KÜÇÜK GÜZELDİR

“Bir kelime yanına bir kelime gelince,

Bir ses yanına bir ses gelince,

Bir insanın yanına bir insan gelince…

Büyürler, büyürler, ölümden önce.”

Özdemir Asaf

GEF Küçük Destek Programı’nın (SGP) Türkiye’deki 20 yıllık deneyimini farklı bölgelerden örneklerle anlatan DOĞAL ÖYKÜLER kitabı çıktı.

1

Türkiye Ormancılar Derneği tarafından basılan kitabın yayına hazırlayanı ve editörlerinden biri olarak son dönemde severek yaptığım güzel işlerden biri olduğunu belirtmek isterim.

Kitabı hazırlarken yıllar önce Türkiye’nin farklı bölgelerinde başlamasına vesile olduğumuz çalışmaların, yerel dernekler tarafından sahiplenildiğini ve bu derneklerin gönüllü çalışmalarıyla başarılı sonuçlar alındığını görmek mutlu etti beni.

kapak

DOĞAL ÖYKÜLER KİTABI

GEF Küçük Destek Programı‘nın (GEF SGP) Türkiye’deki 20 yıllık deneyimini örnek projelerle anlattığımız kitap. 2014 yılı sonuna kadar desteklenmiş olan 236 proje içinden seçilen 25 farklı proje ile Küre Dağları ve Datça Bozburun Yarımadalarında desteklenen tüm projelerin deneyimlerini proje yöneticilerinin gözünden güzel fotoğraflar eşliğinde paylaşıyor. Ayrıca, proje deneyimlerinin yanında GEF SGP’nin desteklediği yayınları, toplantı ve çalıştayları anlatıyor.

Editörlerden bölümünden şu alıntı kitabı hazırlama amacımızı özetliyor: “1993 yılında ülkemizde başlatılan GEF Küçük Destek Programı (SGP) birçok projeyi destekleyerek günümüzdeki küresel sorunlara yerinde çözümler geliştirdi. Birçok kurum ve kişinin katkılarıyla atılan küçük adımlar dev adımlara dönüştü. GEF SGP ailesi bu yolda kararlı bir şekilde ilerledi, çabalar ve başarılar ile doğal öyküler yazıldı.

Bize de bu öyküler derlemek ve sizlere ulaştırmak düştü. Birçok kurum ve kişinin katkısıyla hazırladığımız bu yayın, GEF SGP ailesinin 20 yıllık deneyimin öyküsüdür. 236 projenin kolektif deneyimini ve en can alıcı örneklerini tek bir amaçla hazırlayıp sunuyoruz:

Küçük bile olsa sivil adımların gücünü, cesaretini, çarpan etkilerini, samimiyetini ve geleceğimizi aydınlatan sonuçlarını sizinle paylaşabilmek.

sayilarlar_gef_sgp

SAYILARLA GEF SGP TÜRKİYE

Kitapta GEF SGP’nin 20 yıllık serüvenini anlatan bazı önemli sayıların altını çizdik.

  • Bugüne kadar 236 proje, 149 farklı sivil kuruluşu (dernek, vakıf, kooperatif, meslek odası veya birlik) tarafından ağırlıklı olarak yerel ölçekte, yerel yönetimleri ve sivil toplum kurumlarını ortak alarak gerçekleştirildi.
  • SGP desteği 39 milli parkımızın 22’sinde, 81 yaban hayatı koruma sahamızın 19’unda, 31 tabiatı koruma alanının 11’inde ve birçok doğal sit alanında yöre halkının koruma planlama ve uygulama çalışmalarında etkin rol oynamasına destek oldu.
  • IUCN kırmızı listesindeki 32 nesli tehlike altındaki tür için tür koruma projeleri için toplam 300 hektar alanda (Alageyik, leopar, inci kefali, yediuyur, çöl varanı, sırtlan, vaşak, bozayı, toy, dağ horozu, Akbez geyik böceği, denizkaplumbağaları, ters lale, Datça hurması, Datça bademi, Cladocora caespitosa, Phyllangia mouchezii, Madracis pharensis, Polycyathus muellerae mercan ve pek çok bitki türü) çalışmalar yapıldı.
  • SGP, Türkiye’nin Önemli Bitki Alanları, Kızılırmak Deltası, Türkiye’nin Önemli Doğa Alanları, Orman ve Biyoçeşitlilik, Küresel İklim Değişikliğine Yerel Çözümler gibi son derece kritik 30’un üstünde yayının ve projeler dâhil 478 eğitim amaçlı toplantının destekçisi oldu. Uygulamalı eğitimlerden 500.000’in üstünde kişi doğrudan yararlandı.
  • SGP destekli projeler, 900.000 doğaseverin gönüllü katkılarıyla 4 milyon fidanın toprakla buluşmasına sivil girişimlerin katkısını sağladı.

projeler_haritası

ÖYKÜLERİ ANLATILAN PROJELER

Doğal Öyküler kitabı için 20 yılda desteklenen 236 proje içinden 25 farklı proje ile Küre Dağları ve Datça Bozburun Yarımadalarında desteklenen tüm projelerin deneyimlerin yer aldı. Güzel fotoğraflar eşliğinden deneyimleri paylaşılan projeler şunlardır:

Tarım Turizm Takas (Tatuta) Ailesi: Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin “Ekolojik Çiftliklerde Tarım Turizmi ve Gönüllü Bilgi, Tecrübe Takası (TaTuTa) Projesi”.

GEF SGP desteği ile başlayan bir projeden Türkiye için önemli bir turizm programı yeşerdi. TaTuTa Programı büyük bir aile oldu ve Türkiye’de “ekoturizm”, “kırsal turizm”, “tarım turizmi”, “doğa dostu tatil”, “gönüllülük” gibi kavramlar söz konusu olduğunda ilk çalınan kapılardan biri haline geldi.

Van Gölü İnci Kefali Koruma Çalışmaları: Doğa Gözcüleri Derneği’nin “Sürdürülebilir İnci Kefali Balıkçılığı ve Tüketimi” projeleri.

Van Gölü’nde yaşayan inci kefali 20 yıllık çabalar sonucunda üniversite, sivil toplum kuruluşları ve devlet kurumlarının ortak çalışması sonucunda korunuyor. GEF SGP’nin özellikle sivil toplum kuruluşları merkezli koruma yaklaşımın geliştirilmesi aşamasında destek verdiği bu çalışmalar Türkiye’de en başarılı tür koruma çalışmalarından biridir.

Leoparı koruyoruz: Doğal Kaynak ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Derneği’nin “Güneydoğu Anadolu Leopar Projesi”.

Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da leoparın yaşam yerlerinin belirlenmesi ve habitatlarının yöre halkıyla birlikte korunması çalışmaları ile kamuoyunun dikkatini çeken proje GEF SGP desteğiyle başladı.

“Küre Dağları Milli Parkı, elimizde bir meşale gibi yolumuzu aydınlatıyor!”

“Örgütlü toplum, güçlü toplumdur!” ifadesi, Küre Dağları Milli Parkı ve çevresindeki başarılı çalışmaları en iyi anlatan cümledir. Bartın Ulus Aşağıçerçi Güzelleştirme Derneği Başkanı Galip Arslan “Yaşatmak için örgütlendik! Örgütlü toplum, güçlü toplumdur!” diyor ve ekliyor: “Amacımız, buranın akarsularının, dağlarının, ağaçlarının ve hayvanlarının muhafaza edilmesi”.

Bu bölümde Küre Dağları Milli Parkı ve çevresinde uygulanan GEF SGP destekli şu projelerin deneyimleri paylaşılmıştır:

  • Kastamonu Kooperatifler Birliği – “Küre Dağları Harmangeriş Beldesinde Geleneksel Ağaç İşçiliğinin Sürdürülebilirliğinin Sağlanması ve Çeşitlendirilmesi Projesi”
  • Küre Dağları Ekoturizm Derneği (KED) – “Küre Dağları Milli Parkı ve Çevresinde Ekoturizmin Geliştirilmesi için Zümrüt Köyü Uygulaması” Projesi
  • Kastamonu Kooperatifler Birliği  – “Kastamonu’da Biyogaz Uygulaması ve Tanıtımı Projesi”
  • Aşağıçerçi Köyü Güzelleştirme Derneği – “Küre Dağları Milli Parkı Ulus Bölgesinde Alternatif Sürdürülebilir Geçim Kaynaklarının Saptanması ve Eğitimi Projesi”
  • Aşağıçerçi Köyü Güzelleştirme Derneği – “Küre Dağlarının Bilgisi: Ulus Aşağıçerçi Yayını 2. Baskı” Projesi
  • Bartın ve Çevresinde Yaşayan Uluslular Kültür, Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği – “Küre Dağlarında Alternatif bir Geçim Stratejisi olarak Doğa Dostu Sürdürülebilir Keten Tarımı” Projesi
  • Bartın ve Çevresinde Yaşayan Uluslular Kültür, Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği – “Küre Dağları Milli Parkı Sınırları İçerisinde Yaban Hayvanlarının Tarım Arazilerinden Uzak Tutularak Korunması” Projesi

Hayalet avcılığı tanıdık: Çanakkale Koza Gençlik Derneği’nin “Hayalet Avcılık Farkındalık Projesi”.

Hayalet Avcılık konusu GEF SGP destekli projelerle Türkiye gündeminde yer aldı. Bu konuda öncü proje Çanakkale Koza Gençlik Derneği tarafından uygulandı.

Sizin için dikilen 7 fidan sevgiyle yeşeriyor: Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma Vakfı’nın (ÇEKÜL) “7 Ağaç Orman Projesi”.

ÇEKÜL’ün 1992 yılında başladığı ve GEF SGP’nin katkılarıyla büyüyen 7 Ağaç Ormanları ağaçlandırma çalışmaları aynı inanç ve sivil katılımla devam ediyor. İstanbul’dan başlayıp Anadolu’ya yayılan çalışmalarda bugüne kadar yaklaşık 900.000 doğaseverin desteğiyle dikilen fidanların sayısı 4 milyona ulaştı.

Eskişehir Sivrihisar’da koyun sürülerini akbaşlar koruyor: Sivrihisar Çoban Köpeği Akbaş Irkını Koruma, Araştırma, Tanıtma Derneği’nin “Eskişehir Sivrihisar İlçesinde Akbaş Çoban Köpeklerinin Dejenerasyonunun Önlenmesi ve Irk Özelliklerinin Korunması Projesi”.

GEF SGP destekli projeyle sürüleri yaban hayvanlarından en iyi koruyan çoban köpeği akbaşların sayıları artıyor.

Beypazarı’nda Doğa Turizmi: Doğa Derneği’ninBeypazarı – İnözü Vadisi Yerel Katılımla Doğa Turizmi Uygulama Projesi”.

Ankara’nın en önemli kültür turizmi merkezlerinden biri olan Beypazarı, Doğa Derneği’nin GEF SGP desteği ile gerçekleştirdiği proje ile doğa turizmi için de önemli bölgelerden biri haline geldi.

Ankara keçisi korunuyor: Türkiye Tabiatını Koruma Derneği’nin Ankara Keçisi Irkının Devamlılığının Sağlanması İçin Yetiştiriciliğin Desteklenmesi Projesi”.

GEF SGP’nin desteklediği çalışmaların da katkısı ile Ankara keçilerinin besleme şartları iyileşiyor ve sayıları artıyor.

Bozkır da güzeldir: Doğa Kültür ve Yaşam Derneği’nin “Bozkır da Güzeldir” Projesi.

GEF SGP desteği ile Doğa Kültür ve Yaşam Derneği tarafından yapılan çalışmalar sonucunda bozkırın nadir canlıları olan çizgili sırtlan ve çöl varanı Şanlıurfa Birecik halkı tarafından korunuyor.

Biyolojik Çeşitlilik Odaklı Ormancılık: Doğa Koruma Merkezi’nin “Gümüşhane Ormanlarında Biyolojik Çeşitlilik Odaklı Ormancılık” Projesi.

Doğa Koruma Merkezi, Orman Genel Müdürlüğü ile yaptığı ortak çalışmalarla Türkiye’de orman amenajman planlarında biyolojik çeşitliliğin korunması için yeni bir yaklaşım geliştiriyor. GEF SGP desteği ile Gümüşhane ormanlarında yürütülen bu proje, yeni yaklaşımın ilk örnek uygulamamalarından biri olarak dikkat çekiyor.

Kara akbabalar özgür uçuyor:  Doğa Araştırmaları Derneği’nin “Kara Akbaba 2001” Projesi.

Doğa Araştırmaları Derneği’nin GEF SGP’nin desteğiyle nesli tehlike altında olan kara akbabaların korunması için yaptığı proje Türkiye’de yırtıcı kuş türlerinin korunması yolunda önemli bir adım oldu. Yıllar içinde bölgede yapılan birçok proje ile kara akbaba koruma çalışmaları Türkiye’de en iyi bilinen tür koruma çalışmalarından biri haline geldi.

Türkiye’nin İlk Yaban Hayatı Koridoru: KuzeyDoğa Derneği’nin “Türkiye’nin İlk Yaban Hayatı Koridoru’nun Beşeri Altyapısının Oluşturulması Projesi”.

KuzeyDoğa Derneği, GEF SGP’nin desteği ve birçok kurumun ortaklığında Türkiye’nin ilk yaban hayatı koridorunu oluşturdu.

Muğla’nın Kültürel Mirası: Yerli Meyveler – Meyve Mirası Çalışma Grubu’nun “Muğla’nın Yerli Meyveleri: Kültürel Miras, Veritabanı ve Koruma Projesi”.

Gönüllü bir grubun GEF SGP desteğiyle Muğla’da başlattığı yerli meyve ağaç çeşitlerinin belirlenmesi, korunması çalışmaları Türkiye için önemli bir örnek oldu.

Marmariç’te Permakültür: Marmariç Ekolojik Yaşam Derneği’nin “Permakültür Tasarım Yöntemleriyle Doğa Dostu, Sürdürülebilir ve Verimli Arazi Kullanım Modeli Geliştirme ve Uygulama Projesi”.

Türkiye’deki ilk permakültür uygulamalarından biri GEF SGP desteğiyle İzmir Marmariç’te gerçekleştirildi. Bu çalışmaların öncülüğünde yıllar içinde kendine yeterli ve sürdürülebilir bir yerleşim olma yolunda Marmariç büyük bir adım attı.

Fırtına Vadisi’nin Şimşirleri: Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği’nin “Fırtına (Rize) Şimşirlerinin Tanıtımı ve Korunması” Projesi.

Türkiye’nin dokuz orman sıcak noktasından biri olan Fırtına Vadisi’nin şimşirleri Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği’nin birçok kurumlar ortaklaşa gerçekleştirdiği proje ile daha iyi tanınıyor ve korunuyor.

Hayalet Avcılığa Son: Mavi Kilikya Derneği’nin “Hayalet Avcılığa Son” Projesi.

GEF SGP projeleri ile tanınan hayalet avcılıklar ilgili çalışmalar Mavi Kilikya Derneği’nin çabalarıyla Adana’da da uygulandı.

İnsan ve Doğa Uyum İçinde: Datça-Bozburun Yarımadaları Önemli Doğa Alanı Deneyimi

GEF SGP, 2012 yılında Satoyama İnisiyatifi, Japon Biyoçeşitlilik Fonu ortaklığında dünyada insan ve doğanın uyum içinde olduğu alanların iyi koruma örneği oluşturmak hedefiyle 11 ülkede başlattığı çalışmada yer aldı. Datça Bozburun Yarımadaları Önemli Doğa Alanı, kısaca COMDEKS olarak adlandırılan bu çalışmada Türkiye’de uygulama alanı olarak GEF SGP Ulusal Komitesi tarafından seçildi.

Bölgenin mevcut durumunun değerlendirilmesiden sonra GEF SGP / COMDEKS desteğiyle projeler desteklendi.

Bu bölümde Datça – Bozburun Yarımadalarında uygulanan GEF SGP / COMDEKS destekli şu projelerin deneyimleri paylaşılmıştır:

Yurttaşın İklim Mücadelesi: Küresel Denge Derneği’nin “Sivil İklim Zirvesi (SİZ) 2013” Projesi.

Türkiye’de “yurttaş odaklı” bir iklim gündemi oluşturmayı amaçlayan Sivil İklim Zirvesi (SİZ) 2013 Projesi GEF SGP’nin desteğiyle hak temelli yaklaşımlarla ülkemizdeki iklim değişikliği ile insanların günlük yaşam alışkanlıkları ve geçimlikleri arasındaki bağın farkında olmalarına katkı sağladı.

Ekokaravan yollarda: Odider Otodoğalgaz İstasyonları Derneği’nin “Ekokaravan – Temiz Enerji Teknolojileri Tanıtım Aracı” Projesi

Güneş, rüzgar ve hidrojen enerjisini bir araç üzerinde tanıtan dünyadaki ilk örnek olan Ekokaravan, GEF SGP desteğiyle Türkiye’de 26 ili, Abudabi ve Viyana’yı ziyaret etti.

Bitkisel Yağlardan Traktör Yakıtı: Güneşköy Kooperatifi’nin “Kırsal Kesimde Yerel Olanaklarla Üretilecek Bitkisel Yağların Dizel Motorlu Tarım Araçlarında Yakıt Olarak Kullanılması  – Kırıkkale Hisarköy Denemesi” Projesi.

GEF SGP’nin desteğiyle geliştirilen ve Güneşköy’de denenen bitkisel yakıt kontrol sistemi kanola, ayçiçeği, pamuk gibi yağ bitkilerinden elde edilen yağların dizel motorlu araçlarda, öncelikle traktörlerde hiçbir ön işleme yapılmadan doğrudan yakıt olarak kullanılıyor.

İklim Dostu Çankaya Parkları: Peyzaj Araştırmaları Derneği’nin “Doğal Bitkilerle İklim Dostu Çankaya Parkları Projesi”.

Ülkemizde bir ilçede parkların iklim dostu olması ilk çalışmalar Ankara Çankaya ilçesinde başlatıldı.

Bisiklet kullanıyorum, mutluyum: Bisikletliler Derneği’nin “Haydi Çocuklar Bisikletle Okula” Projesi.

GEF SGP daha temiz şehirler ve daha sağlıklı bir hayat için bisiklet kullanımını özendirmek ve bisiklet ile ulaşımın Türkiye’de yaygınlaşması için projeler destekledi.

Antalya’nın “Güneşevi” var: Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Antalya Şubesi’nin “Antalya Ekolojik Eğitim Merkezi” Projesi.

Antalya’nın ilk güneş evi GEF SGP desteği ile hazırlanan Antalya Ekolojik Eğitim Merkezi oldu. Bu merkezde güneş enerjili termal sistemleri, güneş elektriğini, güneş enerjili serayı ve küçük ölçekli rüzgar türbinlerini gören birçok ziyaretçi evinde ya da serasında bu sistemi kullanmaya başladı.

Atık Bitkisel Yağlardan Biyodizel üretiyoruz: Alternatif Enerji ve Biyodizel Üreticileri Birliği Derneği’nin “Biyodizel Üretiminde Kullanmak Üzere Atık Bitkisel Yağların Toplanması için Farkındalık Projesi”.

Türkiye’de bitkisel atık yağların toplanması konusunda yapılan ilk proje olan “Biyodizel Üretiminde Kullanmak Üzere Atık Bitkisel Yağların Toplanması için Farkındalık Projesi” GEF SGP’nin desteğiyle gerçekleşti. Bu projede oluşturulan atık yağ toplam sistemi sektördeki firmalar tarafından hala uygulanıyor.

Eymir Gölü’nde Güneşli Bot: Temiz Enerji Vakfı’nın (TEMEV) “Güneşli Bot” Projesi.

Temiz Enerji Vakfı (TEMEV), sivil toplum kuruluşları, üniversite ve sanayi kurumlarının işbirliği ve GEF SGP desteğiyle başlatılan “Güneşli Bot Projesi” sonunda tümüyle güneş enerjisi ile çalışan “Güneşli Bot” tasarlanmış ve Ankara Eymir Gölü’nde kullanıma sunulmuştur.

Doğayı Pedalla Koru: Burdur Su Sporları Spor Kulübü Derneği’nin “Doğayı Pedalla Koru” Projesi.

Burdur Gölü’nün etkin korunması için yola çıkan bisikletçiler, doğa koruma açısından önemli bir projeye imza attı.

 arka_kapak

KİTAP HAKKINDA GÖRÜŞLER

GEF SGP Ulusal Koordinatörü ve kitabın editörlerinden biri olan Gökmen ARGUN kitabı şöyle özetliyor: “Bu yayın, sivil toplumun hayallerinin dünyanın geleceğini değiştirecek ölçekte zenginlikte ve niyette olduğunu gösteriyor bize. Umarım bu şekilde seslerini ve değerli çalışmalarını tüm kamuoyuna duyurabilir ve yeni fırsatların doğmasına vesile oluruz.”

Editörlerden Ozan Çekiç ise “Hem Türkiye Ormancılar Derneği Yönetim Kurulu üyesi olarak hem de kitabın editörlerinden biri olarak küçük destekler ile kurum ve kuruluşların ne kadar büyük ve anlamlı işler yapmış olduklarını keyifle görmüş oldum. Desteği sunan GEF SGP başta olmak üzere tüm projelerde rol alan tüm kurum kuruluş ve yöneticilerine kocaman teşekkür ediyorum.” diyor.

gef_sgp_ailesi

KİTABA ULAŞMAK İÇİN: 

GEF SGP eposta: gef.sgp@undp.org

Türkiye Ormancılar Derneği internet sitesi: www.ormancilardernegi.org

Kitabı çevrimiçi okumak ister misiniz?

Özel not: Bu özel yazıma “Küçük Güzeldir” başlığını kullanmak istedim.

Neden mi?

İlk nedeni: E.F. Schumacher’in “Küçük Güzeldir (Önceliği İnsana Veren Bir Ekonomi Anlayışı)” adlı özel kitabı.

İkinci nedeni: Son dönemde beni en çok etkileyen yazarlardan olan Seth Godin’in son kitabının Türkçemize “Küçük Güzeldir” diye çevrilmesi.

Üçüncü nedeni: GEF Küçük Destek Programı (SGP) destekli küçük projelerin bende yarattığı büyük umut ışığı.

16şubat2015

Ankara

 

Doğamızın Yabanıl Halleri: Korunan Alanlarımız

YL_valla kanyonu2

(Küre Dağları Milli Parkı, Valla Kanyonu)

Doğa koruma uzmanı olarak son yıllarda eğitimlerde en severek anlattığım ders “Hocam, korunan alan ne demek?” adını verdiğim derstir. Bu etkileşimli derste eğitime katılanların bilgi ve deneyimlerini harmanlayarak Türkiye ve dünyadaki korunan alanlarda bir yolculuğa çıkıyoruz. Bazı korunan alanı belgesellerden de olsa biliyor, bazıları Türkiye’de başta Milli Parkla olmak üzere bazılarını ziyaret etmiş, bazıları hemen yakınında yaşasa ve düzenli olarak ziyaret etse bile oranın bir korunan alan olduğunu bilmiyor.

Küre Dağları Milli Parkı çalışmaları sırasında tanıdığım Bartın Ulusluların Galip Amcası  “Madem, bu park, dünyaya armağan edilmiş, korumak için herkese görev düşüyor!” diyor. Galip Arslan, doğa koruma, sürdürülebilir kaynak kullanımı ve örgütlenme konularında bölgenin bilge kişisi. Yaşlı ama enerjisi ile birçok gence taş çıkartıyor. “Ulus Aşağıçerçi Güzelleştirme Derneği”nin başkanı olarak bölgenin Milli Park olarak koruma altına alınma sürecini en başından beri desteklemiş ve son yıllarda da kadınların örgütlenmesi ve ekoturizm, doğal üretim konularında kendilerini yetiştirmelerine önem veren çalışmalar yapan biri. Çalışmalarının diğer önemli hedef kitlesi ise “Panda Çocuk Kulübü” çatısı altında bir araya gelen ve seslerini Vali’ye bile duyuracak kadar cesur çocuklar…

Galip Arslan

(Galip Arslan)

Dünyada doğanın, kültürel değerlerin ve ekosistem hizmetlerinin korunması için ilan edilen farklı alan koruma statüleri var. Bunların ortak noktası devlet ve toplum tarafından özel koruma değerlerine sahip olan karasal, sucul ya da denizel alanlar olarak tanınması ve de korunmaları için bazı önlemler alınması gerekliliğidir. Dünyadaki en yaygın kullanımıyla korunan alanlar, Dünya Doğayı Koruma Birliği (IUCN) tarafından şöyle tanımlanıyor: “Doğanın ve ilişkili ekosistem servisleri/hizmetleri ve kültürel değerlerin uzun vadeli korunması amacıyla açıkça tanımlanan ve bilinen coğrafi sınırları olan, kendini bu alana adamış kişilerin olduğu, yasal veya diğer etkin yöntemlerle yönetilen alandır.”

Dünyada biyolojik çeşitliliği ve besinlerimizi korumak; toplumun dinlenme ve eğlenme gereksinimini karşılamak; Su, toprak ve hava gibi yaşam destek sistemlerini korumak ve doğal kaynakların sürdürülebilir yönetimi gibi temel ihtiyaçlarımız için korunan alanlara ihtiyacımız var. Korunan alanlar doğa korumanın en temel taşlarından biri olarak önemli yaşam alanlarının ve doğal kaynaklarının korunduğu ve sürdürülebilir kalkınma stratejilerinin uygulandığı bölgelerdir. İçme suyu, balıkçılık ve ormancılık gibi insanların sosyal ve ekonomik refahı için gerekli doğal kaynakların korunmasını sağlarlar. Korunan alanlar olmaksızın dünyamızın sağlıklı bir geleceği olabileceğini düşünmek bile mümkün değildir.

Son 40 yılda yapılan çalışmalarla dünyadaki korunan alanların toplam sayısı 200.000’i aşmıştır. Bu oran, dünya yüzölçümünün yaklaşık %14’üdür. Bunlardan ise yaklaşık %30’u etkin olarak yönetilmektedir. Diğerleri sadece kağıt üzerinde mevcutturlar.

Alan koruma statüsü deyince aklımıza ilk olarak “Milli Park”lar gelmektedir. Dünyadaki ilk milli park 1872 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde ilan edilen “Yellowstone Milli Parkı”dır. Bu koruma anlayışı 20. yüzyılda tüm dünyada yaygınlaşmıştır.

Ülkemizin ev sahipliği yaptığı biyolojik çeşitlik değerleri ve önemli doğa alanlarının bir kısmı farklı koruma statüleriyle koruma altına alınmıştır. Bu koruma statülerinin bir kısmı ulusal mevzuatımıza göre, bir kısmı da uluslararası sözleşmelere dayanarak oluşturulmuştur. Bugün, Türkiye’de yönetimi farklı kurumlar tarafından gerçekleştirilen, farklı türlerde pek çok koruma alanı bulunmaktadır. Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın merkezi ve yerel teşkilatları farklı koruma statüleri altında Türkiye’nin biyolojik çeşitliliğinin korunması yönünde çalışmalar yürütmektedir.

Türkiye’de korunan alan ilanı çalışmaları 1950’li yılların ikinci yarısında başlamış ve 1958 yılında Yozgat Çamlığı Milli Parkı ilan edilmiştir. Bugün, Türkiye yüzölçümünün yaklaşık %6’sı farklı korunan alan statüleriyle koruma altındadır. Bu sayı dünyadaki tüm korunan alanlar ele alındığında ortalamanın altındadır. Küresel stratejiler her ülkede bu oranın en az %10 olması gerektiğini gösteriyor.

2873 sayılı Milli Parklar Yasası’nda (Madde 2/a) “Bilimsel ve estetik bakımından, milli ve milletlerarası ender bulunan tabii ve kültürel kaynak değerleri ile koruma, dinlenme ve turizm alanlarına sahip tabiat parçalarını” olarak tanımlanan ve bugün daha çok doğa turizmi ve ekoturizm ile öne çıkan Milli Parklar korunan alanlarımızın en güzel örneklerini oluşturur. Türkiye’de Milli Parklar deniz ve kıyılardan, dağlara; deltalardan, ormanlara ve yaylalara; bozkırlardan, göl ve akarsu sistemlerine; derin vadiler ve kanyonlardan buzullara kadar çeşitli ekosistemleri temsil eder. Yani denizlerden Ağrı Dağı’nın doruklarına, sulak alanlardan bozkırlara, şehrin hemen yanında veya el değmemiş coğrafyalarda çok farklı alanlardan 40 güzide alan. 40 Milli Park içinde en küçüğü 267 hektar yüzölçümü ile Yozgat Çamlığı Milli Parkı ve en büyüğü 88.014 hektar ile Ağrı Dağı Milli Parkı’dır.

nemrutdagi2

(Nemrut Dağı Milli Parkı – Dünya Miras Alanı)

Son yıllarda korunan alanları sayıları giderek artsa bile dünyadaki türleri ve yaşamalarının kaybı hala devam ediyor. Dünyada ve Türkiye’de ulusal korunan alanlar ağını oluşturma ve yönetmelerinde çok önemli eksiklikler vardır. Özellikle Türkiye için daha çok alanın korunması özellikle deniz-kıyı, nehir ve bozkır habitatlarında yeni korunan alanlar ilan edilmelidir. Tüm korunan alanlarımızın etkin yönetimi günümüzde en önemli hedefimiz olmalıdır. Birçok sektör için önemli olan bu alanların markalaşarak bölgesel veya küresel en iyi uygulamalar arasında yer alması mümkün olabilir.

Ülkemizdeki birçok olumsuzluk ve yetersizliklere rağmen uzun yıllar çalıştığım Küre Dağları Milli Parkı’nın bugün Avrupa çapında elit korunan alanlar sertifikası aldığını görmek ümidimi artırıyor. Küre Dağları Milli Parkı “Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi” kapsamında yapılan çalışmalarla 2012 yılında PAN Parks (Korunan Alanlar Ağı Parkları) sertifikasını alan ilk milli parkımız oldu. Yani, Avrupa’nın olağanüstü doğal güzellikleri ile turizm arasında karşılıklı denge ve uyuma dayalı bir korunan alanlar ağı oluşturmak ve korunan alanların yönetiminde kalitenin arttırılmasını teşvik etmek amacını taşıyan PAN Parks ağının üyesi oldu.

Bölgede çalışmaların daha etkili olması için “Örgütlü toplum, güçlü toplumdur” diyen Galip Amca bölgede birçok derneğin kurulmasına da öncülük etti. Küre Dağları Milli Parkı çevresinde şimdi Galip Amca gibi birçok kişi ve Aşağıçerçi Derneği gibi birçok dernek var. Hepsi de parkın daha iyi korunması ve yönetilmesini istiyorlar ve milli parkın bölgelerine olan ilgiyi artırdığını söylüyor. Son görüşmemizde Galip Amca biraz daha umutluydu. “Milli park elimizde bir meşale gibi yolumuzu aydınlatıyor! Şimdi, PAN Parks sertifikası ile yolumuzu daha iyi aydınlatan ikinci meşalemiz oldu!” cümlelerinde gördüm bu umudu.

Türkiye’nin biyolojik çeşitliliği üzerindeki tehdit ve baskılar giderek artıyor. Mevcut politikalar, korunan alanların etkisini azaltmaya yönelik olsa bile, zaman korunan alanlara sahip çıkma zamanıdır. Gezi Parkı olaylarının başlattığı süreç TBMM’nin gündeminde olan Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu’nun gündemden çekilmesine sebep oldu.  Avrupa Birliği müktesebatına uyum sürecinde hazırlanan bu kanun başta 121 sivil toplum kuruluşunun üye olduğu Tabiat Kanunu İzleme Girişimi olmak üzere birçok kurum tarafından eleştirildi. Gezi Parkı ile başlayan bu çevre ve yaşam hakkı duyarlılığı süreci Türkiye’nin doğasının korunması, korunan alanlara verilen önemin artması ve sürdürülebilir kaynak kullanımı için de güzel bir adım olabilir.

Başta Milli Parklar olmak üzere tüm korunan alanlarımızı özellikle devletin merkezi ve yerel teşkilatında çalışan herkesin görmesi ve değerinin bilmesi gerekiyor. Bu alanlarla ilgili verilecek her türlü koruma veya kullanma kararları böylece daha sağlıklı verebilir. Geleceğimizin garantisi olan gençler ise sonraki yıllarda sosyal medyada “#direnmilliparklar” yazmamak için buraları görmeli, bu alanları sahiplenmeli ve korunmaları için çalışmalıdır.

Bu yazının uzun hali GEO Dergisi’nin Temmuz 2013 sayısında yayınlanmıştır!

Faydalı linkler

www.milliparklar.gov.tr

www.kdmp.gov.tr

www.panparks.org

Bir yeri yazmak oraya sahip çıkmaktır.

kdmp

Bugün, bir Nisan ayı pazarı.

Sabah ATLAS Dergisi’nin 20. yıl özel dergisine tekrar baktım.

Gün içinde TRT’de Ara Güler’in Afrodisyas belgeselini seyrettim.

Sonra Haluk Şahin’in yeni kitabını tanıttığı tweetini gördüm.

Son cümlesi  “… Bir yeri yazmak oraya sahip çıkmaktır.” idi.

ATLAS Dergisi’ni okuma zevkinden sonra üst üste iki usta da bir yeri anlatmanın, yazmanın, fotoğraflanmanın aslında o yere sahip çıkmak olduğunu ne de güzel anlatıyordu.

Başta Küre Dağları Milli Parkı olmak üzere yazılarım, danışmanlık yaptığım belgeseller ve blogum geldi aklıma.

“Hiçbirşey yapmasam bile bu yazılarımla en azından derdimi anlatıyorum” dedim kendime.

İşim gereği Türkiye’yi ve dünyayı gezmenin ne kadar önemli olduğunu tekrar anladım. Tüm dostlarıma, gördüğüm ve gezdiğim tüm yerler için şükran duydum.

Sonra içimden geçirdim: Umarım herkes çevresine, sevdiği yerlere sahip çıkar ve anlatır…  Fotoğraf çeker, video çeker, yazılar yazar…  Derdini ve o yerleri anlatır… Anlatır…

Bu konuda emek veren herkesin ellerine sağlık diyorum.

salda_golu

21nisan2013

Fotoğraflar: Yıldıray Lise (üst: Küre Dağları Milli Parkı; alt: Burdur Salda Gölü)

Yalnız olamaz insan ormanda

John Berger’e saygılarımla…

 

“Asla büsbütün yalnız değiliz.“ (*)

kdmp

En güzeli

Bir orman fısıldar bize

“Yalnız değiliz!”

Çünkü yalnız olamaz

İnsan ormanda!

catak kanyonu yolu2

*: John Berger’in “Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü” kitabından alıntı.

 Fotoğraflar: Yıldıray Lise – Küre Dağları Milli Parkı

Sabahın körü

Sabahın körü

 

Çamur deryasından sonra

 

Güneş gülümsüyor

 

Kuşlar yağmurda saklandıkları

 

Yerlerden çıkmış

 

Sanki baharı tekrar karşılıyorlar

 

Cıvıl cıvıl her yer

 

 

Sabahın körü

 

Bir huzurla uyanıyor insan

 

Birkaç güzel mısra şiirin ustalarından

 

Erkan Oğur sesinden

 

Birkaç enfes türkü

 

Yeniliyor insan kendini

 

Huzurla başlıyor güne

 

 

İşte bu sabah

 

Küre Dağları Milli Parkı’nda

 

Bir sabah

 

 

19nisan2012

Bir karaca kırılganlığında yaşam

 

(Fotoğraf: Yıldıray Lise – Küre Dağları Milli Parkı, Armutlu Çayırı)

 

Küre Dağları Milli Parkı

 

Görülmesi gereken bir yer

 

Ne zaman gitsem oraya

 

Hep bir karaca görürüm

 

Ürkek

 

 

Su için yol kenarlarına inen

 

Araba veya insan görünce biraz afallayıp

 

Sonra dört nala kaçan bir karaca

 

 

Düşünürüm

 

Aynen böyle değil mi bizim yaşamalarımız da

 

Bir karaca kırılganlığında.

 

31mart2012 (geceninbivakti)

İZ TV “9 Sıcak Nokta Belgesel Kuşağı”nı nasıl hazırladı?

2011 Uluslararası Orman Yılı kutlamaları çerçevesinde İZ TV Belgesel Kanalı ile Küresel Çevre Fonu (GEF) destekli “Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi” ortakları Türkiye’nin 9 orman sıcak noktasını anlatan belgesel kuşağı hazırladı.

9 Sıcak Nokta Belgesel Kuşağı”nın her bölümü sanatçıların, bilim insanlarının, sivil toplum temsilcilerinin, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ve Orman Genel Müdürlüğü taşra teşkilatında görevli uzmanların katılımı ile çekildi ve düzenli olarak İZ TV’de yayınlandı.

“9 Sıcak Nokta Belgesel Kuşağı” yönetmeni Vedat Atasoy bu belgesel kuşağı ile ilgili Yıldıray Lise’nin sorularını UNDP Türkiye’nin aylık dergisi “Yeni Ufuklar” için yanıtladı.

(Fotoğraf: Yıldıray Lise – Yenice Ormanları çekimleri)

Yeni Ufuklar: İZ TV’yi bize kısaca anlatır mısınız?

Vedat Atasoy: Ben Vedat Atasoy, Murat Toy, Ahmet Sargın ve Coşkun Aral’dan oluşan kurucu ekip, Şarküteri Prodüksiyon çatısı altında Türkiye’nin ilk belgesel kanalı projesini hayata geçirdik ve “Her Şey Ardından Bir İZ Bırakır” sloganıyla 6 Şubat 2006’da yola çıktık. 60 kişilik çekirdek ekip ve 100’den fazla bağımsız belgeselcinin desteğiyle önce Türkiye’nin ardından da Avrupa’nın en iyi belgesel kanalı olduk. 2007 yılında Hotbird TV Ödüllerinde ”Avrupa’nın En İyi Belgesel Kanalı” ödülünü kazandık. Türkiye’nin saygın dijital platformu DIGITURK’ün 18. ve 182. kanalından ve 318. kanalından HD olarak yayın yapan İZ, şu anda Türkiye’nin en çok izlenen belgesel kanalı.

Yeni Ufuklar: 2011 “Uluslararası Orman Yılı” idi. Bu yılda birçok kurumla ortak çalışarak “9 Sıcak Nokta” belgesel kuşağını hazırladınız. Bu fikir nasıl doğdu?

Vedat Atasoy: Türkiye ve yakın coğrafyasının, kültürel ve tarihi zenginlikleri kadar doğası da bizim için anlatılması gereken öncelikli konulardan biriydi.  Bu sebeple kurulduğumuzdan beri birçok projeye imza attık. Bunlardan biri de geçen sene Küre Dağları Milli Parkı’nda hazırladığımız ”Küre: Doğaya Saygı” belgeseliydi. Bu belgeselin çekimleri esnasında İZ TV yapımcılarından Dilek Mayatürk ve UNDP Türkiye Ofisi’nden Yıldıray Lise bu projenin temellerini oluşturdular. Ardından yaptığımız detaylı çalışmalarla da proje hayata geçti.

Yeni Ufuklar: Bu belgesel kuşağı çekimlerinde hangi kurumlarla ve kişilerle işbirliği yaptınız?

Vedat Atasoy: Öncelikle “9 orman sıcak noktası” kavramının isim babası olan Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF-Türkiye) ve bizi bu projenin oluşumundan son anına kadar yalnız bırakmayan Yıldıray Lise kanalıyla UNDP Türkiye ile görüşüldü. Ardından Çevre ve Orman Bakanlığı ile irtibata geçtik. Orman Genel Müdürlüğü, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ve Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı ile protokoller imzalandı. Böylece aslında Türkiye’de çok da fazla örneği bulunmayan kapsamlı bir proje başlamış oldu. Belgesel projesinin sponsoru olan COLUMBIA’nın da desteğini unutmamak lazım. Ama bence en büyük teşekkürü, bu projede ”GÖNÜLLÜ” yer alarak, bu zor coğrafi koşullarda belgesel serisinin hayata geçmesini sağlayan usta oyuncular (bölüm sırasına göre); Erkan Can, Pelin Batu, Olgun Şimşek, Uğur Polat, Hakan Gerçek, Şevval Sam, Güven Kıraç, Mehmet Aslantuğ ve Serhat Tutumluer‘e etmek isterim. Onların içten hisleri ve doğanın korunması adına yapılan tüm çabalara gönüllü destekleri bu projenin başarısında en önemli faktördür. Ayrıca görsel olarak görkemli görüntüler elde etmemizi sağlayan kameramanlarımız; başta Oğuz Özdemir olmak üzere, Ethem Tosun, Aydın Kapancık veSerdar Sönmez’e de çok teşekkür ederim. Son büyük alkış da tüm bu projenin yükünü sırtında taşıyan Dilek Mayatürk’e gelmeli.

Yeni Ufuklar: 9 ayda 9 farklı yerde 9 sanatçı ile çekimler yaptınız. Başınızdan mutlaka ilginç olaylar geçmiştir. Bunlardan birkaçını anlatır mısınız?

Vedat Atasoy: Çok renkli insanlarla, çok renkli ve görkemli ama bir o kadar da zor coğrafyalara gittik. Elbette bu birçok unutulmaz anları da beraberinde getirdi. Ama özellikle 2 metre kar varken gittiğimiz ve 3-4 gün mahsur kaldığımız Karçal Dağları çekimi tam bir maceraydı. Erkan Can‘ın pozitif enerjisiyle tüm bu zorluklar neşeli bir yolculuğa dönüştü. Uğur Polat‘ın korkmasına rağmen, Baba Dağı’nın 2000 metre yükseklikteki parkurundan yamaç paraşütü ile atlaması bize de sürpriz oldu. Şevval Sam ile yoğun siste kaybolduğumuz anda sislerin içinden Hızır gibi çıkan Çoban Ahmet’i herhalde hiç kimse hayatı boyunca unutmayacaktır. Proje danışmanımız Yıldıray Lise’nin Hakan Gerçek‘i ve bizi saatlerce yürütmesi ve 1 saatlik yolların her zaman 2-3 saate çıkması unutulur şey değildi! Hatay’da Güven Kıraç ile yediğimiz şahane yemeklerin tadı hala damağımızda. Olgun Şimşek‘in kar yağdığı için sığındığımız ve yaktığımız ateşle ısındığımız harabe binada söylediği türküler hala kulağımda. Serhat Tutumluer‘in, ateş başında, doğanın koynunda huzur içinde uyuması da en sevdiğim fotoğrafların başında geliyor. Kısaca her yerde çok ama çok eğlendik. Bir an bile sıkılmadık.

Yeni Ufuklar: Her ay düzenli olarak yayınlanan kuşak belgeselleri bugüne kadar kaç kez yayınlandı?

Vedat Atasoy: Belgesel kuşağının 9 bölümü ilk bölümün yayınlandığı Mart ayından itibaren 2011 yılı içinde toplam 345 kez yayınlandı ve 4 milyondan fazla kişiye ulaştı.

(Fotoğraf: Ahmet Şükrü Elbir – son bölüm sonrası ekip fotosu (soldan sağa – Vedat Atasoy, Dilek Mayatürk, Yıldıray Lise)

Yeni Ufuklar: Sizce bu belgesel kuşağının önemi nedir?

Vedat Atasoy: İZ TV kurulduğu günden beri doğa koruma bilincinin aşılanması için bir çok proje gerçekleştirdi. ”9 Sıcak Nokta” da bu projelerden biri. Ancak bu projenin bence en önemli özelliği, Türkiye’de doğayı önemseyen kişilerin sayısının hiç de az olmadığını göstermesi olmuştur. Bu kadar usta oyuncunun bu projede yer alması toplumun birçok katmanındaki kişileri de hareketi geçirmiş ve toplumsal bilinç düzeyini arttırmıştır.

Yeni Ufuklar: Ormanlar ve doğa koruma konusunda 2012 yılında hayata geçirmeyi düşündüğünüz projeleriniz var mı?

Vedat Atasoy: Elbette. İZ kurulduğundan beri en çok önemsediğimiz konuların başında bu geliyor. Şahsen de doğa ve arkeoloji benim özellikle ilgi alanlarım. Ancak bu konular ile yapılan projelerin daha profesyonel yaklaşımlarla oluşması gerekiyor. Sponsorların ve devletin bu projelere maddi desteğinin artması çok önemli bir konu.

Not: Bu röportaj ilk olarak UNDP Türkiye’nin “Yeni Ufuklar” Dergisi’nin Ocak 2012 tarihli 73. sayısında yayınlanmıştır.

Röportajın İngilizcesi:INTERVIEW: 9 HOTSPOTS DOCUMENTARY SERIES

İZ TV tarafından hazırlanan Küre Dağları Milli Parkı tanıtım filmi

Önemli bağlantılar:

İZ TV “9 Sıcak Nokta Belgesel Kuşağı” hakkında detaylı bilgi

GEF destekli “Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi” 2011 Uluslararası Orman Yılı Etkinlik Raporu

Bu konuyla ilgili blog yazılarım:

9 SICAK NOKTA BELGESEL KUŞAĞI

“YEŞİL KÜRE” belgeseli 27 Temmuz tarihinde İZ TV’de!

 Türkiye’nin Orman Sıcak Noktaları