BAVULUMDAN ÇIKANLAR

Melek Cavlı’nın İngiltere dönüşü bavulundan çıkanların listesi

1

-Luton Havaalanı-

[Konuk Yazar: Melek Cavlı]

Hep yolculuğa çıkarken liste yapılır, yapılanların üzeri çizilir ya da yanlarına bir tik atılır.

Bu sefer benimki dönüş listesi oldu.

Hem uzun süredir görülmeyen arkadaşla hasret gidermek, hem de bir hudut dışı ülkesi görmek niyetiyle her 9.00-18.00 çalışanın yaptığını yapıp bayram tatili birleştirilerek izin uzatma taklaları sonucu kendimi Londra Stansted Havaalanında buldum.

İngiltere sonrası bavuldan çıkanlar, kendiliğinden bir liste oluşturdu.

Bu listenin acelesi yoktu!

Yapılacakların sırası, önceliği yoktu.

Gayet sakin bir şekilde günyüzüne çıktılar.

2

-Hyde Park-

Taze hava

İçime çekmeye doyamadım… Bizim Karadeniz havasını andırıyor ama daha tazesi…

Kötü Su

Şişe suyun sertliği enterasandı… Bizimkilere haksızlık etmeyelim…

Çeşit çeşit sandviç

Kısaca sandviç memleketi İngiltere…

Vejeteryanından, tavuklusuna, balıklısına her tür mevcut. Sandviç satan mağazalar her köşede karşıma çıktı.

Katlanır bisiklet

Her yaş, her kıyafet, her hava buna müsait. Mini etekle bisiklet binme özgürlüğü var memlekette…

3

-Londra-

Bira

Bu çok yer kapladı, açık-koyu rengi, acısı-tatlısı çeşit çok… Favorim “Guinness” ve “Cider”dı!

4

Fish and chips

Yemeyeni dövüyorlardı, yiyip dayaktan kurtuldum! Taze okyanus balığını okyanusa karşı yemek ayrı bir keyif.

5

-Whitstable-

Şapkam

Her an bir kraliyet düğününe katılırsam şapkam hazır olsun istedim, örf ve adetlere önem veriyorum sonuçta!

6

-Camden Market-

Otobüs, metro, tren biletleri

“Bu Londra’nın trafiği bitmez arkadaş!” diyemedim maalesef, İstanbul’dan hazırlıklıydım oysa. Trenler hızlı olduğu kadar pahalı da ama buna değer!

7Yağmurluk

Şemsiye kullanmayı sevmemek sadece lafta kalır. Yağmurluk ya da şemsiye her an bir İngiliz’in çantasından çıkabiliyor.

Brit Rock

The Beatles, Rolling Stones, Amy Winehouse her yerde… Gözler Morrissey’i aradı durdu…

8

-Beatles Coffee Shop
St. John’s Wood Underground Station – Londra-

Kartpostallar

Nazikçe yalvarışlar sona erdi ve sonunda kendi kartpostallarımı kendim gidip aldım hudut dışından… Harne Bay, Londra, Canterbury, Whistable, Cambridge artık koleksiyonumda..

9

Kurşun kalemler, kitap ayraçları

National Gallery, National Portrait Gallery, Gulbenkian, British Library, Tate Modern, Cambridge vb.

10

Harita

Rehberlerim çok ve yetenekliydi! Aldığım haritaları hatıra kontenjanından saklarım artık.

Sessizlik

Kornasız metropolitan varmış gezegende! Pazar sessizliği her gün yaşanıyor. Hoş, biz artık Pazar sessizliğini de yaşayamıyoruz şehr-i İstanbul’da…

11

-Canterbury-

Kibarlık

Yolda omuz atan çıkmadı oysa zırhımı yanımda götürmüştüm.. Teğet geçip giden İngiliz’in “sorry, sorry..” nidaları hala kulağımdadır..

Güleryüz

Tanımadığım bunca insan bana niye gülümsüyor?!! Gözgöze geldiğim herkeste hafif bir tebessüm, bir selam verme, bir merhaba deme durumları vardı. Acaba bana mı diyor, yoksa arkamda tanıdık birini mi gördü şüphesi olmadı değil… Sonra duruma alışıldı tabi… “Soğuk İngiliz” görmedim nihayetinde…

Kahverengi okyanus ve bol bulut

Aslında bunları bavula koymayacaktım, yeterince mavi ve parlak değildi, sızmış bir şekilde! Şimdi anlıyorum neden bu kadar çok İngiliz’in Türkiye’nin güneyine yerleşmesini…

12

-Herne Bay-

Ters otobüs durakları

Sırf insana verilen kıymet görülsün diye taşıdım bunu bavulda, anlam ve önemi oldukça ağırdı.

13

-Herne Bay-

Parklar

#Gezi yıkılırsa hemen yerine koyayım diye koydum bavula… İçindekilerle birlikte koymak lazımdı bavula ama onca özgür insanı Türkiye’ye getirip o insanlara hayatı zindan etmeyeyim dedim. Onlar yine bisiklete binsin, parklarda uzansın, oyunlar oynasın, özgürce konuşup fikirlerini paylaşsınlar istedim.

14

-Cambridge-

Kurallar

Yassahları delmeye çalışan bir cins yaşamıyor İngiltere’de… Müze’de inadına fotoğraf çekmeye çalışıp nasıl kurallar “delinemez”i test ettim. Hoop hemen bir görevli yanıma gelip kibarca uyardı. Türklüğüme vermiştir bu davranışımı kesin…

Çay

Sütlüsü farklı deneyimdi tabi ancak asıl soru; “İngilizler çay içiyor da, biz ne içiyoruz acaba?”ydı. Earl Grey, Lady Grey, Yorkshire Tea, English Breakfast Tea, Twinings, Yumchaa Earl Grey Blue Star tadı damağımda kalanlar…

15

-Leas Cliff Hall, Folkestone-

Kraliyet üyeleri

Çok kalabalık aile, sadece yeni doğanı sığdırabildim bavula, o da her yerde karşıma çıkıyordu, markette uyurken yakaladım.

16

-ASDA, Canterbury-

Geri dönüşen ülke

Bu madde için ayrı bavul satın aldım. Tek bir bavula bu sistemi sığdıramazdım. Evler, mağazalar, yollar her yerde herkes maksimum düzeyde tüketileni geri dönüştürmeye programlanmış…

17

-Canterbury-

Hibrid otobüs

Biz otobüslerin sadece rengini yeşil yapabildik oysa! Dışı kırmızı ama fonksiyonu yeşil otobüsler her yerdeydi…

18

-10 Downing Street-Londra-

Mimar

Şehri binalara hapsetmeyiz, eskileri dimdik ayakta tutarız dediler, kaptım getirdim!

19

-Victoria Street, Londra-

20

-St Pancras Hotel, Londra-

Tarım

Köylü hala oralarda efendi sanırım, üretim devam ediyor, sanıldığı gibi sadece tüketim memleketi olmamış İngiltere…

21

-Folkestone yolu-

 

Yazı ve Fotoğraflar: Melek Cavlı

Eylül 2013, İstanbul

22

-Southbank Civarı, London Eye-

Melek Cavlı’nın blogumdaki diğer yazıları:

Yalnız Değildi Çocukluğum

Kadınlarım

Ama Arkadaşlar İyidir!

Ama Arkadaşlar İyidir!

[Konuk yazar: Melek Cavlı]

 

Arkadaşlar yapboz parçaları gibidir, biriyle sabaha kadar hiç durmadan konuşup, biriyle saatlerce hiç konuşmadan oturabilirsin.

Biri seni hiç dinlemediğin birinin konserine sürükler, biriyle de sayısız kez Yeni Türkü konserine gidersin.

Biriyle aynı anda kediden korkup kaçar, birinin kedili evinde oturup film izlersin.

En yakının The Smiths dinlemez belki ama taze arkadaşla Morrissey konserine gidersin.

Yapbozun parçaları sende birleşir.

Bir bakmışsın 7 aydır tanıdığın biriyle tatile gidiyorsun, 7 yıllık olanla hiç gitmemişken…

Üçgeni birleştiren uç sensindir, diğer uçlar sana bağlı ama birbirlerinden bağımsız ve bihaberdirler.

Oysa hepsi senin arkadaşın…

Yapboz hep zor birleşir!

Her biriyle ayrı takılmak sıkar bazen ama bir araya da gelemezler.

Büyük yapboz daha zor birleşir!

Arkadaşlar senin her bir huyun, refleksin, alışkanlığındır.

Vazgeçmesi zordur, kolay çıkaramazsın hayatından kolay bulamadığın gibi…

Parçalar durur işte bir kenarda, bir türlü başlayamadığın yapboz gibi…

Parçalar çoksa, birleştirmesi zaman alır.

Ama arkadaşlar iyidir!

Biriyle ağlar, biriyle güler, biriyle içer, biriyle kusarsın hatta.

Eskiler daha bir ayrı tutulur.

Ama yeniler de dinç tutar insanı.

Arkadaşlar seni yansıtır.

Çünkü sen seçersin onları.

Hayatında olmalarının kararı sendedir.

Vazgeçmekte sana kalır…

Kimiyle bir ömür devam edersin yola, kimi ise seni yarı yolda bırakır.

Senin aynandır onlar, hepsinde senden bir şeyler vardır.

Kimi sinirli, kimi sakin, kimi melek, kimi şeytandır.

Toplamı sensindir.

İyidir işte; sinirliyken sakinle takılır, bazen ağlarken güldüreni ararsın.

Bütün sensin, parçalardan gelir enerjin.

Onlar ne kadarsa sen de o kadar edersin…

Aynaya iyi bak!

Kendinle yüzleş, iyi gelir…

Nisan 2012,İstanbul

Melek Cavlı

cavlim(at)gmail(nokta)com 

Editörün notu: Bu yazıyı okurken aklıma Tabutta Röveşata filminin en önemli sahnelerinden biri geldi. Belki de filmin en güçlü cümlesiydi bu. Mahsun (Ahmet Uğurlu) aşık olduğu kıza (Ayşen Aydemir) “ama arkadaşlar iyidir!” diyordu.

Konuk yazar Melek Cavlı’nın blogumdaki diğer yazıları:

Yalnız Değildi Çocukluğum

Kadınlarım

Kadınlarım

[Konuk yazar: Melek Cavlı]

Sevgisiz kadınlarla dolu etrafım

Yorgun, kuru ciltli kadınlar

Kırışık alınları ve çatlak dudakları…

Sevimsiz kadınlarla dolu etrafım

Sarı saçları, silikon dudakları…

Bronz tenli kadınlarla dolu etrafım

Pırıltılı çantaları ve donuk bakışları…

Etrafım yalnız kadınlarla dolu

Sevgisiz ve sevimsiz onlar.

Koca-karılarla dolu etrafım

Yalnız karı-kocalar onlar.

Kalabalık her yanım.

Yalnız kalabalıklarım da var.

Kadınlar yalnız, kadınlar sevgisiz, kadınlar çaresiz…

5 Mayıs 2006 – Bursa

Melek Cavlı

NOT: Bu şiir 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için Melek Cavlı tarafından blogumda yayınlanmak üzere gönderilmiştir. Şimdi yayınlama şansımız oldu! Melek Cavlı’ya teşekkür ederiz!

Melek Cavlı blogumdaki diğer yazısı:  Yalnız Değildi Çocukluğum

Yalnız Değildi Çocukluğum

[Konuk yazar: Melek Cavlı]

Benim de çocukluğumun üstüne apartmanlar diktiler.

Geniş balkonlu hem de.

Geniş avlulu çocukluğumun üstüne.

Demir kapılıydı, kara taşlıydı benim çocukluğum.

Möble, fayans bilmezdi.

Kapı önü taşlarında geçti çocukluğum.

Büyüklerin sohbetleriydi eğlencemiz, çitlerken kabuklu yemişleri.

Kovalardık birbirimizi yağ tenekelerindeki çiçekler arasında.

Leğenlerde çiğnediğimiz kilimlerdi oyunlarımız.

Sabun kokuluydu benim çocukluğum.

Kumdan hayallerimiz vardı.

Neler inşa etmedik ki?

Keşke hep kumdan kalsaydı hayallerimiz, hayal kırıklığımız olmazdı o zaman!

 

(Fotoğraf: Göktürk Erdoğan – http://www.gokturk.info/)

Bir divan yeterdi hepimizin çocukluğuna, sıcak yorganın altına gizlerdik korkularımızı.

Sarılırdık annemize her gök gürültüsünde, ağlardık ulu orta, akıtmazdık içimize gözyaşlarımızı.

Gül yabaniler korkuturdu bizi, karanlıklar bir de.

Bu kadar gerçek değildi çünkü her korku.

Baş edebiliyorduk.

Yalnız değildi çünkü çocukluğumuz.

Kömür kokuluydu benim çocukluğum.

Kestane kebap tadındaydı, bir bardak boza içinde sıcak leblebiydik işte.

Haşlanmış yumurta kokardık sabahları.

Siyah zeytin, beyaz peynir, sıcacık dede simitleriydi beslenmemiz.

Boyanmamıştı zeytinler daha. Sıcaktı simitler de.

Sıcaklar bunaltmazdı, dereye sokarken ayaklarımızı.

Kardan adamlarım olmadı hiç.

Kış memleketinden uzaktı benim çocukluğum.

Kış çocuğuydum oysa.

Televizyon kuşağıydık biz.

Adımızı öyle buyurmuşlardı.

Susam Sokağı çocukları.

Okul çantaları ağırdı benim çocukluğumun.

Kara önlüklü, ak yüzlü, al yanaklıydık.

Örtmenimi severdim ben, sevmeyi öğretmişti çünkü.

Beyaz kurabiyeleri vardı benim çocukluğumun.

Buzdolabı üstünden aşırdığım.

4 oda bir salon evler yaptılar çocukluğumun üstüne.

Geniş balkonlar yaptılar caddeye bakan.

Oysa mahalleye bakardı benim çocukluğumun camları.

 

(Fotoğraf: Göktürk Erdoğan – http://www.gokturk.info/)

Önce sahipleri gitti, avluda yıkandılar son kez.

Limonata içtik, helva yedik çocukluğumuzun ardından.

Beyaz badana yapılmadı sonra evlere.

Çiçekleri sulanmadı bahçenin.

Sonbaharda dökülen yaprakları da süpürülmedi çocukluğumun.

Tozları silmedi annem sonra, örümcek ağlarına bıraktık kuzinelerini çocukluğumun.

Misafirleri de terk etti sahiplerinden sonra avlulu evleri.

Yıkıldı bir oda bir salon çocukluğum.

Durduramadık dozerleri, son fotoğraflarını çekerken avlulu evlerin.

Hatıralarını yağmaladık yıkıntıların arasından.

Gidilmez oldu yıllık izinlerde memleketlere, klimalı olsa da otobüsler.

Hem sigarada içilmiyordu artık, midemizde bulanmazdı.

(Melek Cavlı- Filmi seyretmek için tıklayınız.)

Büyüttüler çocukluğumuzu.

Okuttular, adam ettiler çocukluğumuzu.

Kolsuz, bacaksız kaldı bebeklerimiz, çocukluğumuz gibi.

Bir türlü tamir eden çıkmadı oyuncaklarımızı.

Kayboldu çocukluğumuz her giden komşu-kardeşle.

Ananelerin buruşuk ellerinde, kızanım diyen dillerinde kaldı çocukluğum.

Yerli malı, yurdum malı günlerinde bilmeden yediğimiz radyasyonlu fındık tadındaydı çocukluğum.

Kumandasız televizyonlarımız da oldu, tek kanallı çağı da gördük.

Çoğalırken kanal sayısı sevindik, yaklaşan karmaşayı görememiştik oysa.

Lojman çocuğuyduk biz, dışı gri ama içi rengarenkti.

Parklara götürmezdi annemiz, çünkü oyun parkları yapmışlardı o lojmanlara.

Bir yere kaçmayalım diye.

Hapsetmişlerdi çocukluğumuza bizi.

Abilerimiz, ablalarımız vardı.

Korumasız çocukluğumuzun cankurtaranlarıydılar.

Lojman çocuğuyduk biz, tayini çıkan babaların çocuklarıydık.

Memleketin dört bir yanından oyun arkadaşlarımız vardı.

Kütük başka, doğum yeri başka, evimiz hep başka başka yerdeydi.

Gün geldi terk ettik gri lojmanları hepimiz, çocukluğumuzu da.

Mektup da yazdık, bayramda kart da attık kalanlara.

Özlem duymayı öğrendik ilk dersinde hayatın.

Sonra büyüdük, tüm dersleri öğrettiler.

Küçük dev kadınlar, adamlar yarattık her birimiz.

Ağırdı sorumluluklar taşıdığımız çantalardan çok.

Acıttı ilk aşklar, düşünce kanayan yaralardan çok.

Hep çocuk kalmalıydık oysa,

Hep çocuk yaşamalıyız da,

çünkü her şey çocukça!

19.11.2006 / Sıhhiye

Melek Cavlı

melekcavli(at)hotmail(nokta)com