İki Seksen

(Fotoğraflar internetten alınmıştır.)

Benim tarihimde 80’ler bir kültür şokudur.

80’lerin ilk yarısını Almanya’da geçirdim. İkinci yarısından itibaren de artık Türkiye’deydim. Darbe sırasında Almanya’da olduğum için askeri düzeni solumadım. Bu açıdan şanslıyım.

Seksenlerin ilk yarısında Almanya’da Weser nehrine çıkan, bir domuz ve koyun ahırının bulunduğu çıkmaz bir sokakta, alabildiğine oyun alanı ve koşup keşfedilecek bir dünyada gayet özgür ve rahat bir çocukluk geçirdim.

Bisikletimle Pipi gibi diyardan diyara uçtuğumu hayal ettiğimi hatırlıyorum. Türk olduğum için dışlandığımı hiç hissetmedim. Hem kindergartenda hem de ilkokuldaki öğretmenlerim beni çok severlerdi. Bu açıdan da çok şanslıydım.

Markete her gidişimizde sadece bir tane çikolata almama izin verilmesinden dolayı bir türlü seçim yapamadığımı anımsıyorum. Hanuta, Milka, Löwenbrau, Duplo… Karar veremezdim. En sonunda bir tane alırdım ama hep aklım diğerlerinde kalırdı.

Bir de bütün aile televizyon başına geçip Eurovison’u izlerdik. Türkiye’nin şarkısını merakla beklediğimizi ve MFÖ’nün Diday Diday Day (1985) şarkısını neşeyle dinlediğimiz an çok net hafızamda. Hiç bir ülkeden beğeni gelmeyince de “böyle şarkı mı olur?”Türkün Türkten başka dostu yok” cümleleri havada uçuşmuştu. Oysa ben çok sevmiştim şarkıyı, hala da severim. Almanya’da yaşayan Türk ailesi olarak Eurovizyon’da alınan puanlar kadardı neşemiz.

 
86’daki Türkiye’ye göç ile yeni bir çevreye adapte olma yıllarım başladı. Babamın neden Almanya’da kalıp çalışmak zorunda olduğunu kavrayamadan Türkiye’de oynanan sokak oyunlarını hızla öğrenmeye çalıştım. Çocuk dünyasındaki alaycı tavırlardan dolayı anadili gibi konuştuğum Almancayı derhal unutarak Türkçeyi aksansız telaffuz etme gayretlerine giriştim. Okul hayatım boyunca en iyi olduğum ders hep Türkçe oldu böylece.

Yani aslında 80’lerin ikinci yarısı, Deutchland ile Türkei neden bu kadar farklıyı anlayamama yılları olarak geçti. Sorgulama hastalığım sanırım bu yıllarda yerleşti hücrelerime. Sürekli farklılıkların sebeplerini öğrenmek isterdim; sokaklar neden bu kadar tozlu, hava neden bu kadar sıcak, okulda neden bir sırada üç kişi sıkış tepiş oturuyor, sınıflar neden kalabalık, öğretmenin elinde neden sopa var, marketler nerde, nutella- hanuta- milka yok mu gerçekten, niye kimse Depeche Mode dinlemiyor gibi…

O tozlu sokaklara alışıp süngerli terliklerimle Kara Şimşek izlemek için eve koşarken, JR’ın neden bu kadar kötü bir insan olduğunu da anlayamazdım mesela.

 
80’lerin sonunda Türkçeyi aksansız konuşan ve babasına kavuşmuş bir kızdım artık. Ailecek TRT’deki Bizimkileri, Zeki Metinli komedileri, Cenk Koray’ın kutuları açmasını, Erkan Yolaç’ın Evet veya Hayır dedirtme çabalarını izlerdik.  Tükenmez kalemi ekrana doğru sallayan gözlüklü şişman amcayı bizimkilerin çok sevdiğini ve ülkenin gelecekte aynı Almanya gibi olacağını dinleyerek bir ara 90’lara girdik sanırım. 

Benim açımdan 80’ler böyle geçti. Farklı iki kültürü birbirine yakın zamanlarda soluyup yaşadığım, birini hep özlemle hatırladığım, yeni olanın farklılık sebebini bir türlü anlayamadığım yıllar olarak.

07Ocak2012

Gonca Fide

Gonca Fide’nin blogu: http://gonceleme.blogspot.com

Beni çoğaltan şeyler

Beni çoğaltan şeyler

 

Nedir diye düşündüm!

 

 

Güzel bir kadın

 

Beş g kuralı

 

 

Güzel bir müzik

 

İlla ki kadın sesi

 

 

Güzel bir yemek

 

Akdeniz mutfağı olsun

 

 

Güzel bir şiir

 

Şairlerimden gelsin

 

 

Güzel bir şehir

 

Yürüyerek dolanayım

 

 

Uzun bir yürüyüş

 

Kendimi dinleyelim

 

 

Enfes bir orman manzarası

 

Kendimden geçeyim

 

 

Çoğalırım bunlarla ben

 

Ben + benler olurum!

 

 

23aralık2011

 

*: Başlık Raymond Carver’in bir mısrasından alınmıştır. O mısra bana bu şiiri yazdırdı.

Eylülün izi var hepimizde!

Gelen eylüldür

Hey dost, eylül!

Eylülde başlar yazın muhasebesi

Değişime uğrar doğa ve insan

Darbeler olur

Referandum olur bazı ülkelerde

Güz gelmiştir artık

Gazeller düşmeye başlar

Şaire ilham gelir

Haydar Ergülen gibi müthiş şiirler yazar

Besteci tellere dokunur

Notalar akar gider

ve herkesin anılarını canlandıran müzik doğar.

8eylül2011 gecesi

 

Eylül üzerine Türkçe şarkılar

 

Alpay – Eylül’de gel


 

Pilli Bebek – Eylül akşamı


 

Suavi – Eylül


 

Özgürce – Eylül


 

Bülent Ortaçgil – Eylül akşamı


 

Belki de içinde eylül geçmeyen ama halet-i ruhiyemizi en güzel anlatan parçalardan biri de bu değil mi?

TNK – Yine Yazı Bekleriz


 

İyi dinlemeler, bu eylül gününde!

İÇE YOLCULUKLARIM: MÜZİK

Yasmin Levy ve babası söylüyor “Una Pastora”

 

 

Birkaç gündür takıldım

 

kaldım

 

23 nisan konserinde

 

beni de en çok etkileyen şarkılardan biri olan “Una Pastora”

 

Yasmin Levy 1 yaşındayken kaybettiği babasının

 

50 yaşındaki bir şarkı kaydı üzerine düet yapıyor.

 

Öyle içten…

 

 

Şarkının “01:40 – 01:55 arası” bölümü can yakıyor…

 

Gözlerimden birkaç damla gözyaşı dökülsün istiyorum

 

sabah ve akşam dinliyorum.

 

 

İçe yolculuk böyle bir şeymiş demek

 

takılıp kalıyorsun bir şeylere

 

mutlanıyorsun, hüzünleniyorsun…

 

Dosttan bir haber gelsin diye bekliyorsun…

 

 

11mayıs2011 (sabah)

 

 

Aslı Yunanca olan şarkının İngilizce ve Türkçe çevirileri:

  

Una Pastora (The Shepherdess)

A shepherdess I loved

A beautiful child.

Still so young I adored her,

More than her I loved no other

 

One day when we were

Sitting in the garden

I said to her: “For you, my flower

I will die of love”

 

In her arms she hugged me

Lovingly she kissed me

She answered me sweetly:

“You are too young for love”

 

I grew up and looked for her

She took another and I lost her

She has forgotten me,

But I shall always love

 

 

Çoban kız

 

Bir çoban kız sevdim

Güzel bir çocuktu

Hala o kadar genç ki, ona tapıyordum

Başka hiç kimseyi onun kadar sevmedim

 

Bir gün

Bahçede otururken

Ona şöyle dedim:

“Çiçeğim, senin aşkından öleceğim”

 

Beni kucakladı

Aşkla öptü

ve tatlı bir dille  cevapladı:

“aşk için çok gençsin”

 

Büyüyünce aradım onu

Başkasını bulmuş,  kaybettim onu

Unutmuş beni

Ama hep seveceğim onu

 

Bu şarkıyla ilgili Erdem’in yazısı:

http://erdemceydilek.wordpress.com/2011/04/25/pazartesesi-8/

Başka bir yazım: https://yildiraylise.wordpress.com/2011/05/02/dun-23-nisandi-yasmin-levy-ile-nese-doldum/