Çalışırsan AYKUT İNCE olursun!

Yıllar önce tanıştım Aykut Abi ile. Türkiye’nin dokuz orman sıcak noktası konusunda ne zaman fotoğrafa ihtiyacımız olsa herkese destek veren biri olarak. Sonra dostluğumuz pekişti, o fotoğraf çekti ben bu güzel fotoğrafların bazılarının yer aldığı yazılar yazdım Türkiye’nin önde gelen aylık dergilerine.

Dikenli yolları aştı, hala aşmaya çalışıyor. Türkiye’nin neredeyse her yerinde ve yurtdışında fotoğraf çekimleri yaptı, bunları yayınladı.

Çok çalıştı ve Aykut İnce oldu.

Türkiye’de doğa koruma ve orman yangınları konusundaki hassasiyet oluşmasında önemli katkısı olduğunu düşünüyorum.

Yaban hayatı ve orman fotoğrafı denilince benim aklıma gelen ilk isimlerden biri o.

Ne tür zorluklar çektiğini en yakından bilen biri olarak sordum sorularımı, severek cevapladı.

Umarım siz de beğenirseniz bu söyleşiyi.

Y.L: Sevgili Aykut Abi, bugüne kadar birçok farklı kurumda çalıştın. Biraz kendinden ve çalışmalarından bahseder misin lütfen?

A.İ: 1961 yılında doğdum. Hemşin-Rizeliyim. İlk-orta ve lise eğitimimi Niğde’nin Ulukışla ilçesinde yaptıktan sonra Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Orman Fakültesi Orman Endüstri Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldum. Özel sektörde 1 yıl çalıştıktan sonra kamu sektörüne geçtim. Çalıştığım kurumun özelleştirilmesinden sonra 2000 yılında o zamanki Orman Bakanlığı bünyesinde oluşan uygun ortamda fotoğraf çalışmaları yapmaya başladım.

TRT’nin yaptığı “Yaban Koyunu”, “Kara Akbaba”, “Ayı-insan” belgesellerine fotoğrafçı olarak katıldım.  Ulusal dergilerde Orman Bakanlığı’nın faaliyetlerini anlatan ve doğa koruma hassasiyetlerinin yaygınlaşmasını sağlayan onlarca foto-röportajım yayınlandı.

“Türkiye Ormanları” konulu çalışmam Orman Genel Müdürlüğü (OGM) bünyesinde gerçekleşti ve kitaba dönüştü. Yine OGM bünyesinde yaptığımız “ Orman Yangınları” çalışmamız kitaba dönüşme yolunda.

Korunan alanlar ve yaban hayatı ile ilgili çalışmalarım devam ediyor.

Y.L: Bir orman endüstri mühendisi olarak fotoğraf maceran nasıl başladı ve gelişti?

A.İ: 1997 yılında bir fotoğraf makinası aldım ve fotoğraf çekmeye başladım. Kendime “Türkiye Ormanları”nı fotoğraflamak gibi bir hedef koydum ve her seyahatte bu amaca yönelik fotoğraflar biriktirdim.

Fotoğraf nedir ve iyi bir fotoğrafa nasıl ulaşılır sorusunu hep sordum ve profesyonellerden destek aldım.

Dünyada tanınmış fotoğrafçıların hayat hikayelerini okudum ve önemli fotoğrafların çekim hikayelerini araştırdım. Usta fotoğrafçıların cümlelerin içinde gizli reçeteler buldum ve bunları uyguladım.

Y.L: Son dönemlerde belgesel çekimleri de yapıyorsun? Bu konuda neler söylersin?

A.İ: Fotoğraf ve film çok farklı sanatlar. Fotoğraf için “o an”  önemli iken filmde hikaye öne çıkıyor. Fotoğraf ile sınırlı sayıda kişiye ulaşabilirken filmler TV kanalıyla çok sayıda insana ulaşmanızı ve mesajınızı iletmenizi sağlar. Ama fotoğrafın etkisinin uzun yıllar devam ettiğini unutmamak lazım.

Son yıllarda gelişen dijital teknoloji sayesinde artık herkes fotoğraf çekiyor ve bunları internet aracılığıyla paylaşıyor. Üretilen çok sayıda fotoğraf karmaşa yaratıyor ve bu ortamda ise iyi fotoğraf-iyi olmayan fotoğraf ayrımını kimse tam olarak yapamıyor. (İyi-doğru fotoğraf nedir? Bunu da tartışmak gerek!)

Belgesel film ise henüz herkesin yapabileceği bir sanat değil. Ancak hızla yaygınlaşıyor.

Y.L: Fotoğraf ve belgesel çekmek de amacın nedir? Bu konuda kendini nerede görmek istiyorsun?

A.İ: Fotoğraf, sinema veya diğer sanatların hedefi anlatmaktır.  Fotoğraf çalışmalarım özel projelerde yoğunlaşmak şeklinde devam edecek. Fotoğraftaki yerim çok özel karelerin peşinde koşmak şeklinde olacak.

Belgesel film projeleri olarak da yine yapılması gereken önemli konular var kafamda. Toplumda farkındalık kavramının gelişmesini sağlayacak çoğunlukla doğa konulu projeler bunlar. Bunları gerçekleştirmeye çalışacağım.

Y.L: Bugüne kadar en keyif aldığın çalışmalar hangileri oldu?

A.İ: En keyifli ve en zor çalışmam “Orman Yangınları” çalışmam oldu. Bu çalışma yapılış öyküsünün tüm fotoğraf tutkunlarının bilmesi gereken bir çalışmadır.

TRT – Orman Genel Müdürlüğü– Doğa Koruma ve Mili Parklar Genel Müdürlüğü ortak yapımı olan “Kara Akbaba belgeseli” çekimlerine çok istememe rağmen yeterince dahil olamadığım keyifli ve verimli bir tecrübe idi.

Yine yakında kitaba dönüşeceğini umduğum KUDÜS çalışmam tarih ve insan konularını içermesi nedeniyle farklı ama keyifli bir çalışmadır.

Y.L: Fotoğrafların birçok ulusal ve uluslararası yayınlarda yer aldı… Bazen ödüller aldın! Peki sana göre en önemli başarıların neler?

A.İ: Çok az ödülüm var. Ödül peşi sıra gezen biri değilim. Ödül; iyi bir işin karşılığında sanatçıya verilen bir şeyse eğer bu mekanizma Türkiye’de doğru çalışmıyor.

National Geographic Türkiye dergisinde ana konu olan “Orman Yangınları” foto-röportajım sonrasında National Geographic’in Amerika’daki merkezinden bana iletilen tebrik mesajı benim için çok önemlidir.

Y.L: Türkiye’de ve yurtdışında fotoğraf çekimleri yaptın… Başından geçen ve unutamadığın birçok anı vardır. Bunlardan birkaçını bizimle paylaşır mısın lütfen?

A.İ: Karşılaştığım bir genç, ne iş yaptığımı öğrendikten sonra bana nasıl çalıştığımı sordu. Biraz dinledikten sonra dedi ki “Sen bu gidişle Aykut İnce olursun!”

Y.L: Kendi çektiklerin içinde en sevdiğin fotoğrafın / belgeselin hangisi? Onun çekim öyküsünü bizimle paylaşır mısın lütfen?

A.İ: TRT, Orman Genel Müdürlüğü, Doğa Koruma ve Mili Parklar Genel Müdürlüğü’nün birlikte gerçekleştirdikleri “Kara Akbaba “ belgeseli çekimleri esnasında izlediğimiz yuvadaki yavru akbabanın Ağustos başlarındaki görüntüsü dikkatimi çekmişti. Ancak o yaz bu fotoğrafı çekemedim.

Bir sonraki yıl yine aynı tarihte kendimi hazırladım ve o noktaya geri döndüm.

Hava parçalı bulutluydu. Güneş ara ara kendini gösteriyordu. Güneşin olduğu bir zamanda yavrunun da fotoğraf açısının uygun olması gerekiyordu. Gizlendiğim çadır eğimli bir yerdeydi ve sürekli olarak çadırda aşağı kayıyordum. Sabah gün ağarmakta iken girip akşam karanlık çökerken çıkıyordum. Sanırım 4. gün işlem tamamdı ve ben bu fotoğrafı çektim!

Y.L: Fotoğraf ve belgesel çekimleri konusunda kendini geliştirmek için neler yapıyorsun?

A.İ: Cevabı çok basit. Dünyada neler oluyor bakmak lazım. Bol bol film ve fotoğraf çekmek ve en önemlisi hayal kurmak lazım. Konunuzla çok vakit geçirmeniz lazım. Eğer doğa çalışacaksanız doğada uzun süreler kalmanız ve orayı hissetmeniz lazım.

Y.L: Konusunda uzman fotoğrafçı veya belgeselcileri mutlaka takip ediyorsundur. Bunlar kimler?

A.İ: Fotoğrafçı olarak Frans Lanting’i takip ediyorum. Belgesel de ise BBC belgeselleri…

[Y.L. notu: Frans Lanting’in eserlerine www.lanting.com adresinden ulaşabilirsiniz!]

Y.L: Cevabını biliyorum ama yine de sormak istedim. Tüm bu uğraşın sırasında hayal kırıklıkları yaşadın mı?

A.İ: Türkiye’de gerçekten çok özel ve önemli projelerin niçin yapılamadığını görmek benim en büyük hayal kırıklığımdır.

Y.L: Senin başarılı çalışmalarını takip etmek isteyenler sana nasıl ulaşabilir?

A.İ: İsteyenler Facebook ve Gmail adreslerimden bana ulaşabilirler.

Facebook: https://www.facebook.com/#!/aykutince

Eposta: aykutince53(at)gmail(nokta)com

Y.L: Fotoğrafa merak sarmak isteyen gençlere neler önerirsin?

A.İ: Usta fotoğrafçıların fotoğraflarını ve çekim hikayelerini takip etmeliler.

Makine markası ve modeline objektifine takılmadan fotoğraf / film çalışmalılar.

Bol bol fotoğraf ve film izleyip bol çekim yapmalılar.

Y.L: Aykut Abi, vakit ayırdığın için teşekkür ederim. Söyleşimizin sonunda eklemek istediğin başka konular var mı?

A.İ: Bir insan topluluğu bir coğrafyada savaşarak, canlarını vererek devlet kurabilir. Ama medeniyet kuramazlar. Medeniyet ancak ve ancak bilim ve sanatla kurulur.

Aykut İnce’ye bu röportajıma vakit ayırdığı için çok teşekkür ediyorum. Tüm dikenli yollara rağmen fotoğraf çekmeye ve belgesel hazırlamaya devam etmesinin çok önemli olduğunu haykırmak istiyorum!

Eline sağlık Aykut Abi! Kolay gelsin!

30ocak2012

Fotoğraflar: Aykut İnce

 

Daha fazla Aykut İnce fotoğrafı görmek istiyorsanız!

Türkiye’nin Anonim Memelileri (TRAMEM) sitesindeki memeli fotoğrafları:  http://www.tramem.org/memeliler/?fsx=2fsdl18@d&kul=aykutince&kdx=7JQWqSzgNehpcJ9bSX0VUrpmIPwa2ldZUULaB@gee

Fotokritik sitesindeki fotoğrafları: http://www.fotokritik.com/kullanici/aykutince/portfolyo/hepsi/gf

BİR SONBAHAR MASALI: KÜRE DAĞLARI

Doğal güzellikler içinde tüm gün boyunca güle oyna gezen küçük kız, gürül gürül akan derenin kıyısına uzanınca: “Bana bir masal anlat baba!” dedi.

Babası, yüzünde bir tebessümle en sevdiği şairlerden birinin (Ülkü Tamer) dizesiyle başladı söze: “Yazın bittiği her yerde söylenir…”

Farklı ağaçların oluşturduğu renk cümbüşünden, sık ormanlardan, yabani hayvanlardan, mantarlardan, orkidelerden, börtü böcekten, karstik yapıların en güzel örnekleri: kanyonlar ve mağaralardan, rengarenk fistanlı ablalardan, teyzelerden, eşsiz kültürel değerler ve yöre mimarisinden örnekler vererek anlattı Küre Dağları’nı biricik yavrusuna.

Buraları korumaya çalışan bilge insanlardan, sultanlardan, cücelerden, ayılardan, kahraman yiğitlerden bahsetti.

Sonra her masalda olduğu gibi “Burada da kötü devler var! Milli Parkın yakın çevresi hidroelektrik santralleri ve Amasra Termik Santrali tehlikesiyle karşı karşıya!” diye devam etti.

“Ama bu devlere karşı savaşanlar da var!” çünkü masalın devam etmesini istiyorlar.

Ben de dalmışım küçük kız gibi, babasını dinlerken, masalın sonu iyi bitiyor diye hatırlıyorum.

İşte, o babanın anlattığı masal diyarında gezersiniz Küre Dağları’na gidince.

Baharı ayrı güzel, yazı bambaşka, güzü rengarenk ve kışı bembeyaz bir masal diyarı.

“Eylül’se, şiir bekleyebilir

Yazma, ağaçlara bak

Şiir gazel gibi dökülebilir.” diyor şair Haydar Ergülen, sanki Arthur Rimbaud’un  “Birdenbire sonbahar” dizesine nazire yaparcasına.

Şimdi, doğanın şiirini okuma zamanıdır…

Masalı yaşamak zamanıdır…

En kısa sürede yolculuk planlarınıza Küre Dağları’nı ekleyin…

Gidin ve keyif alın…

Küre Dağları Milli Parkı. 2010-2011

Fotoğraflar: Yıldıray Lise – Küre Dağları Milli Parkı – Sonbahar – 2010

Masal diyarında bir gezinti için: www.kdmp.gov.tr