Allahım inşallah 2014 yılına girmişizdir, 1984’e değil!

Soğuk algınlığından biraz kırgın bir vücutla ve yorgun olarak girdiğim yılbaşının sabahında

sisli bir Ankara’ya uyanınca gülümsemek gelmedi içimden.

Kafamdan 2013 yılında yaşananlar geçti bir bir.

Kayıplarımız…

Umutlarımız…

Elimde bir fincan kahve dışarı baktım ama göz gözü görmüyordu.

*

Oturdum.

İçimdeki korkuyu yenmek için

dua ettim “Allahım inşallah 2014 yılına girmişizdir, 1984’e değil!”

“Amiinn!” dedim.

*

Kahvaltıdan sonra şiirler okudum sevdiğim şairlerden…

Bir de çizgi film seyrettim.

Renklensin diye ortam!

Umut dolmak için…

*

Oturdum.

Dua ettim “Allahım inşallah 2014 yılına girmişizdir, 1984’e değil!”

“Amiinn!” dedim.

01ocak2014

Bir yeri yazmak oraya sahip çıkmaktır.

kdmp

Bugün, bir Nisan ayı pazarı.

Sabah ATLAS Dergisi’nin 20. yıl özel dergisine tekrar baktım.

Gün içinde TRT’de Ara Güler’in Afrodisyas belgeselini seyrettim.

Sonra Haluk Şahin’in yeni kitabını tanıttığı tweetini gördüm.

Son cümlesi  “… Bir yeri yazmak oraya sahip çıkmaktır.” idi.

ATLAS Dergisi’ni okuma zevkinden sonra üst üste iki usta da bir yeri anlatmanın, yazmanın, fotoğraflanmanın aslında o yere sahip çıkmak olduğunu ne de güzel anlatıyordu.

Başta Küre Dağları Milli Parkı olmak üzere yazılarım, danışmanlık yaptığım belgeseller ve blogum geldi aklıma.

“Hiçbirşey yapmasam bile bu yazılarımla en azından derdimi anlatıyorum” dedim kendime.

İşim gereği Türkiye’yi ve dünyayı gezmenin ne kadar önemli olduğunu tekrar anladım. Tüm dostlarıma, gördüğüm ve gezdiğim tüm yerler için şükran duydum.

Sonra içimden geçirdim: Umarım herkes çevresine, sevdiği yerlere sahip çıkar ve anlatır…  Fotoğraf çeker, video çeker, yazılar yazar…  Derdini ve o yerleri anlatır… Anlatır…

Bu konuda emek veren herkesin ellerine sağlık diyorum.

salda_golu

21nisan2013

Fotoğraflar: Yıldıray Lise (üst: Küre Dağları Milli Parkı; alt: Burdur Salda Gölü)

4 doğa okuluna katıldım ama hala tadına doyamadım!

(Fotoğraf: Posof arazisinden bir kare)

2 ay önce Mart ayında Hopa’daki buluşmayla başlamıştı dostlukları, 8-10 Türk arkadaş toplanıp Sarp sınır kapısından zorlu ve rötarlı bir geçişten sonra Batum’da bir otelde karşılaştılar. Yıllarca ayrılık tohumlarının meyvelerinden istemeyerek nasibini almış kardeşleri ile ilk kez iletişime geçmenin şaşkınlığın izleri vardı yüzlerinde. 5-6 günlük birliktelikleri ile anladılar ki bugüne kadar geç kalmışlar tanışmak için, teşekkürlerle şükranlarını sundular Doğa Derneği’ne…

(Fotoğraf: Sabah etkinliği)

Çünkü doğa koruma çalışmaları ve yaşadıkları dünyayı algılamaları için toplamıştı Doğa Derneği onları. Türkiye’nin değişik yerlerinden, Azerbaycan’dan, Ermenistan’dan ve Gürcistan’dan  kardeşleri ile yaşadıkları doğaya saygı için toplanmışlardı. O kadar ısınmışlardı ki birbirlerine bugüne kadar belki de hiç yapmadıklarını yaptılar, mutfağa girdiler, oyunlar oynadılar şakalaştılar kardeşleri ile. Ayrıldılar ama sancısını duyarak geç kalmışlığın acısıyla ve 3 hafta sonra Posof’a onlar davet ettiler kardeşlerini, 1 haftada orda yaşadılar ve yaşadıklarının farkına vardılar. Doğa Derneği mayıs ayında da İspir’de toplayacaktı onları ama sabırsızlanıyorlardı. Zaman geçmiyordu, buluşmayı bekliyorlardı, tekrar kardeşleri ile paylaşmak için hayatı.

(Fotoğraf: Dünyaya kendi penceremizden bakıyoruz)

25 Mayısta bir kaç arkadaş buluştular Erzurum’da, beraber geçtiler İspir’e, bekliyorlardı kalacakları yerde kardeşlerini sabırsızlıkla, biraz geçte olsa gelmişlerdi yorgun argın, yarı Gürcü yarı Türk Özer eşlik etmişti onlara. Türk kardeşlerini görünce yorgunlukları geçti bir anda, onlarda özlemişti dostlarını. Yemek yediler sohbetler gece yarısını buldu, uyuya kaldılar öylece…

(Fotoğraf: Güven ve liderlik)

Sabah erken kalkmaya çalıştı bir kaçı, kaldıkları yerin tadını çıkarmak için saldılar doğaya kendilerini. İspir’e yakın Çoruh’un hemen kıyısında ahşaptan yapılmış bungalov evlerin arkasında güzelim orman ağaçları arasında sessiz sakin bir yer seçmişti onlara Doğa Derneği.

Sabah ilk öğrenmeleri, birbirlerini ne kadar tanıdıklarına ait bir testle başladı ve hepsi başarılıydı çünkü dost olmuşlardı kısa zamanda, sırdaş olmuşlardı, yandaş olmuşlardı yaşadıkları farklı coğrafyalara rağmen…

Önceden Yıldıray hocaları ve Damla verdikleri ödevleri sorguladı. Çoğu yapmıştı, ama zaten hayatlarının bir parçası olmalıydı bu ödevler, bunun farkındaydılar. Hocalarını iyi algılıyorlardı. 5 gün boyunca yapacaklarını ve yaşayacakları programı öğrendiler, hayatlarına zaten yön vermeye başlamışlardı. Bakış açılarını göstermek için bir kağıt parçasındaki delikten baktılar dünyaya, aralarındaki iletişimi başkalarına yaymak için, belki de bundan sonraki bireysel düşüncelerini insanlığa anlatmak için İLETİŞİM dersi aldılar Damla’dan, birbirleri ile yoğun iletişerek.

“Bir avuç fındık iyi gelir; Yersen…”  diyerek Yeliz ikramda bulunur Giresun’dan, yerler iyi gelir umuduyla…

(Fotoğraf: Arazi çalışmasından bir kare)

Çoruh’un azgın sularında yetişmiş alabalık pişirilir bir yandan, öğlen yemeğine hazırlanır, bu yemekte dostluklar pekiştirilir.  Yıldıray sürdürülebilir kalkınma dersindeyken, tam da fikirler uçuşurken, gök gürlemesiyle elektrik kesilir, duraksarlar bir anda, tam da sürdürülebilir kalkınmadan bahsederken olacak şey midir? Ama hayat hep böyle değil midir? Tam da depara kalkacağımız anda engellerle karşılaşmaz mıyız? 5-10 dakika aradan sonra yılmadan devam ederler, hayatı ve hayatın sürdürülebilirliğini sağlamak adına. Elektrik kesintileri ara ara devam eder. Loş romantik ve yağmur sesleri ile inleyen salonda hepsi hafif yorgun, hafif solgun, öğrenmenin verdiği zevkin ağırlığını taşırlar, vazgeçmez hocaları “zaman nakittir” der, düşünür… Dersin sonuna doğru o toprak senin bu dağ benim demeden sınırları kaldırırlar ve 4 ayrı ülke insanı bir araya gelip, bu bölgelerimiz için neler yapabiliriz, nasıl bu doğa katliamına dur deriz…

(Fotoğraf: Dr. Özge Balkız izleme konusunda ders anlatıyor)

Kıskanır yağmur, ağaç, çiçek ve kuşlar, keşke bütün insanlık bu üç-beş kardeşten ders alsa demeye başlarlar. Ağaçlar onların ahengini alkışlar dans ederler, bülbüller öter,   akkuyruksallayan biraz daha sallar kuyruğunu  onların coşku dolu hallerine ve çevredeki canlılar “Dünyada insanlık ölmemiş” der,  lisanı halleriyle alkışlar onları…

(Fotoğraf: Arazi çalışmasında Abdullah Keskin manzaraya hayran kalırken)

Akşamın gelmesiyle acıkmışlardır. İspir’e inerler, sohbetle karışık yemeklerini yerler, kendi içlerinde yasaları bile vardır. Hatta cezaları bile, kendi aralarında konuştukları zaman tatlı, dondurma ısmarlarlar. Gürcistan’dan kardeşim Lexo tatlı cezasını öder yemekten sonra saat 2’lere kadar sürer sohbetleri, uyurlar uyanırlar, birkaçı sabah erken kalkar dağlara salar kendini, sabah sporu bahanedir, birlikte geçirilecek zamanı genişletmektir amaçları…

Ders başlar Türkiye’deki örnekleri anlatır hocaları Yıldıray, Damla canlandırmıştır sabah onları, Eray fotoğraf karelerini almıştır zamanı durdurmak için. Film seyretmeye başlarlar, farklı bir filmdir. Bir de bakarlar ki kendileri tek değildir, çalışan çabalayan insanlar vardır, doğa uğruna. Mutlu olurlar…

Kastamonu’da Küre Dağları’nı gezerler, Antalya’ya iner kaplumbağaları severler, İstanbul’da ekolojik tarım yaparlar, bir anda bedenlerinden sıyrılırlar, sanki ruhları doğa koruma yapanlarla beraberdir, onlarla sevinir, onlarla üzülürler… Tam da dalmışken, bulutların üzerinde süzülürken bir anda İspir’e özgü kuru fasulye kokusu gelir, he birazcıkta acıkmışlardır. Tekrar İspir’de olduklarını hatırlar ve yemeğe geçerler. Yemek arasında röportajlar yapılır. Doğa okulu öncesi ve sonrası değişimlerini anlatırlar.

(Fotoğraf: Bahtiyar Kurt (turuncu polarlı) stratejik planlama anlatıyor)

Bir de bakarlar gözleri görmüyor, birbirlerinin elini tutmuş, arka arkaya bir yola çıkmışlar, en öndekinin gözleri onların gözü kulağı olmuş. Birbirlerine güvenin son noktasını yaşıyorlar. Liderleri görüyor, duyuyor, onların yerine karar veriyordu, bu onları birbirlerine daha da bağladı.

Derken Akdeniz foku ile tanıştılar, hayran kaldılar, aşık oldular. Cem kardeşimin kulağı çınlasın neredeyse onun kadar duygusaldılar. Birden Foka doyamazken Bahar Bilgen ile karşılaştılar. İzmit Körfezi’nde alan savunma konusunda kavgalı süreci yaşadılar. Dalıp dalıp çıktılar İzmit Körfezi’nin sığ sularına, bazen balık kartal oldular, bazen engel çıkaran bir bürokrat. Ne güzel anlatır Baharcım iyi yaşasın ki yaşatsın.

(Fotoğraf: Bahar Bilgen İzmit Sulakalan koruma deneyimini anlatıyor)

Ertesi gün erken kalktılar, dağlara, yaylalara, bayırlara koşmak istiyorlardı. Kahvaltıyı sabırsızlıkla yaptılar. Koşa koşa arabalara ve sonra yola koyuldular. Sağa sola bakıştılar. Sulara, ağaçlara, yollara ve dağlara baktılar. Israrla arabayı durdurup, yürüyerek hissetmek istediler beraberce hayatı. Tam yürümeye başlamışken… Yükseklerde dağların tepesine doğru bir kaya kartalının bakışları dikkatimi çekti. Selamlıyordu bu dostluğu. Onları gördükten sonra daha bir ahenkle uçmaya başlamıştı. Saksağanlar yol göstermeye başlamıştı. Devam ettiler doğa kendini bir başka gösterdi onlara alkışlıyordu her canlı sanki onları. Akşama kadar sürecek miydi bu güzellik, daha nelerle karşılaşacaklarını bilmeden devam ettiler. Vücutları yorgun düştü arabalara isteksiz ama meraklı gözlerle bindiler, dinlenmek istiyorlardı ama dinlenmediler, dinlenmek istemediler.

(Fotoğraf: Arazi çalışmasından bir kare)

Bir kızıl akbaba gözkırptı, bir şahin ben de buradayım dedi. Alakarga yolu kesti, tekrar inmek istediler. Yürüdüler… Merhabalar yükseldi doğaya, ayrılamıyorlardı içlerinden. Su daha güzel çağlıyordu, kuşlar daha hoş ötüyordu, ağaçlar raks ediyorlardı. Bir köyde köylülerle oturup yerel yemeklerini yediler, sohbet ettiler, bir anda onlar gibi yaşamak istediler, şehirlerden uzak hayatla iç içe. Çaylarını sabırsızlıkla içtiler. Tekrar saldılar dağlara taşlara kendilerini, bulundukları yerin Sıra Konaklar olduğunu öğrendiler. Sıra sıra konaklara baka kaldılar.

Sonra Geçitağzı köyüne ulaştılar. Kaçkarlar gözlerini dinlendiriyor, gökkuzgun dansa davet ediyor, keten kuşu, tarla çintesi, kiraz kuşu, kızılsırtlı örümcek kuşu ve kara tavuk başlarını döndürmeye başlamıştı. Güneş batarken bu sefer üzgün veda ediyordu, batmak istemiyordu, dağların arasından süzülerek zorlanarak ayrılıyordu. Son ışıklarını daha canlı vermeye çalışıyordu. Mest olmuşlardı. Şehirler dışındaki yaşamın bu kadar hareketli olacağını bilememişlerdi. Dönüş yolunda kopmak istemiyorlardı doğadan, kaya kartalı veda duruşunda onlara el sallıyordu. Acıktıklarını bile unutmuşlardı. Günü konuştular. Gece yarılarına kadar yorgunluklarını hatırlamak istemiyorlardı. Uyudular gülümseyerek, hayata söz verdiler. Bundan sonra doğaya saygı duyacaklardı. İnsan olarak verdikleri zarara engel olacaklardı.

(Fotoğraf: Damla ve Abdullah kulaktan kulağa fiskos yapıyor)

Yine sabah erken uyandılar bülbül sesleri ile, Yıldıray doğayı koruma ve planlama konusunda aldıkları kararları nasıl uygulayacaklarını anlattı yol gösterdi. İzlemenin önemini Özge Balkız paylaştı onlarla, stratejik planlama yapmaları gerektiği hakkında Bahtiyar Kurt deneyimlerini aktardı. Dolup dolup taştılar, yağmur ziyaret etti tekrar selam getirdi Kaçkarlardan.

Akşam oldu, gece oldu, neredeyse sabah oldu, son gecelerini yaşıyorlardı. Gün ağarana kadar sohbet ettiler, şakalaştılar, yine bedenleri bitap ve harap düştü ama gülümsüyorlardı. Gülerek uyuyorlardı, yüzlerinde bedenlerinden sıyrılmış, dünyayı kapsamış ruhlarının izi vardı.

Haykırıyorlardı sanki evrene, dostluğu, hoşgörüyü, saygıyı, tahammülü, sabırı, çalışmayı, dinlemeyi…

(Fotoğraf: Abdullah, Yıldıray Lise’ye Urfa işi bir hediye veriyor)

26-30 Mayıs 2008

İspir / Erzurum

Abdullah KESKİN

İletişim: keskinab(at)yahoo.com

Editörün notu: Abdullah Keskin bu yazıyı gönderip başlık ve fotolarla yazıyı düzenleyip yayınla deyince ben de böyle bir başlık attım! Abdullah ilki hariç tüm doğa okullarına öğrenci ve denetmen olarak katılan ve hepsini yerinde gören bir dostumuz. Umarım bundan sonrakilere de katılma şansı olur.

Fotoğraflar: Damla Akyıldız

İZ TV “9 Sıcak Nokta Belgesel Kuşağı”nı nasıl hazırladı?

2011 Uluslararası Orman Yılı kutlamaları çerçevesinde İZ TV Belgesel Kanalı ile Küresel Çevre Fonu (GEF) destekli “Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi” ortakları Türkiye’nin 9 orman sıcak noktasını anlatan belgesel kuşağı hazırladı.

9 Sıcak Nokta Belgesel Kuşağı”nın her bölümü sanatçıların, bilim insanlarının, sivil toplum temsilcilerinin, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ve Orman Genel Müdürlüğü taşra teşkilatında görevli uzmanların katılımı ile çekildi ve düzenli olarak İZ TV’de yayınlandı.

“9 Sıcak Nokta Belgesel Kuşağı” yönetmeni Vedat Atasoy bu belgesel kuşağı ile ilgili Yıldıray Lise’nin sorularını UNDP Türkiye’nin aylık dergisi “Yeni Ufuklar” için yanıtladı.

(Fotoğraf: Yıldıray Lise – Yenice Ormanları çekimleri)

Yeni Ufuklar: İZ TV’yi bize kısaca anlatır mısınız?

Vedat Atasoy: Ben Vedat Atasoy, Murat Toy, Ahmet Sargın ve Coşkun Aral’dan oluşan kurucu ekip, Şarküteri Prodüksiyon çatısı altında Türkiye’nin ilk belgesel kanalı projesini hayata geçirdik ve “Her Şey Ardından Bir İZ Bırakır” sloganıyla 6 Şubat 2006’da yola çıktık. 60 kişilik çekirdek ekip ve 100’den fazla bağımsız belgeselcinin desteğiyle önce Türkiye’nin ardından da Avrupa’nın en iyi belgesel kanalı olduk. 2007 yılında Hotbird TV Ödüllerinde ”Avrupa’nın En İyi Belgesel Kanalı” ödülünü kazandık. Türkiye’nin saygın dijital platformu DIGITURK’ün 18. ve 182. kanalından ve 318. kanalından HD olarak yayın yapan İZ, şu anda Türkiye’nin en çok izlenen belgesel kanalı.

Yeni Ufuklar: 2011 “Uluslararası Orman Yılı” idi. Bu yılda birçok kurumla ortak çalışarak “9 Sıcak Nokta” belgesel kuşağını hazırladınız. Bu fikir nasıl doğdu?

Vedat Atasoy: Türkiye ve yakın coğrafyasının, kültürel ve tarihi zenginlikleri kadar doğası da bizim için anlatılması gereken öncelikli konulardan biriydi.  Bu sebeple kurulduğumuzdan beri birçok projeye imza attık. Bunlardan biri de geçen sene Küre Dağları Milli Parkı’nda hazırladığımız ”Küre: Doğaya Saygı” belgeseliydi. Bu belgeselin çekimleri esnasında İZ TV yapımcılarından Dilek Mayatürk ve UNDP Türkiye Ofisi’nden Yıldıray Lise bu projenin temellerini oluşturdular. Ardından yaptığımız detaylı çalışmalarla da proje hayata geçti.

Yeni Ufuklar: Bu belgesel kuşağı çekimlerinde hangi kurumlarla ve kişilerle işbirliği yaptınız?

Vedat Atasoy: Öncelikle “9 orman sıcak noktası” kavramının isim babası olan Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF-Türkiye) ve bizi bu projenin oluşumundan son anına kadar yalnız bırakmayan Yıldıray Lise kanalıyla UNDP Türkiye ile görüşüldü. Ardından Çevre ve Orman Bakanlığı ile irtibata geçtik. Orman Genel Müdürlüğü, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ve Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı ile protokoller imzalandı. Böylece aslında Türkiye’de çok da fazla örneği bulunmayan kapsamlı bir proje başlamış oldu. Belgesel projesinin sponsoru olan COLUMBIA’nın da desteğini unutmamak lazım. Ama bence en büyük teşekkürü, bu projede ”GÖNÜLLÜ” yer alarak, bu zor coğrafi koşullarda belgesel serisinin hayata geçmesini sağlayan usta oyuncular (bölüm sırasına göre); Erkan Can, Pelin Batu, Olgun Şimşek, Uğur Polat, Hakan Gerçek, Şevval Sam, Güven Kıraç, Mehmet Aslantuğ ve Serhat Tutumluer‘e etmek isterim. Onların içten hisleri ve doğanın korunması adına yapılan tüm çabalara gönüllü destekleri bu projenin başarısında en önemli faktördür. Ayrıca görsel olarak görkemli görüntüler elde etmemizi sağlayan kameramanlarımız; başta Oğuz Özdemir olmak üzere, Ethem Tosun, Aydın Kapancık veSerdar Sönmez’e de çok teşekkür ederim. Son büyük alkış da tüm bu projenin yükünü sırtında taşıyan Dilek Mayatürk’e gelmeli.

Yeni Ufuklar: 9 ayda 9 farklı yerde 9 sanatçı ile çekimler yaptınız. Başınızdan mutlaka ilginç olaylar geçmiştir. Bunlardan birkaçını anlatır mısınız?

Vedat Atasoy: Çok renkli insanlarla, çok renkli ve görkemli ama bir o kadar da zor coğrafyalara gittik. Elbette bu birçok unutulmaz anları da beraberinde getirdi. Ama özellikle 2 metre kar varken gittiğimiz ve 3-4 gün mahsur kaldığımız Karçal Dağları çekimi tam bir maceraydı. Erkan Can‘ın pozitif enerjisiyle tüm bu zorluklar neşeli bir yolculuğa dönüştü. Uğur Polat‘ın korkmasına rağmen, Baba Dağı’nın 2000 metre yükseklikteki parkurundan yamaç paraşütü ile atlaması bize de sürpriz oldu. Şevval Sam ile yoğun siste kaybolduğumuz anda sislerin içinden Hızır gibi çıkan Çoban Ahmet’i herhalde hiç kimse hayatı boyunca unutmayacaktır. Proje danışmanımız Yıldıray Lise’nin Hakan Gerçek‘i ve bizi saatlerce yürütmesi ve 1 saatlik yolların her zaman 2-3 saate çıkması unutulur şey değildi! Hatay’da Güven Kıraç ile yediğimiz şahane yemeklerin tadı hala damağımızda. Olgun Şimşek‘in kar yağdığı için sığındığımız ve yaktığımız ateşle ısındığımız harabe binada söylediği türküler hala kulağımda. Serhat Tutumluer‘in, ateş başında, doğanın koynunda huzur içinde uyuması da en sevdiğim fotoğrafların başında geliyor. Kısaca her yerde çok ama çok eğlendik. Bir an bile sıkılmadık.

Yeni Ufuklar: Her ay düzenli olarak yayınlanan kuşak belgeselleri bugüne kadar kaç kez yayınlandı?

Vedat Atasoy: Belgesel kuşağının 9 bölümü ilk bölümün yayınlandığı Mart ayından itibaren 2011 yılı içinde toplam 345 kez yayınlandı ve 4 milyondan fazla kişiye ulaştı.

(Fotoğraf: Ahmet Şükrü Elbir – son bölüm sonrası ekip fotosu (soldan sağa – Vedat Atasoy, Dilek Mayatürk, Yıldıray Lise)

Yeni Ufuklar: Sizce bu belgesel kuşağının önemi nedir?

Vedat Atasoy: İZ TV kurulduğu günden beri doğa koruma bilincinin aşılanması için bir çok proje gerçekleştirdi. ”9 Sıcak Nokta” da bu projelerden biri. Ancak bu projenin bence en önemli özelliği, Türkiye’de doğayı önemseyen kişilerin sayısının hiç de az olmadığını göstermesi olmuştur. Bu kadar usta oyuncunun bu projede yer alması toplumun birçok katmanındaki kişileri de hareketi geçirmiş ve toplumsal bilinç düzeyini arttırmıştır.

Yeni Ufuklar: Ormanlar ve doğa koruma konusunda 2012 yılında hayata geçirmeyi düşündüğünüz projeleriniz var mı?

Vedat Atasoy: Elbette. İZ kurulduğundan beri en çok önemsediğimiz konuların başında bu geliyor. Şahsen de doğa ve arkeoloji benim özellikle ilgi alanlarım. Ancak bu konular ile yapılan projelerin daha profesyonel yaklaşımlarla oluşması gerekiyor. Sponsorların ve devletin bu projelere maddi desteğinin artması çok önemli bir konu.

Not: Bu röportaj ilk olarak UNDP Türkiye’nin “Yeni Ufuklar” Dergisi’nin Ocak 2012 tarihli 73. sayısında yayınlanmıştır.

Röportajın İngilizcesi:INTERVIEW: 9 HOTSPOTS DOCUMENTARY SERIES

İZ TV tarafından hazırlanan Küre Dağları Milli Parkı tanıtım filmi

Önemli bağlantılar:

İZ TV “9 Sıcak Nokta Belgesel Kuşağı” hakkında detaylı bilgi

GEF destekli “Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi” 2011 Uluslararası Orman Yılı Etkinlik Raporu

Bu konuyla ilgili blog yazılarım:

9 SICAK NOKTA BELGESEL KUŞAĞI

“YEŞİL KÜRE” belgeseli 27 Temmuz tarihinde İZ TV’de!

 Türkiye’nin Orman Sıcak Noktaları 

9 SICAK NOKTA BELGESEL KUŞAĞI

 (Yeşil Küre belgesel ekibi (soldan sağa): Dilek Mayatürk, Hakan Gerçek, Vedat Atasoy, Ethem Tosun ve Tolga Akyarar)

Bu bir başarı hikayesi.

2011 yılı boyunca 9 ay süren bir belgesel kuşağı.

Türkiye’nin 9 orman sıcak noktasını tanıtan, sorunlarını ve koruma çabalarını dile getiren bir kuşak.

Birçok birey ve kurumun birlikte yol aldığı bir çalışma

“Bunlar kimler mi?” yazının devamında okuyacaksınız.

Hikayemiz National Geographic Türkiye Dergisi’nin Ekim 2010 sayısında yer alan “Dört Mevsim Masalı – Küre Dağları” yazımla başlıyor.

Bu yazıyı okuyanlardan ve beğenenlerden biri olan İZ TV yapımcılarından Dilek Mayatürk Küre Dağları Milli Parkı ile ilgili belgesel yapmak için bizimle iletişime geçti. Gerekli ayarlamaları yaparak “Küre: Doğaya Saygı” belgeselini Ekim ayının son günlerinde Küre Dağları Milli Parkı ve tampon bölgesinde çektik.

Çekimlerin son akşamında yapımcı Dilek Mayatürk, görüntü yönetmeni Ethem Tosun ve ben oturmuş çekimleri değerlendirirken bu işbirliğini nasıl geliştirebiliriz üzerine biraz kafa yorduk.

2011 yılının Uluslararası Orman Yılı olduğundan ve Avrupa’nın 100 orman sıcak noktasından dokuzunun Türkiye’de olduğundan söz açıldı ve bu fikri projelendirmeye karar verdik.

Tüm bu çabalar sonucunda 2011 yılı başında Columbia’nın sponsorluğunda proje hayata geçti.

2011 Uluslararası Orman Yılı kutlamaları kapsamında İZ TV ve Küresel Çevre Fonu  (GEF) destekli “Orman Koruma Alanları Yönetiminin Güçlendirilmesi Projesi” ortakları olan Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Orman Genel Müdürlüğü, UNDP Türkiye ve WWF-Türkiye ortaklığında gerçekleşen başarılı bir çalışma oldu.

“9 Sıcak Nokta Belgesel Kuşağı”nın her bölümü sanatçıların, bilim insanlarının, sivil toplum temsilcilerinin, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ve Orman Genel Müdürlüğü taşra teşkilatında görevli uzmanların katılımı ile çekildi ve düzenli olarak İZ TV’de yayınlandı.

Karçal Dağları’nda Erkan Can ile başlayan 9 aylık maraton Yenice Ormanları’nda Serhat Tutumluer ile sona erdi.

Danışmanlığını yaptığım belgesel kuşağında Küre Dağları ve Yenice Ormanları bölümlerinde uzman olarak da yer aldım.

Her bölümü bir orman sıcak noktasının tanıtan, doğa koruma ve sürdürülebilir kaynak kullanımı ile oradaki sorunlara değinen belgesel kuşağı ile 9 orman sıcak noktasının korunması ve doğal kaynaklarını sürdürülebilir kullanımı konusunda bilinç oluşturma sürecine önemli katkılar sağladığını düşünüyorum.

HD kalitesinde çekilen ve yayınlanan her bölüm yaklaşık 35 – 40 dakika sürüyor ve düzenli olarak İZ TV’de yayınlanıyor.

Bu kuşak belgeselleri Aralık 2011 sonu itibariyle toplam 316 kez yayınlanmış olacak. Yapılan analizler sonucunda bu belgesellerin Aralık ayı sonu itibariyle en az 3 milyon 790 bin kişiye ulaşacağını tahmin ediyoruz.

Belgesel kuşağının her bölümünde Türkiye tiyatro ve sinemasının önemli isimlerinden sırasıyla Erkan Can, Pelin Batu, Olgun Şimşek, Uğur Polat, Hakan Gerçek, Şevval Sam,GüvenKıraç, Mehmet Aslantuğ ve Serhat Tutumluer birer bölümde konuk sanatçı olarak gönüllü rol aldılar.

“9 Sıcak Nokta Belgesel Kuşağı” detayları için bakınız:  http://www.iztv.com.tr/kusak.aspx?id=75

(Harita: Dr. Murat Ataol)

Bölüm 1. “Karçal: Kuzeyin Çığlığı”

 

Konuk Sanatçı: Erkan Can

Toplam yayın sayısı: 62

 

Detay bilgi ve tanıtım filmi: http://www.iztv.com.tr/program.aspx?id=1317

Erkan Can’ın Karçal Dağları yazısı:

http://www.iztv.com.tr/blogoku.aspx?id=74

Vedat Atasoy’un Karçal Dağları yazısı:

http://www.iztv.com.tr/blogoku.aspx?id=72

Bölüm 2. “Datça Bozburun: Rüzgarlı Diyarlar”

 

Konuk Sanatçı: Pelin Batu

Toplam yayın sayısı: 61

Detay bilgi ve tanıtım filmi: http://www.iztv.com.tr/program.aspx?id=1363

Pelin Batu’nun Datça-Bozburun Yarımadaları yazısı:

http://www.iztv.com.tr/blogoku.aspx?id=77

Bölüm 3. “İbradı-Akseki: Güney Sığınak” 

Konuk Sanatçı: Olgun Şimşek

Toplam yayın sayısı: 43

Detay bilgi ve tanıtım filmi: http://www.iztv.com.tr/program.aspx?id=1372

Olgun Şimşek’in İbradı-Akseki ormanları yazısı: http://www.iztv.com.tr/blogoku.aspx?id=79

Bölüm 4. “Baba Dağı: Zirvedeki Tehdit” 

Konuk Sanatçı: Uğur Polat

Toplam yayın sayısı: 33

Detay bilgi ve tanıtım filmi: http://www.iztv.com.tr/program.aspx?id=1429

Vedat Atasoy’un Baba Dağı yazısı:

http://www.iztv.com.tr/yazioku.aspx?kat=2&id=50

Dilek Mayatürk’ün Baba Dağı yazısı:

http://www.iztv.com.tr/blogoku.aspx?id=80

 

Bölüm 5. “Yeşil Küre”

Konuk Sanatçı: Hakan Gerçek

Toplam yayın sayısı: 29

Detay bilgi ve tanıtım filmi: http://www.iztv.com.tr/program.aspx?id=1436

Vedat Atasoy’un Küre Dağları yazısı:

http://www.iztv.com.tr/yazioku.aspx?kat=2&id=51

 

Bölüm 6. “Fırtınalı Vadi”

Konuk Sanatçı: Şevval Sam

Toplam yayın sayısı: 35

Detay bilgi ve tanıtım filmi: http://www.iztv.com.tr/program.aspx?id=1459

Dilek Mayatürk’ün Fırtına Vadisi yazısı: http://www.iztv.com.tr/blogoku.aspx?id=83

 

Bölüm 7. “Amanoslar: Güneyin Yaban Yüzü”

Konuk Sanatçı: GüvenKıraç

Toplam yayın sayısı: 17

Detay bilgi ve tanıtım filmi: http://www.iztv.com.tr/program.aspx?id=1473

Dilek Mayatürk’ün Amanos Dağları yazısı:

http://www.iztv.com.tr/blogoku.aspx?id=84

 

Bölüm 8. “İstanbul Ormanları Nerede?”

Konuk Sanatçı: Mehmet Aslantuğ

Toplam yayın sayısı: 20

Detay bilgi ve tanıtım filmi: http://www.iztv.com.tr/program.aspx?id=1488

Dilek Mayatürk’ün İstanbul Ormanları yazısı: http://www.iztv.com.tr/blogoku.aspx?id=85

 

Bölüm 9. “Orman Denizi: Yenice”

Konuk Sanatçı: Serhat Tutumluer

Toplam yayın sayısı: 16

Detay bilgi ve tanıtım filmi: http://www.iztv.com.tr/program.aspx?id=1516

Dilek Mayatürk’ün Yenice Ormanları yazısı: http://www.iztv.com.tr/blogoku.aspx?id=87

Bu süreçte emeği geçen herkese; özellikle sanatçılarımıza ve İZ TV ailesinden Vedat Atasoy, Dilek Mayatürk, Ethem Tosun, Oğuz Özdemir, Serdar Aziz Sönmez, Aydın Kapancık’a çok teşekkür ederim.

“9 Sıcak Nokta” belgesel kuşağını izlemeye devam ediniz!

Bu bir başarı hikayesidir.

26aralık2011

Dört mevsim Türkiye

 

(Grafik: Yıldıray Lise)

 

Dört mevsim

 

Anlatır en güzel

 

Ülkemi

 

 

Her birinde halk da

 

Doğa da farklı giyinir

 

Farklı yaşar

 

 

Güney farklı

 

Doğu farklı

 

Batı farklı

 

Kuzey farklı

 

İç Anadolu farklı

 

 

Yedi bölgede

 

Yemekler farklı

 

Türküler farklı

 

Fistanlar farklı

 

İnsanlar farklı

 

 

Yedi bölge de

 

Rengarenk

 

 

23temmuz2011

Yurtdışında gördüm Türkiye’den gelmiş bir turist!

En son gittiğim ülke olan Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta oturmuş güzel bir Kafe’de bir şeyler yudumlarken tam karşımda, sokağın ortasında, ayakta duran 3 erkeğin Türkiye’den geldiğini bir bakışta anlamam ile başladı her şey. Bu üç kişiyle ilgili detayları yazının sonunda anlatıyorum.

Dedim ki: “Acaba biz Türkiye’de yaşayanların tipik hareketleri var mı? İnsanların bizi hemen anladığı hareketler?” Sorayım dedim Facebook arkadaşlarıma ve Twitter takipçilerime. Sordum ve cevaplar geldi. Hem de ne cevaplar. Bazıları yerden yere vurdu, bazıları övdü. Burada isim vermeden hepsini aşağıda yazıyorum şimdi.

Bu arada ben de düşündüm nedir benim hareketlerim diye? Dış görünüş olarak genelde anlaşılmıyor Türkiye’den geldiğim bu yüzden rahat hareket edebiliyorum. Ama en tipi hareketim akşam caddelerde dolaşırken (elimde fotoğraf makinesi yok ya belki ondandır) iki elim cebimde sallana sallana yürümemdir.

Karşıdan bir adam geliyor

Soru: Yurtdışında merkezi bir yerde oturup bir şeyler içiyorsunuz. Karşıdan bir adam geliyor. Bu adamın Türkiye vatandaşı olduğunu nerden anlarsınız?

Cevaplar:

* Elinde naylon torba varsa (Almanya’da naylon poşete Türk bavulu diyorlar), sigara izmaritini yere atıyorsa, Yeşil ışığın yanmasını beklemeden karşıya geçiyorsa.

* Tek adamsa bir de öküz gibi karılara bakıyorsa demek isterim. Yabancılar öyle yiyecekmiş gibi bakmıyor çünkü kadınlara.

* Yere tükürüyorsa. Yanından geçenlere haddinden fazla alakalı yada meraklı bakıyorsa. Sivri burunlu ve yumurta topuklu ayakkabı giyiyorsa. Klasik kesim kumaş pantolon ve gömleğin altına spor ayakkabı giyiyorsa.

*  Genç erkeklerde ise zenci ya da melez olmamalarına rağmen onlar gibi popoları yarı açık giyinip onların aksanı ve üslubuyla konuşmalarından.

*  Anlarım ama nasıl bilmem. Kan kanı çeker. 🙂

* Avrupalı yürürken aynı tempoda yürür, hedefine kilitlenmiştir. Türk insanı değişken hızla yürür, her şeye bakar, bazı şeylere durur çok bakar.

* X beye katılıyorum sabit bakışlar ama bazen bir Türkle İngilizce konuştuğum da olmuştur. 🙂

* Cep telefonu ile uzun uzun konuşur.

* Gömlek düğmeleri göğüs kıllarını epeyce gösterecek şekilde düğümlenmemiştir.

* İnsanların yanından yürüyüp geçtiği herhangi bir şey ya da duruma o uzun uzun bakıyor, etrafında dolanıyor, anlamaya çalışıyorsa ya da elinde sigarası izliyorsa.

* ‘Kardeş aleyküm selam’ deyip adres sormasından 🙂

 Karşıdan bir kadın geliyor

Cevaplar:

* 1) İnsancıl olması 2) Cana yakın olması 3) bir soru sorduğunda doğru dürüst cevap vermesi 4) Yardımsever olması 5) Misafirperver olması.

* Türkçe konuşmasından, saçının boyasından, boy ve kilo oranından anlarım 🙂

* Yürüyüşünden, oturup kalkmasından ve edebinden anlarım.

* Başörtülü olup seksi ve garip kıyafetler giymişse genelde bizimkiler oluyor.

* Elindeki poşetlerden.

* Elindeki telefon iphone ya da blackberry ise Türktür… Olmayanı dövüyorlar bizde:))) Bu yorumu iphonedan yaptığımı söylememe gerek var mı bilmem? :)))))))))

* Mini etek giymişse çekiştirip uzatmaya çalışmasından olabilir mi?

* Kocasının siyah kösele ayakkabısını giyip arka kısmının üzerine basıp yürüyen teyzeler gördük biz beyimle burada [A.B.D.] Şüphemiz yoktu Türk olduklarından, önden önden koşan oğluna “Bacaklarını kırcam şimdi” diye bağırınca teşhisimizin doğru olduğunu anladık. Ha bir de siyah saçların arasına atılmış sapsarı gölgeden anlarsın. 🙂

* Yanındaki görümcesi, görümcesinin kızı, kızın okul arkadaşı, komşusu ve diğerleri şeklindeki dostane kabile anlayışından. 🙂

* Karşıdan gelen kadının elinde bir kaşık ve tabak var; önünde kaçan çocuğunun peşinden “yi olm yi” diye çığırarak koşturmakta.

* Yaz sıcağında iç giyimi belli olmasın diye fazladan bir de atlet giyişinden.

* Dapdar pantolonu giyip (oraya kadar sorunu yok), ama altına tanga giymeyi kendine yakıştıramadığı için kabar kabar dikişli anneanne kilodunu giyen vatandaşımı şııp diye tanırım hocam.

Karşıdan bir erkek ve bir kadın geliyor

Cevaplar:

* 1) ellerdeki torba adedinden 2) rağmen, gözlerin yine de hala vitrinlere açgözlüce kenetlenmiş halinden 3) adamın da benzer bir açgözlülükle etraftaki hatunlara bakışlarından.  

* Çantayı kadının taşımasından.

* Kimseye aldırmadan kadın sürekli söyleniyor… Erkek de umursamazlıktan geliyorsa. :)))

* Sevgi dolu bir birine sarılarak geçiyorlarsa Türktür o çift. Biliyosunuz Türkiye’nin %70 mutlu son ankette.

*  Bu çift eğer seni fark ettiyse muhakkak “-AAAAA bak karşıdaki adam Türk!” der böylelikle sen de onların Türk olduğunu fark edersin.

* Car car car konuşan ve genellikle şikayet eden kadın + dinliyor ve umursuyormuş gibi yapan adam.

Karşıdan erkek grubu geliyor

Cevaplar:

* İlk önce vatanını sevmesi, değer vermesi, anadil olarak Türkçe konuşması, cana yakın olması, elinde ya da çantasında mutlaka bir Atatürk takvimi ya da Türk Bayrağı olmasından ya da yakasında bir ay yıldız olması önemsetir bence.

* Yaşına uygun davranmayan, gelen gecen kadınlara yiyecekmiş gibi bakan, gay olmadığı halde kol kola yürüyen, yere tüküren ve izmarit atan, bağıra çağıra cep telefonuyla konuşan vs. vs.  

*  Yukarıda sayılan davranışlar Türklere özgü değil. Dünyanın her yerinde o hareketleri yapan hanzolar var 🙂 Genelde tiplerinden anlayabiliyorum ama çok fazla deneyimim var denemez. Genelde daha sıcakkanlılar. Giyim tarzları da ele verebiliyor mesela. 🙂

*  Bence tip, hareketler, mimikler ve giyim tarzı belli eden şeyler.  Hiç konuşma olmadan birinin Türk olduğu tahmin edilebiliyor. Tabi ki yanlış tahminler oluyor bu durumda da genelde karıştırılan bir kaç ülke var Yunanistan ve Meksika bunların başında geliyor bence. Gurbetçiler bu karakteristik özellikleri daha az taşıyorlar. Tip olarak benzerlik doğal olsa da hareket, mimik ve giyim tarzları daha çok gurbetçi olarak bulundukları ülke toplumundan etkilenmiş oluyor.

* Tabi kadınlara yiyecekmiş gibi bakan Türk erkekleri olduğu gibi kendilerini dünyanın en güzel varlıkları zannederek burunları havada dolaşan Türk kadınını da bir kenara atmayalım:)  Her ne kadar genelleme yapmak istemesem de Türk insanın en karakteristik özelliğinin “kendini beğenmişlik” olduğunu da ne yazık ki söylemek zorundayım. 😦

*  Tarifi mümkün değil ama bakar bakmaz anlayacak ipuçları veriyorlar 😉 Kriter vererek yardımcı olamadım Yildiray, anlatılmaz yaşanır derler ya. :))

*  Diyaloglarına kulak kabarttığımda “elin adamı” lafını duyarsam anlarım ki Türktür bu grup 🙂

* Kol kola girmiş olmalarından.

*  Biyolojik kokular salınır havaya – bizim millete özel bir aromadır. Tarifi mümkün değildir.

*  Selam vermek için sadece başını salla; sana aleyküm selam diye yanıt verecektir.

* Hemen anlıyorum ama ben de bilmiyorum nasıl?

* Valla genç iki erkekse garip saç kesimlerinden, iki genç bayan ise kol kola yürüdüklerinden ve takıyorlarsa türbanlarından, orta yaşlı veya yaşlı erkeklerse kullandıkları argodan, orta yaşlı veya yaşlı kadınsa da yalpalaya yalpalaya yürümelerinden derim ben.

* Etraftaki sarışın güzel kızlar yerine, çevredeki tarihi binalara bakıp, ne güzel tarihi yapıları korumuşlar diye iç geçirenler.

* Yaya kaldırımlarındaki bisiklet yolundan yürürler. (Kültürel cevap) Zaten yüksek sesle Türkçe konuşurlar başka kim Türkçe konuşur ki oralarda sende Türkçe bildiğinden anlarsın yani. (Zeka sorusu cevabı):-))))

Karşıdan kadınlı erkekli bir grup (en az 10 kişi) geliyor

Cevaplar:

* Kadınlarda çakma çanta, yüksek sesle konuşuyor grup, alışveriş torbalarını kadınlar taşıyor, adamlarda çanta yok, ellerinde cep telefonu, kadınlara çaktırmadan yabancı kadınları dikizliyorlar ve kırmızı ışıkta karşıya geçiyorlar. Kadınlar yorgun, hepsi evini özlemiş ve grupta “aman canım, gözümüzde büyütmüşüz, bir numara yokmuş burada” edası. Oturup sohbete başlayınca daha önce gezdikleri ülkeleri anlatıp sidik yarıştıracaklar.

* Bir de kadınlar ve erkekler ayrı ayrı yürüyorlar sanki birlikte değillermiş gibi. Onu söylemeyi unuttum.

Ya seni nasıl tanırlar, hey dost?

Cevaplar:

* Belki Türk mutfağı falan aradığımızı görünce ya da Türkçe konuştuğumuzdan, vatanımıza olan sevgimizden dolayı… ya da kendi milletimize saygı duyduğumuzdan ve kendi marşımıza ve bağımsızlığımıza önem vermemizden olabilir.

* Anlamıyorlar… I don’t belong anywhere.

* Abi hangi ülkede olduğuma bağlı :)) Her ülkenin kendine göre tadı var şimdi çok uzun sürer bu dediğin. Ama özetlemek gerekirse kiminde kanatlı kuşları görmek ister göz, kiminde kanatsızları, kiminde de her ikisini birden. 😀

* Valla Türkiye’de bile Türk olduğumu anlamıyorlar, beni turist sanıyorlar ne hikmetse. Hangi ülkede olduğuma bağlı cidden, Hindistan’dayken Türk falan demiyorlardı, hatta Kaşmirli sanıyorlardı beni. Londra’dayken o soğukta şort giyenler İngiliz, üşüyüp pantalon – polar giyenler direkt turist kategorisine giriyor, o yüzden oralı olmadığım belliydi üşüdüğüm için. Gittiğim ülkeleri düşündüm de şimdi, konuştuğumuz dili anlamadığı için gelip soruyorlar insanlar çoğu ülkede. Suriye’de muhabbete “biz Türk’üz” diyerek başlıyorduk, adamlar bizi çok seviyordu çünkü.  Bununla birlikte Türk olduğumu en çok ele veren şey sanırım sigara içmem :(((

* Benim nereli olduğumu anlamıyorlar. Türkçe konuşursam ve Türkçe duymuş biri ise anlıyo.

* Türkiye’de insanlarda bi cep telefonu merakı var herkes ya telefonla konuşuyo ya mesaj atıyo ya cepten internete giriyo…

* X Y / Turkey yaka kartıyla dolaşınca hemen anlıyorlar nereli olduğumu. Ama bugüne kadar İtalyan, Meksikalı, Avustralyalı ve Amerikalı sanıldım. Kimse Türk olduğumu anlamadı. Ama Mombassa’da hediyelik eşya dükkanına giren bir adamın “selamün aleyküm” deyişinden Türk olduğunu anlamıştım. Demek ki Arapça konuşurken bariz bir Türk aksanımız var. Yine Amerika’da aksanından bayağı bir elemanın Türk olduğunu anladım.” she, he” hatası yapan ve “bicavuz” diyen başka millet yok. Gittiğim ülkelerde insanların Türklerle ilgili bilgisi az olduğu için aslında bilemiyorlar. Oysa bir Türk’ün yaptığı her şeyi yapıyordum. Mesela herkes sabah kahvaltısında corn flakes yerken ben peynir, bal, tereyağ, domates, omlet, zeytin, çaylı kahvaltı hazırlıyor, saatlerce kahvaltı masasından kalkmıyordum.

Bu arada bir tartışma başlar

Bu sorulara cevap veren dostlar kendi aralarında küçük bir tartışma yaşar.

A. Biz Türkler bu kadar kötümü yüz? Yurt dışında medeni, kariyer yapmış, insana saygılı, dürüst, bulunduğu ülkenin ortamına uyumlu Türk yok mu?  Ne kadar karamsarsınız. Kendimizi neden bu kadar küçültürüz anlamıyorum

B. Kendimizi küçümsediğimizden değil A. bey bunlar bir kısım için geçerli eleştiriler hepsinin böyler olduğunu iddia etmiyoruz zaten. ayrıca ırlandalı,italyan falan içinde yorum istense emin olun daha ilginç yorumlarda çıkacaktır.

Son niyetine

Bazısı hangi ülkede bu olaya şahit olduğunun önemli olduğunu söyledi.

Bazıları kendi aralarında tartıştı.

Bazıları yaşadıklarını anlattı.

Bu konuda katkı koyan tüm dostlara teşekkürler

Bu tip hikayeler çok duyarız aslında.

Bu konuda hiç unutmadığım bir anlatı bir dostumun paylaştığı şu anıydı. “Sık sık A.B.D.’ye giderdim. Bir gün konferansta sıkılıp kaçtım. Otobüs durağında ceketimi omzuma atmış otobüs beklerken, biri yanaştı ve “N’aber lan!” dedi. Daha sonra sahile indim. Ayakkabılarım elinde kumlarda dolaşırken yine karşıdan gelen biri “N’aber lan!” deyince şok oldum doğrusu!”  

Demek ki bazı tipik özelliklerimiz var. Bizi ele veren özellikler.

Bazılarını belki de sadece bizler anlayabiliyoruz.

Unutmadan Litvanya’daki olayı anlatayım.

Litvanya’nın başkenti Vilnius’un en işlek caddesinde dışarıda oturmuş akşam yemeği yiyoruz. Bu arada karşımızda, yaya kaldırımının tam ortasında 3 genç dikkatimi çekti. Aha bunlar kesin Türkiye’den gelmiş dedim!

3 kişi yolun ortasında duruyor! Soldakinin Lacoste ve çizgili tişörtü var ve elinde bir iphone. Ortadaki gömlekli ve elinde bir şehir haritası var. Soldaki ise biraz uzak duruyor onlara.

Bir yer arıyor gibi haritaya bakıp tartışıyorlar. Gençlerden biri, eliyle gösterip sağa gideceğiz diyor! Diğeri ise hayır sola gideceğiz diye gösteriyor. 2 dakika tartıştılar. Ortadaki genç haritayı tutup durdu. Belki bir yeri arıyorlar ama nasıl gidecekler?

Sonra sağdaki genç iphone ile online olup haritaya baktı. “O yeri” bulmaya çalıştı.

Bir süre yine tartıştılar! Biri sağı, diğeri solu gösterdi yine.

Bir dakika kadar sürdü bu olay.

Sonra ortadaki genç haritayı baş aşağı çevirdi (kuzey-güney doğrultusunda) ve öyle bakmaya başladı. Yine bulamadılar.

Bunun üzerine sağdaki genç de iphone’u baş aşağı çevirdi (kuzey-güney doğrultusunda) ve hem haritada hem de iphone’da tekrar aradılar “o yeri”.

Sonra yine biri sağı, diğeri solu gösterdi. Bir karara varamayıp dosdoğru yürüyüp gittiler.

Biz de güldük… güldük!

Sonra gözlerim aradı onları, ama gözden kaybolmuşlardı. Herhalde en sonunda birine sorarak “o yeri”n yolunu buldular!

Sizin de bu konuda paylaşmak istediğiniz bir şeyler, ilginç anılar varsa lütfen yazınız: yildiraylise(at)yahoo(dot)com

22-28temmuz2011