Hayatımın en önemli başarısı: DOĞA OKULU

(Doğa Okulu 1 – Gediz Deltası)

Uzun bir süredir bu yazıyı kaleme almaya çalışıyorum. Notlar alıyorum. Tamam şimdi yazacağım diyorum.

Ama sonra kayıp gidiyor elimden harfler.

Artık zamanı galiba. Oturdum yazıyorum şimdi.

Evet, aynen başlıkta olduğu gibi benim hayatımın en başarılı işi ve en çok zevk aldığım iş Doğa Derneği çalışmalarım sırasında yapmış olduğum DOĞA OKULU idi.

Geriye dönüp bakınca hep bir tatlı gülümseme ile anarım o zamanları.

Yıl 2005, Doğa Derneği’nde Yerel Teşkilatlanma Koordinatörü olarak göreve başladım. Bir de proje yürütüyorum. Projenin en önemli etkinliklerinden biri doğa koruma üzerine eğitim programı oluşturmak. Önce biraz düşündüm nasıl olmalı? Nasıl etmeli? Tüm dostlara sordum ve iyi bir analiz sonucunda 3 farklı dönemi olan bir eğitim programı oluşturduk.

Damla Akyıldız (şimdi Ergun oldu) o zamanda en önemli destekçim ve ana eğitmenlerimizden biriydi (ana eğitmenler ben ve o idik).  Uzun uzun tartıştık. Eğitimden neler bekliyoruz? Konular neler olsun? Nerelerde yapalım?

(Doğa Okulu 1 – Samsun)

En sonunda her ay, birer haftalık eğitimlerden oluşan 3 aşamadan oluştu okulumuz:

1. Aşama: Doğa Korumaya Giriş

2. Aşama: Sorun Analizi ve Çözüm Yöntemleri

3. Aşama: Doğa Korumada Sürdürülebilir Uygulamalar

Tüm hazırlıklardan sonra 2006 yılında ilk eğitimimize Samsun’da başladık. Kızılırmak Deltası ilk göz ağrımız olmaya devam etti sonra hep. Genelde kuş gözlemcisi birçok dostun katıldığı bu eğitimin hepsi içinde ayrı bir yeri var. Damla ile kah eğitim verdik, kah çay demledik. İleri ki günlerde dostlarda anıları yazınca daha çok şey anlatılır mutlaka. Sonraki ay Gediz Deltası ve ondan sonra da Şanlıurfa Birecik’te idik. Çok güzel anılarla bitti ilk okulumuz. Basında ve her yerde yazıldı çizildi.

Hemen ikincisi için hazırlıklara başladık. Bu okul da Datça, Van ve Küre Dağları Milli Parkı’nda yapıldı. Bu milli parkın ise hayatımda ayrı bir yeri var. O da başka bir yazının konusu.

(Doğa Okulu 2 – Datça)

İkinci okulda bize musallat olan ve sonraki tüm okullara katılan Abdullah Keskin dostum hayatımıza renk kattı doğrusu.

Hızımızı alamadık başka bir fon kaynağına proje sunarak bu sefer Doğu Karadeniz Bölgesi ve Kafkasya özelinde neler yaparız diye düşündük ve uyguladık. Doğa Okulu 3: Yusufeli, Ardahan Posof ve Artvin merkezde oldu. Aslında son bölümde Camili Biyosfer Rezervi’ne gidecektik ama Mayıs sonu olmasına rağmen yol hala karla kapalıydı.

(Doğa Okulu 3 – Artvin – Hatila Vadisi)

Okulu uluslararası boyuta taşıdığımız ve Gürcü dostlarımızın katılımıyla yaptığımız Doğa Okulu 4 ise Gürcistan Batum, Ardahan Posof ve Erzurum İspir’de yapıldı.

Beşinci ise tam beynelminel oldu: Türkiye, Gürcistan, Ermenistan ve Azerbeycan’dan katılımcılar ile Kars ve Rize’de uygulandı. Maalesef farklı bir işte olduğumuzdan buna katılamadık. Tarihiler iş yoğunluğumuzdan dolayı uygun olmadı.  Çok istedik Damla ile Doğa Okulu 5’de yer almayı ama mümkün olamadı.

(Doğa Okulu 4 – Gürcistan Batum)

Eğitimler süresince başta Bahtiyar Kurt, Gökmen Argun, Cem Orkun Kıraç, Güven Eken, daha sonraları Eray Çağlayan, Özge Balkız, Bahar Bilgen, Selda Bozbıyık ve ilgili yerlerdeki birçok sivil toplu kuruluşu ve bakanlık uzmanı dostumuz bize yardımcı oldu. Bu eğitmenler arasında Doğa Okulu 2’de bize farklı bir perspektif katan Ferhat Mahir Çakaloz’un ayrı bir yeri var bizde. J

Sonra birgün Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye Ofisi tarafından verilen “Gençlik Çalışmaları İyi Örnekler Ödülü”nü aldık. Sevincimiz daha da arttı.

Kısacası birçok güzel anımız var tüm dostlarla. Umarım onlar da anlatır.

Bu süreçte belki yukarıda adını yazmadığım ama hiç unutmadığım dostlarıma çok teşekkür ederim.

Dediğim gibi benim en önemli başarım: DOĞA OKULU.

Şimdi birçok dostumuz Türkiye doğasının korunması için çalışıyor, sivil toplum kuruluşlarında aktif rol alıyor veya kendi işlerinde bu eğitimdeki deneyimlerini kullanmaya çalışıyor.

Tek temennim Doğa Derneği’nin Doğa Okulu çalışmalarını devam ettirmesi.

(Doğa Okulu 3 – Artvin)

Doğa Okulu ile ilgili daha fazla bilgi için: http://www.dogadernegi.org/doga-okulu.aspx

(Fotoğraflar: Yıldıray Lise ve Damla Akyıldız)

1992 + 20 = 2012

Parmaklarımla tek tek saydım. Evet tam 20 yıl olmuş!

Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde yapılan “Dünyayı kurtaralım!” söylemli 1992 Birleşmiş Milletler (BM) Çevre ve Kalkınma Konferansı’ndan (UNCED) bu yana.

Hatta Rio Yeryüzü Zirvesi olarak bile anıldı bu konferans yıllarca.

Önemli bir mihenk taşıydı dünya için.

Bugün dünyada çevre konusunda duyarlılık artmış, ülkeler ve özel sektör bu konuya daha da ilgili olmuş.

Dünyanın her yerinde sivil toplum kuruluşları daha da güçlenmiş.

2010 yılı için geri sayım hedefleri konulmuş yok oluşu durdurmak için! Sonra hadi olmadı 2020 olsun denmiş! Yeni hedefler…

Bir sürü hedef… Hayal kırıklıkları… Açlık devam ediyor…

Peki dünyayı kurtardık mı? Bu sorunun cevabını herkes kendi versin!

Bu sene 20-22 Haziran tarihlerinde RİO+20 Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı ile dünya yeni bir yön mü çizecek?

Bekleyip göreceğiz cevabı.

Hep dediğim gibi… Bir umut!

Daha detaylı bilgi için

Bahtiyar Kurt’un kaleminden bu konuda detaylı bilgiler: http://bahtiyarkurt.wordpress.com/2011/10/31/rio-20-nedir/

Tüm dünya Haziran ayındaki konferansa hazırlanıyor: http://www.uncsd2012.org/rio20/index.html

Peki Türkiye ne tür hazırlıklar yapıyor? Bu sorunun cevabını şu sayfalarda bulabilirsiniz: http://www.undp.org.tr/Gozlem3.aspx?WebSayfaNo=3667

Ben sürdürülebilir kalkınmayı destekliyorum: Yildiray Lise from Ankara, Turkey

Siz de destekleyin! http://www.uncsd2012.org/rio20/index.php?page=view&type=12&nr=278&menu=14&me=3112

28şubat2012

“Eski”meyen dost Atila URAS

(Fotoğraf Atila Uras arşivi)

Atila (tek T ve tek L) Uras, bence Türkiye’de doğa koruma ve sürdürülebilir kalkınma konularında en önemli uzmanlardan biri.

Ondan da önemlisi benim “eski”meyen dostum.

Ayşe’nin biricik eşi. Defne ve Deniz’in babası.

“Neyimiz var kaybedecek cesaretimizden başka!” diyen bir güzel insan.

Artık Atina’da çalışıyor. Yeni görevine başlarken onunla bir röportaj yapma şansım oldu. Geçen hafta Atina’ya uğurladığımız Atila’nın verdiği bilgiler hepimizi için çok değerli. 

Yıldıray Lise: Bir inşaat mühendisi olarak kendinizi nasıl doğa koruma sektöründe buldunuz? Nasıl oldu bu iş?

Atila Uras: Aslında inşaat mühendisliği de özünde doğa ve insan arasındaki ilişkiyi düzenlemeye yarayan bir meslek. Üstünde bir “yok edici” imaj olsa da insanın doğanın engelleri ile başa çıkması üzerine kurulu bir uzmanlık. Bunun içine nicelik yanında nitelik katıldığında bu iş doğru yapılıyor olacak tabi ki, ama maalesef günümüzde inşaat mühendisliği engellerle başa çıkmanın ötesinde doğayı “ele geçirme”, yönetmek değil ama istediği gibi “yönlendirme” ve kaynakları köküne kadar kullanmak için gereken altyapıyı sunma şeklinde uygulanıyor genelde.

Benim doğa korumaya yönelmem aslında ODTÜ’de okurken inşaat mühendisliği sınırlarının biraz ekstremlerinde konuşlanan Kıyı ve Liman Mühendisliği’ni seçmemle alakalı diyebiliriz. Bu arada danışmanımın ODTÜ Sualtı Topluluğu’nun o dönemki akademik danışmanı Ahmet Cevdet Yalçıner olmasının, çok sevdiğim hocalarım Ayşen Ergin ve Erdal Özhan’ın “sürdürülebilirlik”, “çevre”, “doğa” kavramlarını onlardan ders aldığım yıllarda (ki o yıllar Rio Zirvesi’nin öncesine denk geliyordu!!!) dile getiriyor olmalarının da piyango gibi bir durum olduğunu şimdi buradan bakınca görüyorum. Gerek derslerde olsun, gerek aktif bir üyesi olduğum ODTÜ SAT ile yaptığımız çalışmalarda olsun kendimi bugünlere hazırlıyormuşum meğer. Geriye dönüp bakınca 1992’de Bozcaada’da, 1993’te Gökçeada’da ve 1994’te Foça’da ODTÜ SAT’ın düzenlediği Sualtında Görüntü Avlama yarışmalarının hedefi Kuzey Ege’de bir Sualtı Milli Parkı kurulması için kamuoyu oluşturmak olarak belirlenmişti. 1992’de Biyoçeşitlilik Sözleşmesi imzalanmadan ODTÜ SAT Bozcaada yarışmasına böyle bir hedef koymuş! Vizyoner arkadaşlarla birlikte olmak da çok önemliymiş, yine geriye bakınca anlıyor insan…

Yüksek lisans bitip Kıyı Mühendisi olup, bunun avantajı ile askerliği de denizci olarak Heybeliada’da yapınca deniz ve kıyı işleri iyice içime işlemiş oldu. Mühendislik hayatımı da kıyı ve deniz işlerine yoğunlaştırayım diye bir prensip koydum, bu arada da Sualtı Araştırmaları Derneği’nde gönüllü olarak bazı sorumluluklar üstlenmeye başlamıştım. Okuldayken ilgilenmeye başladığım “Kıyı Alanları Yönetimi” konusunu da bırakmıyordum. Kıyı Alanları Yönetimi Türk Milli Komitesi’nde de aktif rol alırken Doğal Hayatı Koruma Derneği’nden Türkiye’nin Önemli Kıyı Alanları Projesi için birini aradıkları bilgisi bana ulaştı. Ama üçüncü nesil inşaat mühendisi olarak bir STK’da çalışmaya başlamak fikri pek kolay verilecek bir karar değildi. Ayşe (eşim) bu fırsatı değerlendirmem için büyük destek verdi ve tabi ki sevgili Güneşin Aydemir o meşhur sözü söyledi “Neyimiz var kaybedecek cesaretimizden başka!” ve başvurdum. Seçildim. 1999 Mart ayında da bu macera başladı. 🙂

 

Yıldıray Lise: Birçok farklı kurumda çalıştınız; uluslararası ve ulusal deneyime sahipsiniz. Biraz kendinizden ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz lütfen?

Atila Uras: İlk aşkım Kelaynak! Beni doğa koruma ve STK hayatına sokan ilk kurum Doğal Hayatı Koruma Derneği. Orada Deniz ve Kıyı Programı’nda Ayşe Oruç, Emine Kuzutürk, Zeynep Oruç, Gül Şat ve Emrah Bilge ile denizkaplumbağaları, kıyı yönetimi, ekoturizm derken Çıralı ve Belek’te kıyı yönetimi AB projesinde buldum kendimi. Tarihe geçen bir projenin içinde yer almak da büyük bir şanstı. Çıralı ile UN-HABITAT Dubai ödülünü aldık. Büyük bir tatmindi açıkçası. Bu arada WWF Akdeniz Programı ile yakın çalışıyorduk. Tam projenin kapanış raporunu yazıyordum ki telefonum çaldı. WWF Akdeniz Programı’ndan Paolo Guglielmi arıyordu, Atila seni Roma’ya istiyorum, düşün taşın karar ver ve beni hemen ara dedi ve telefonu kapattı! Ayşe’yle konuştuk, tabi ki “Neyimiz var kaybedecek cesaretimizden başka!” dedik ve ben 2001 Şubat’ta Roma’da WWF Akdeniz Programı’nda Deniz ve Kıyı Projeleri Koordinatörü olarak çalışmaya başladım.

İkinci aşkım panda! WWF Akdeniz Programı’nda Türkiye, Hırvatistan ve Tunus’ta projelerimiz vardı ve onları koordine ediyordum. Gerçekten büyük teknik tecrübe edindiğim bir dönemdi. Farklı kültürler, doğa korumaya, deniz ve kıyı yönetimine, proje yönetimine farklı yaklaşımlar, farklı teknikler derken yavaş yavaş gerçek bir “yeşil yakalı” olmuştum. Bu süreçte Likya kıyıları için “Turkuaz koridor” felsefesini geliştirmek, Kekova ÖÇK Alanını Kaş’a kadar genişletmeyi başarmak, Hırvatistan’da Lastovo Deniz Koruma Alanı’nın ilanının ilk adımlarını atmak, Vis Adası’nda bir orkinos çiftliğinin halkın karşı çıkması ile iptal edilmesinin içinde yer almak, WWF’nin Blue School’u ile pek çok kişinin eğitimine destek vermek aklıma gelen çalışmalar. Ardından Türkiye’ye döndük ve 1 sene WWF Türkiye’nin Çevre Koruma Direktörlüğü’nü yaptım. Çok zor bir finansal dönemde, çok zor kararlar almak zorunda kalarak, ama gerçek doğa koruma kahramanları ile çalışma şansını bulduğum bir zamandı. O şartlarda dahi Küre Dağları, Likya kıyıları, Türkiye’nin sulak alanları, kardelenler, büyük etoburlar gibi yığınla önemli konuda, büyük sıkıntılara rağmen büyük özveri ile çalışan bir ekibin başında “yönetici/müdür olmak” ile “takım kaptanı olmak” arasındaki farkı bana öğreten paha biçilmez bir tecrübe yaşadım. Şartlar beni aşkım Türk pandadan ayırdıysa da diğer pandalarla ilişkim sürdü. WWF Akdeniz , WWF İsveç ve WWF International’a danışmanlıklar yaptım ve STK dünyasından ayrılmamaya çabaladım. Sivil Toplum Geliştirme Merkezi’nde çevre STK’ları dışındaki sivil toplum dünyası ile tanıştım. Bu arada uzaktan UNDP ile flörtüm başlamıştı. ODTÜ’de Kıyı Yönetimi dersi veriyordum ve İngiliz’lerin DEFRA fonundan ODTÜ’nin bir İklim Değişikliği ve Kıyının Etkilenebilirliği projesinin alınmasına destek vermiştim. UNDP’de bu arada İklim Değişikliği projeleri yapıyordu ve büyüyen bir proje portföyü vardı. Birleşmiş Milletler ile yollarımız 2006 yılının Ağustos ayında kesişti.

Üçüncü aşkım BM mavisi! Denizkaplumbağaları ile başlayan romantik çevre/doğa kariyerim evrime uğrayarak sürdürülebilir kalkınmaya dönüşmüştü. Önce, mükemmel bir ekiple, oldukça zorlayıcı bir AB destekli Sürdürülebilir Kalkınma Projesi’ni hayata geçirdik. Ardından da aynı ekiple oldukça fazla etki yarattığımıza inandığım İklim Değişikliğine Uyum Programı’nı yönettim. Gerçekten büyük bir projeler yumağıydı bu program.Alper Acar, Gökhan Resuloğlu, Gökçe Yörükoğlu, Deniz Tapanve Koray Abacı ile çok uyumlu bir ekiptik. Çok değerli danışmanlarla (Nuran Talu, Burcu Arık, Nilüfer Oral, Emine Kuzutürk, Şenol Ataman, Kaan Tunçok gibi) çalıştık. Hem çok şey öğrendiğim, hem Tükiye çapında çok fazla insanla tanıştığım ve küresel ölçekte örnek bir çalışma oldu. Çok tatmin ediciydi vallahi.

Şimdilik son durak Akdeniz – mare nostrum! Bütün bu birikim beni Akdeniz’e daha donanımlı olarak geri getirdi. Şimdi BM Çevre Programı’nın Akdeniz Eylem Planı ofisindeyim. İnşaat Mühendisi halimle bu yaşta diplomat oldum iyi mi? Ayrıca Roma seferinden sonra ikinci batı seferine çıkmış olduk. Üstelik bu sefer sadece Ayşe ve ben değiliz, ekipte Defne ve Deniz’de var…

(Fotoğraf Atila Uras arşivi)

Yıldıray Lise: Tüm bu süreçte başınızdan geçen unutamadığınız anılarınız olmuştur. Bunlardan birkaçını bizimle paylaşır mısınız lütfen?

Atila Uras: Çok anı var tabi ki ama beni en çok güldüren anım Hırvatistan’dan. Sevgili Allan Williams ve Anton Micallef ile birlikte bir kıyı peyzaj değerlendirme çalışması için Dalmaçya’daydık. Yerel basın bu çalışmaya ilgi gösterdi ve Hırvatistan’ın önemli gazetelerinden Slobodna Dalmacija bizle röportaj yaptı. Ertesi gün birinci sayfada fotoğrafımızla birlikte haber olduk. Fotoğrafın altında şöyle bir açıklama vardı. “Prof. Allan Williams – University of Glamorgan – Wales, Dr. Anton Micallef – Insular Coastal Dynamics Institute – Malta,Atila Uras – Turkish”. Bakalım bu Türk olma olayı Yunanistan’da başıma ne işler açacak!

 

Yıldıray Lise: Size göre en önemli başarılarınız nelerdir?

Atila Uras: Bunları benim söylemem zor ama herhalde beni en çok tatmin eden “başarı”, birkaç gönüllü ve aktivistten oluşan Hırvatistan’daki küçücük STK “Sunce” yi, yılın STK’sı seçilecek ve WWF’nin küresel ödülünü alacak bir kurum haline getirirkenki desteğimdir.

 

Yıldıray Lise: Bu süreçte hayal kırıklıkları yaşadınız mı?

Atila Uras: Bazen bu işte ne hedefler koymalı diye düşününce insan kendini Amerika Güzeli seçilen birinin konuşmasını yapar gibi bulabiliyor. Çok şeylere ulaşmak istiyorsunuz ama bu doğa koruma/çevre işlerinde bazen o hedeflere insanın hayatı içinde ulaşması imkansız. Hayal kırıklıkları bu işte günlük hayatın bir parçası ve birlikte yaşamayı öğrenmek lazım. Özellikle söyleyebileceğim bir hayal kırıklığım yok, ama bazen keşke WWF Türkiye’de çalıştığım dönemdeki ekiple çok daha uzun süre çalışabilseydim diyorum. Harika bir vizyonumuz, çok çok kalifiye bir ekibimiz ve sinerjimiz vardı. Ama maalesef “Conservation without money is conversation” demişler ve bu da o döneme denk geldi.

 

Yıldıray Lise: Atina’ya gidiyorsunuz. Yeni bir görev sizi bekliyor. Orada neler yapacaksınız?

Atila Uras: Şimdiye kadar yaptığım çalışmaların farklı bir boyutuna yoğunlaşacağım. Bu da uluslararası anlaşmaların uygulanması süreci. Akdeniz ölçeğinde daha önce WWF’de çalışırken içinde olduğum yerel uygulama çalışmaları ve Türkiye’de içinde yer aldığım uygulama/politika çalışmaları şimdi Akdeniz ölçeğinde politika çalışmalarına dönüşecek. Akdeniz’in kirliliğe karşı korunması hedefi ile imzalanan ve zaman içinde (30 yıldan uzun süre bu bahsettiğimiz) evrimleşerek kirliliğin ötesinde bir büyük ölçekli Kıyı Yönetimi çabasına dönüşen (ki içinde korunan alanlar, kıyı alanları yönetimi, temiz üretim gibi pek çok farklı konuyu içermeye başlayan) Barselona Anlaşması’nın sekreteryasında çalışıyorum. Şu mare nostrumun. Yani bizim denizin epey içine gireceğim gibi duruyor. Yunanistan’ı ve henüz gitmediğim bazı Akdeniz ülkelerini keşfetmek de yanıma kar kalacak. 🙂

(Fotoğraf Atila Uras arşivi)

Yıldıray Lise: Doğa koruma ve sürdürülebilir kalkınma konularında çalışmak isteyen gençlere neler önerirsiniz?

Atila Uras: Öncelikle buna karar verdikten sonra vazgeçmemek ve sabırlı olmak gerekli. Bu konularda çalışmaya karar verdiyseniz bence doğru yoldasınız. Kar amacı gütmeyen bir organizasyonda olsun, ya da özel sektörde olsun artık “yeşil yaka”lıların dönemi başlıyor. Her işte olduğu gibi başlarda biraz sürünmek ve sömürülmek oyunun kuralı. STK’lar başlamak için çok doğru yerler. Hem işe ısınmak, zorlukları görmek ve işin “vazgeçilmez sınırları” ve “pazarlık payları”nı öğrenmek için gerçek birer okul. Bu işlerde çalışırken emeğinizin karşılığını hemen, elle tutulur ve gözle görülür şekilde almak pek mümkün olmuyor, kendinizi de buna hazırlamak lazım. Ayrıca ben de gönüllü olarak insan kaynakları önerileri verebilirim 🙂 beni arasınlar…

 

Yıldıray Lise: Eklemek istediğiniz bir şeyler var mı? Son sözlerinizi alalım.

Atila Uras: Neyimiz var kaybedecek cesaretimizden başka Yıldo’cuğum… Çok teşekkürler.

Teşekkürler “eski”meyen dost. Eminim ki bu görevinde de çok başarılı olacaksın. Yeni açılımlar getirip daha iyilere yol alınmasın sağlayacaksın.

Her daim arkandayız! Bir telefonun yeter.

Hepimizin bildiği gibi gece yola çıkınca öğle yemeğine Atina’dayız!

16ocak2012

(Fotoğraf: Damla Akyıldız)