens kitabının 1943 yılında A.B.D.’de yapılan ilk İngilizce ve Fransızca baskıları.

KP_6

  • Küçük Prens Resimli Ansiklopedisi: Küçük Prens ile ilgili her türlü bilgi ve belgenin yer aldığı resimli ansiklopedi.

KP-5

  • Antoine de Saint-Exupery “Dessins – Çizimler” kitabı: Exupery’nin çocukluğundan itibaren tüm çizimlerinin yer aldığı kitap.

 

  • Yapboz kitap: Avrupa’da farklı dillerde yapboz Küçük Prens kitapları basılmıştır.

KP_7

  • Mors alfabesinde basılmış Küçük Prens kitapları: Fransızca Küçük Prens metninin Mors Alfabesi’nde basılmış hali ve İtalyanca Brianza lehçesinde Küçük Prens metninin Mors Alfabesi’nde basılmış hali (bu kitaptan sadece 30 adet basılmıştır).

 

  • Bez kitap: Küçük Prens’in Gezegeni başlıklı Fransızca bez kitap çocuklar için özel olarak hazırlanmıştır.

 

30mart2016, Ankara

Önder başardı! Siz de yapabilirsiniz!

Yürüyüşü sırasında “İnsanların hayalleri olması ne güzel. Daha da önemlisi senin gibi gerçekleştiriyor olabilmesi çok daha güzel” diyor bir berber Önder’e!

onder1

Önder Cırık Afyon Kocatepe’den İzmir’e yürüdü.

Hem de tam 14 günde 372 km katederek en sonunda İzmir’e vardı.

İzmir’de Gezi sürecinde kaybettiklerimiz için karanfileri denize bıraktı ve bir basın açıklaması yaptı.

karanfiller

Yol boyunca gördüklerini ve doğa korum ve kalkınma deneyimlerini blogunda bizlerle gün be gün paylaştı.

Keyifli bir dille bize anlattığı o hikayeleri mutlaka okumalısınız! Anadolu’yu yeniden tanımanızı sağlayacak hikayeler var.

Önder ile bu eylemi sırasında bir söyleşi yapmıştım. Bitirince de hemen yapalım dedik. Taze taze onun dilinden bu deneyimi anlatmak istedim.

Keyifle okuyunuz!

Yıldıray Lise (YL): Sevgili Önder, “Yürüdün ne n’oldu?” diye soranlara ne cevap verirsin.

Önder Cırık (ÖC): Kendi adıma söyleyecek olursam başladığım bir işi bitirmenin haklı gururunu yaşıyorum. Yalnız olunca ve doğada zaman geçirince daha yaratıcı olduğumun farkına vardım.

Genel olarak konuşmak gerekirse çok ses getirmek gibi bir niyetim zaten olamazdı. Çünkü Türkiye’de mevcut faşizm tüm kitle iletişim araçlarını elinde tuttuğundan erişebileceğim kesim sosyal medya ile sınırlıydı ve zaten öyle de oldu.

Ama verilen destekten gördüm ki herkes bir şeyler yapmak istiyor, fakat sistemin içinde olmuş olmaları onlara bu izni vermiyor. Kendilerini bende buldular sanki. Ama ben az kişiye ulaştım, çok ses getirmedim diye üzgün değilim. Bu eylemin değeri çok sonra anlaşılacak belki.

Merkez medya yazmamış olsa da ben her şeyi yazdım, takipçilerimle paylaştım. Belki bu günlüğü bir kitap haline getirebilirsem çok sonraları daha fazla kişiye ulaşabilirim diye düşünüyorum.

Benim için anlamlı bir eylemdi ve değdiğine de inanıyorum.

YL: Yürüyüş sırasında blogunda günlük olarak yaşadıklarını anlattın ama genel olarak ne öğrendin bu yürüyüş sırasında.

ÖC: İnsanın sınırı olmadığını öğrendim. İlk gün 30 km yürüyünce pert olan ayaklarım son gün 40 km yürüdüğümde daha bir 40 km yürüyebilecek haldeydi. Yine çok kıymetli ve değerli, Türklere bırakılmayacak kadar güzel bir ülkede yaşadığımı üzülerek bir daha fark ettim. 10 senedir içinde bulunduğum doğa koruma camiasında yapılan bir çok aktivitenin para israfı ve zaman kaybı olduğunu üzülerek fark ettim. Başka bir doğa koruma modeli geliştirdim, ama şimdi bunu kendime saklama taraftarıyım.

YL: Seni en etkileyen anlar, konular ne oldu yürüyüşün sırasında?

ÖC: Sıradan vatandaşın her şeye olan kayıtsızlığı düşündüğümden çok vahim. Tarih dersen yok, vatandaşlık bilinci dersen yok, doğa ve çevresi ona hiç birşey ifade etmiyor, muhakeme ve analiz yeteneğinden yoksun, her gün TV denen kutudan beynine zerk edilenden başka hiçbir düşünce ve görüşü yok, sadece ve sadece salt paranın peşinde koşan bir güruh. Bu durum beni çok üzdü.

Ama Banaz’da traş olduğum berbere İzmir’e yürüdüğümü söyleyince ki sözleri gerçekten beni çok etkiledi ve şaşırttı açıkçası. Dedi ki, “İnsanların hayalleri olması ne güzel. Daha da önemlisi senin gibi gerçekleştiriyor olabilmesi çok daha güzel”.

Yola çıkmadan aceleyle Büyük Taarruz hakkında birkaç kitap okumuştum. Kitapların birinde Türk ordusunun İzmir’e girmeden önceki son gece gökyüzünde ayın hilal konumunda olduğu bir yıldızın da tıpkı bayrağımızdaki gibi bu hilalin ortasına geldiği ve bunun Türk kurtuluşunu müjdelediği gibi bir bilgi vardı. Ben propaganda deyip önemsemedim. Hakikaten de o gece ay ve yıldızın konumu tıpkı bayrağımızdaki gibiydi. Daha sonra bu bilgiyi astronomi fotoğrafçısı arkadaşım Tunç’a sordum ve o da bilginin doğruluğunu teyit etti. O yıldız da Venüs’müş. Hatta 26 Ağustos gecesi de konumları bu şekildeymiş.

YL: Daha önceki söyleşimizde sormuştum ama yine sormak istedim. Ne tür zorluklar çektin?

ÖC: Araç trafiğinin olduğu yol kenarında yürümek çok zevkli değil. İlki asfaltta yürüyorsunuz ve tek bir hareket şekliniz oluyor. O da adım atmak. Araçların egzozlarını soluyor, yarattıkları rüzgara maruz kalıyorsunuz ve bu sıcak hava dalgası da yüzünüzü yakıyor, cildinizi kurutuyor. Diğer bir konu ise gürültü. Bunu müzik dinleyerek bir derece azaltabiliyorsunuz. Hava kararmaya başladığı zaman da tehlikeli olmaya başlıyor ve sürücüler sizi geç farketmeye başlıyor.

Onun dışındaki zorluk yolun ters tarafında yürüdüğüm için tabelaların fotoğrafını çekmeye karşı şeride çekmek ve tek başıma yürüdüğüm için pek kendimin fotoğrafını çekememek. Herkes fotoğraf soruyor. Fotoğraf çekmeyi seven biri değilim, kendimi fotoğrafımı çekmeyi hiç sevmem, tek başıma olduğum içinde çekemedim zaten.

YL: Bir basın toplantısı ile yürüyüşünü bitirdin. Nasıl geçti bu toplantı?

ÖC: İzmir’deki arkadaşlarım, Ulusal Kanal ve DHA muhabiri geldi sadece. Ulusal Kanal ile bir video röportaj, DHA muhabiriyle de bir foto röportaj yaptık. Zaten 9 Eylül İzmir’in kurtuluşu etkinlikleri ve Türk Yıldızlarının körfez üzerinde yapmış oldukları gösteri uçuşu nedeniyle gündem oldukça yoğun, meydan çok kalabalıktı. Gezi’de kaybettiklerimiz için denize karanfil atacak kıyıda bir aralık bile bulamadık. Herkes oturduğundan kıyıda rica edip 3-5 kişiyi foto için kaldırdık.

YL: İzmir’e varınca neler hissettin?

ÖC: Belkahve’den İzmir görününce “bu iş bitti” dedim. Oysa daha kordona 21 km yolum vardı. Çok mutlu oldum. Başlamış olduğum bir şeyi sonunda bitiriyordum. Bir de üniversite yıllarımı geçirdiğim, kıymetini o günlerde çok da anlayamadığım bu şehri çok özlediğimi fark ettim. Yeni bir şehre değil de, yeni bir ülkeye gelir gibiydim.

izmiringöründügüyer

YL: Peki bundan sonra neler yapmak istiyorsun?

ÖC: Yukarıda da söylediğim gibi öncelikli işim Kocatape’den İzmir’e olan günlüğümü derleyip bir kitap haline geliyor mu, gelmiyor mu ona bakacağım. Bir de bu rota oldukça hoşuma gitti. Yürüyüşçülerle, bisikletçilerle, belki turizmcilerle bu rotayı nasıl geliştirebiliriz, yaygınlaştırabilirizi tartışabiliriz. Çünkü tarihi, kültürel ve doğal açıdan çok değerli bir rota.

YL: Okuyucularımıza söylemek istediğin başka şeyler var mı?

ÖC: Sistemi zorlayabildiğiniz kadar zorlayın!  Basın açıklamamda da dediğim gibi özgür her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını yasal haklarının peşinde koşmaya davet ediyorum. Biz fazlasını değil, sadece hakkımızı istiyor, insana, doğaya, kişisel özgürlüklere saygılı bir HUKUK devleti istiyoruz.

direngezi

Unutmayın! Daha fazlası Önder Cırık blogunda!

12eylül2013

Fotoğraflar: Önder Cırık arşivi

Editörün Notu:

Soru: Bu eylemden sonra Önder artık “kimse beni sevmiyor!” demez değil mi?

Cevap: “Evet artık diyemez”.  

Önder Cırık yürüyor! Neden yürüyor? Nereye yürüyor?

Yolun açık olsun dostum!

Önder Cırık: “Yaptığım şey, 3-5 kişinin bile dikkatini çekip harekete geçirse, ne mutlu bana. Hele eylemimden birileri ilham alıp benzerlerini yaparsa daha da geniş kesimlere ulaşmamız mümkün olacak. Yürüyüş bittiğinde “zor” ve “üşenme” kelimeleri lügatımdan çıkmış olabilir.”

onder1

Dostum Önder Cırık, 26 Ağustos günü Afyonkarahisar Kocatepe’den yola çıktı ve İzmir’e doğru yürüyor.

Neden mi yürüyor? Cevabı aşağıdaki cümlelerde.

Sabah erken ve akşamüstü yürüyerek şu ana kadar 175 kilometrelik uzun bir yol katetti. Öğle saatlerinde Twitter ve Instagram üzerinden birçok önemli bilgiyi ve gözlemini paylaşıyor. Akşamlar ise dinlenme ve blog için yazı vakti oluyor.

9 Eylül günü İzmir’e varacak olan Önder ile yürüyüşü ile ilgili bir söyleşi yaptık.

Söyleşi için kendisine ulaştığımda Uşak’ta 175 km bakımı için dinleniyordu. Akşamüstü yine yollara düşecek.

onder2

Blogunda ve Twitter’da #KocatepedenIzmire tabelası ile yorumlarını ve fotoğraflarını anlık olarak paylaşıyor. Hem eğlenceli, hem öğretici bir yanı var Önder’in. Mutlaka takip edin derim!

Belki tüm bu yaşananlar bir kitap olarak çıkar karşımıza.

Yıldıray Lise (YL): Yürüyüş fikri nasıl ortaya çıktı?

Önder Cırık (ÖC): Yürüyüş fikrim hep vardı, ama şimdi yapmak yoktu. Bir gün Kocatepe’den İzmir’e yürüme fikrim yaklaşık bir senedir var. Fakat şimdi yapmama neden olan iki şeyden biri Ali İsmail Korkmaz’ın polis ve sivillerce öldürüldüğü görüntüleri izlemem ve Antalya’dan Gezi Parkı’na adalet yürüyüşü yapan 4 gence 6 otobüs dolusu polisle yapılan saldırı.

Yıldıray Lise (YL): Bu güzel yürüyüşün amacı nedir?

Önder Cırık (ÖC): Yürüyüşümün üç amacı var:

1. 3 aydır süren polis şiddeti ve şiddetin adeta ödüllendirilmesi

2. %10 seçim barajının kaldırılması, çünkü milyonlarca insanın mecliste temsil edilememesi

3. 10 yıldır tüm şiddetiyle devam eden doğa, tarih ve kültür katliamı.

[Neden yürüdüğünü Önder daha detaylı olarak blogunda Neden Yürüyorum? adlı yazısında anlatıyor. Aynı yazının İngilizcesi de var blogunda Why am I hiking?]

Yıldıray Lise (YL): Bugüne kadar yolda karşılaştığınız zorluklar neler oldu?

Önder Cırık (ÖC): İki topuğumun su toplaması dışında pek bir zorlukla karşılaşmadım. Yola çıktığım Kocatepe’den Uşak’a kadar konaklama yapılabilecek yer de yoktu. O nedenle 4 gün duş alamadım.

Yıldıray Lise (YL): Yol boyunca ilginç gözlemleriniz olmuştur. Birkaçını paylaşır mısın lütfen?

Önder Cırık (ÖC): Daha önce de gözlemlediğim, fakat bu sefer tamamen emin olduğum bir gözlemim var. İnsanımızın ölçü, mesafe algısı hakikaten yok. Çok uzak dedikleri 2 km, aha şurası dedikleri yere 14 km yürüdüm.

Tek başıma olduğum için yürürken haberlerde, internette kullanılacak fotoğraf çekemiyorum.

Pek tarih bilinci de yok insanımızın. Şöyle bir diyalog geçti bir tanesiyle:

-Yolculuk nereye?

-İzmir’e

-Yürüyerek?

-Evet yürüyerek.

-E bitmez ki o yol. Ne zaman varcan ya?

-9 Eylül Allah kısmet ederse

-Niye 9 Eylül?

-10 Eylül’de mesai var da

– Haaaa!

Yıldıray Lise (YL): 9 Eylül’de İzmir’e varınca kendine ne gibi değişiklikler olacak sence?

Önder Cırık (ÖC): Ayaklarımda bayağı bir değişiklik olacağı kesin. Kendimde ise sanırım bitirmenin gururu ve mutluluğu olur. Yaptığım şey, 3-5 kişinin bile dikkatini çekip harekete geçirse, ne mutlu bana. Hele eylemimden birileri ilham alıp benzerlerini yaparsa daha da geniş kesimlere ulaşmamız mümkün olacak. Yürüyüş bittiğinde “zor” ve “üşenme” kelimeleri lügatımdan çıkmış olabilir.

onder_harita
(Önder bugüne kadar bu kadar yürüdü!)

Yıldıray Lise (YL): Yürüyüş sonrası bu çabalarını nasıl devam ettirmeyi düşünüyorsun?

Önder Cırık (ÖC): Öncelikle her gün yazdığım bloğu derleyip toplamayı, belki ufak bir kitap haline getirmeyi düşünüyorum. Çünkü konuştuğumuz, Twitter’da yazdığımız paylaştığımız şeyler daha o gün uçup gidiyor. Ama bir kitap halinde yayınlanırsa çok daha geniş kitlelere ulaştırabilirim. Belki İngilizceye de çeviririm.

Yıldıray Lise (YL): Bu yürüyüşü takip etmek isteyenler seni nasıl izleyebilir?

Önder Cırık (ÖC): Yürüyüşümü anlık takip etmek için: https://twitter.com/ondercirik [@ondercirik]

Günlük yazılarımı okumak için: www.ondercirik.com

Fotoğraf ve video paylaşımlarım instagram’da: http://instagram.com/ondercirik [@ondercirik]

Önder blogunda her günü eğlenceli bir şekilde uzun uzun anlatıyor:

–       Kocatepe’den İzmir’e Gün 1 (26 Ağustos 2013)

–       Kocatepe’den İzmir’e Gün 2 (27 Ağustos 2013)

–       Kocatepe’den İzmir’e Gün 3 (28 Ağustos 2013)

–       Kocatepe’den İzmir’e Gün 4 (29 Ağustos 2013)

–       Kocatepe’den İzmir’e Gün 5 (30 Ağustos 2013)

–       Kocatepe’den İzmir’e Gün 6 (31 Ağustos 2013)

–       Kocatepe’den İzmir’e Gün 7 (1 Eylül 2013)

–       Kocatepe’den İzmir’e Gün 8 (2 Eylül 2013)

–       Kocatepe’den İzmir’e Gün 9 (3 Eylül 2013)

–       Kocatepe’den İzmir’e Gün 10 (4 Eylül 2013)

–       Kocatepe’den İzmir’e Gün 11 (5 Eylül 2013)

–       Kocatepe’den İzmir’e Gün 12 (6 Eylül 2013)

–       9 Eylül 2013 günü Basın Açıklaması

 

Bu yürüyüş ile ilgili daha fazla bilgi almak isterseniz sosyal medyanın olanaklarını kullanarak Önder Cırık’ı takip edin derim.

Yolun açık olsun dostum!

01eylül2013 (Dünya Barış Günü’nde yayınlandı ve sonra Önder’in günlük yazılarının linkleri ile güncellendi.)

Fotoğraflar ve harita: Önder Cırık arşivi

 

Önder’in yürüyüşü ile ilgili bugüne kadar medyada çıkan seçme haberler:

Taraf Gazetesi: “Afyon’dan İzmir Körfezi’ne protesto yürüyüşü yapacak” 

Ulusal Kanal: “Yıkıma karşı tek başına Kocatepe’den İzmir’e yürüyor!” 

ATLAS Dergisi internet sitesi: “Önder Cırık neden yürüyor?” 

Sol Portal: “Bu kafayla biz metrobüs hattında daha çok angus kovalarız!”