Moskova’da bir ilk gün

Tarih 6 Aralık 2010, günlerden pazartesi.

Başlar öykümüz Ankara’da ve biter gün Moskova’da…

Gecenin körü saat 03.00’de kalk hazırlan, 04:35 İstanbul uçağına bin! İstanbul havalimanında 3 saat bekle ve 08.35 Moskova uçağına bin! Gözüne uyku girmesin. Sürekli bir yorgunluk halinde dur!

Neyse ki zor da olsa sağ salim Moskova’ya vardık. Burada bizi Çerkez Ashamaz karşıladı şoför Ivan ile birlikte. Sonrasında günümüz aydınlandı. Genel bir tanışma ve kaynaşmadan sonra bizi Rusya Devlet Bilimler Akademisi’nin oteline bıraktılar. Kayıttı, pasaportların işlenmesi derken nerdeyse 30 dakika daha geçti. Odaya yerleştikten 30 dakika sonra buluşup Kızıl Meydan’a gitmek üzere anlaştık dostumuz Aş ile (kısaca böyle seslenmemizi istedi kendisine). Odayı tanıyıp yüzümüzü yıkadıktan hemen sonra indik resepsiyona. Aş’ı beklerken dışarı çıkalım dedik biraz ama buz kesti her yerimiz, hemen gerisin geriye otele döndük. Aş ile buluşup bankaya gidip döviz bozdurduk. 1 USD:  30.15 ruble (alış); 30.55 ruble (satış). Ve sonrasında Moskova Metrosu ile tanıştık. Her durak, bir başka güzel. Hepsinde inip doya doya bakmak geliyor insanın içinden. Metro’da incelediğim insanların güzelliklerini anlatmak ise başka bir yazı konusu.   

Kırmızı (Sokolnicheskaya) metro hattın en sonunda otelimiz, hemen Yugo-Zapadnaya istasyonunun yanında. Uzun ve güzel bir yolculuktan sonra ineceğimiz Okhotny Ryad istasyonuna vardık. İstasyondan çıkınca ilk gördüğümüz: karşımızda kızıl duvarlara sarılmış Kremlin Sarayı idi.

Soğuk ama güzel bir akşamüstü güneş son demlerimi yaşarken Kremlin Sarayı ve kızıl duvardan yola çıkarak Katedralin ve buz pateni sahasının olduğu Kızıl Meydan’a doğru yol aldık. Yol boyunca Kremlin dış duvarları, Kremlin Sarayı, Devrimci Düşünürler Anıtı, Meçhul Asker Anıtı, Devlet Tarih Müzesi, Kazan Katedrali, Lenin Mozelesi’ni gördük.

Işıl ışıl GUM, farklı bir hava katmış meydana. Bir de yılbaşı için kurulmuş olan seyyar buz pateni alanı var. Güneşin son hüzmeleri ile yapıların ilk ışıkları birbirine karışırken işte tam o anı durdurmak ve bir daha doya doya seyretmek istiyor insan. Kendimi Japon turistler gibi hissettim, elimde makine, ışığı kaçırmamak için her kareyi çekiyordum.

Aziz Basil Katedrali’nin içini gezdik. İstanbul’daki Fener Rum Patrikhanesi bundan kat be kat güzel. Bunun mimarisi farklı ve dıştan daha çekici geliyor. Sonrasında meydanda dolaştık, karnımız çok aç olduğu için hemen yakınlardaki Zbarro’ya girip pizza yiyip açlığımızı bastırdık. Gençler cıvıl cıvıl her yeri sarmışlar burda. Tekrar meydana çıkıp hediyelik eşyalar aldık (kim ne aldığımızı bilir!) ve Arbat bölgesine doğru yola çıktık.

Kısa bir yürüyüşten sonra Yeni Arbat caddesine vardık. Ama yolda burnumuz kızarıp düşebilir diye de içimizden geçirmedik değil hani. Bir de baktım caddenin karşı tarafında daha önce inceleyip mutlaka gitmeliyim dediğim Dom Knigi Kitapçısı. Hemen girdik bir umutla. Küçük Prens kitabını sorduk. Bende olmayan bir Rusça versiyonu ile bu görevi de tamamlamış oldum. Dışarı çıkınca Aş’ın Çerkez arkadaşı Timur geldi, onunla da tanışma fırsatı bulduk! Biraz sohbetten sonra Eski Arbat caddesini, yani Moskova’nın en güzel caddelerinden birini görme şansımız oldu. Yüksel Caddesi ya da küçük bir İstiklal Caddesi örneği diyebiliriz karşılaştırma için.

Burda da Starbucks Kafe bulup Cafe Latte Tall içtim. İnternete bağlanma ihtimalini sevdim buranın ama o da fos çıktı. Etraftan bulduğumuz birkaç WİFİ ile kısa süreli bağlanmalı şansımız oldu. Sonra kalkıp otele dönmek üzere yola çıktık bu sefer Biblioteka imeni Lenina durağından bindik metroya. 2 durak ters yöne gittikten sonra dostlarımız olayın farkına geç de olsa vardı ve esas gitmemiz gereken yöndeki metroya bindik. Bu sefer daha uzun geldi sanki yolculuk. Artık gözler kapanmaya başlamıştı. İnsanları seyredip onlar hakkında hikayeler uydurdum bir süre. Baktım son durağa gelmişiz. İndik ve otelimize gittik. Aş ve Timur bize otel ve akademinin underground sistemindeki yolları gösterdi. Her bina alttan birbirine bağlı. Marketten su, ekmek ve peynir aldık yanımızda bulunsun diye. Sonrasında Aş akşamüstü bir arkadaşına aldırdığı 24 saatlik internet hizmeti şifrelerini getirdi. İnternete bağlanıp bunları bloguma yükleyeceğim diye heyecanlandım ama bu hevesim kursağımda kaldı. Bir sorundan dolayı bağlanamadım. Artık sonraki günlerde bu cümleleri paylaşma şansım olacak.

Türkiye vaktiyle saat 20:40, Moskova vaktiyle 21:40 ve gözlerim kapanıyor. Herkese iyi geceler…

6aralık2010 (20:40)