Güz renkleri

(Yeşil Atlas Sayı: 22 kapağı)

“Eylül’se şiir bekleyebilir

yazma, ağaçlara bak

şiir gazel gibi dökülebilir”

Haydar Ergülen

Yaz biter… Tatil biter… Okullar açılır…

Eylül ayı ile sonbahar gelir şehre. Ormana ise gazel mevsimi düşer.

Güz mevsimini en iyi dökülen yapraklar ve ormanlar anlatır.

Şehirde oturanlar belki bir parkta yere dökülmüş gazellerin üzerinde yürümüştür. Kederli veya mutlu.

Orman köyünde yaşayanlar meyveleri veya mantarları toplamıştır. Kış hazırlıklarını tamamlamıştır.

Ben de en çok güz mevsimini severim ormanda. Orman bir renk cümbüşüne bürünür. Ağaçların çoğu yapraklarını döker. Her ağaç aslında farklı olduğunu belli eder.

Türkiye’nin birçok bölgesinde farklı orman yapısını görme şansım oldu. Güz mevsiminde en çok Batı Karadeniz Bölgesi ve Amanos Dağları’nı severim. Herkesin favorisi farklı yerler olabilir. Küre Dağları Milli Parkı, Yedigöller Milli Parkı, orman denizi Yenice Ormanları, Bolu Mengen civarı ve güneyin yabanıl bölgesi Amanos Dağları’nda ormanı hem dışarıdan hem de içeren görmek ayrı bir keyif.

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki Türkiye’de yaşayan herkes yeşili ve ormanı seviyor.

Ama galiba uzaktan seviyoruz. Hele sonbahar olunca uzaktan ünlü bir ressamın eserine bakar gibi herkesin hoşuna gider. Gökkuşağı renkleri ile bezenmiş gibidir ormanlar.

Uzaktan sararmış yaprakları ve bazı kızıl yaprakları görüp ağaçların türlerini tahmin etmeye çalışmak zevklidir. Sizi çağırır orman ve adım adım yaklaşırsınız. Giderek büyür ağaçlar ve ormanın derinliklerine dalarsınız. İşte o an fark edersiniz sadece ağaçlar yok ormanda. Yakından gördüğünüz ve dokunduğunuz ağaçlarla birlikte birçok farklı canlı türü bir arada yaşamakta…

Bu yazının tamamı Yeşil Atlas (Sayı:22) e-dergisinde yayınlandı: http://www.yesilatlas.com/OncekiSayilar.aspx

Bartın’da Yaşama Sahip Çıkmak İçin “Bartın Platformu”

Belki çoğumuzun en az bir kere gidip gördüğü bir yer Amasra.

 

 Batı Karadeniz Bölgesi’nde deniz kıyısında şirin bir tatil beldesi olarak bilinir.

 

Şimdi Türkiye için örnek bir örgütlenmenin sembolü.

 

Bilinir ki, Fatih Sultan Mehmet, burayı gördüğü zaman “Lala, Çeşm-i Cihan bu mu ola?” (Dünyanın gözbebeği burası mı?) diye sormuş.

 

Dünyanın gözbebeği olan bu ilçe, doğası ve tarihi özellikleriyle her yıl binlerce turist çekiyor.

 

Tüm önemine rağmen Amasra ve çevresindeki doğal alanlar üzerindeki termik santral tehdidi bir türlü bitmiyor.

 

Bu tehditle mücadele etmek amacıyla, Bartın, Amasra ve çevresinde yaşayanlar geniş bir katılımla “Bartın Platformu” örgütlenmesini kurdu.

 

Platform üyeleri, termik santralin havamıza, toprağımıza, denizimize ve suyumuza zarar vereceğini dile getiriyor. 

 

Bu platform, Bartın ve Amasralıları tek bir çatı altında birleştirerek, mücadeleyi daha koordineli şekilde yürütülmesini amaçlıyor ve tüm üyeleriyle “Termik Santrale Hayır!”  diyor.

 

Platform üyeleri bugüne kadar köy köy, mahalle mahalle dolaşıp termik santral gerçeğini anlattılar; bilimsel raporlar hazırladılar; toplantılar, paneller ve imza kampanyaları düzenlediler; geniş katılımlı miting yaptılar; basın bildirileri, el ilanları, pankartlar ve internet sitesi hazırladılar.

 

2011 Genel Seçimleri sonrası da çalışmalarına aynı hızla devam ediyorlar.

 

Hey Bartınlı, Zonguldaklı, Kastamonulu, Karabüklü ve tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, Bartın Ulus Aşağıçerçi Köyü’nden Galip Arslan’ın “Örgütlü toplum, güçlü toplumdur!” sözünün izinde Bartın Platformu çalışmalarına katılmak, onlara sahip çıkmak lazım!

 

Sen de tut, bu işin bir ucundan!

 

27haziran2011 (saathiçfarketmez)

  

 (Fotoğraf: Bartın Platformu Arşivi)

 

Daha fazla bilgi için:

 

Bartın Platformu’nun çalışmaları ile ilgili ayrıntılar Yeşil Atlas’ın bu sayısında (http://www.yesilatlas.com/) geniş yer buldu!

 

Daha detaylı bilgi için Bartın Platformu sitesi: http://www.bartinplatformu.org/

 

Bartın Platformu Facebook adresi: http://www.facebook.com/profile.php?id=674983794#!/profile.php?id=100001034702518

NİSAN AYI, ERGUVAN AYI

(Ankaralı bir erguvan – Yıldıray Lise)

Nisan ayı gelince bir başka heyecanlanırım. Cemreler düşmüş… Nevruz geçmiş… Erguvan mevsimi gelmiştir artık.

İstanbul’un en güzel ayıdır Nisan. Bahar, artık ben geldim der. Erguvanlar çiçek açar… Boğaz’da lalelere eşlik eder… Kuşlar göçer yukarıdan… Yunuslar denizden…

Erguvan ağaçları, İstanbul’da yetişmiş biri olarak Ankara’ya geldiğimde ilk olarak ODTÜ Yerleşkesi’nde dikkatimi çekti. Halbuki İstanbul’da bu güzel ağaçlara hiç dikkat etmediğimi anladım. Sonrasında ise hayatımda en önemli ağaçlardan biri oldular.

Benim için İstanbul’u eşsiz kılan en önemli özelliklerden biridir erguvanlar. Ben de Boğaz morlu allı renklere bürününce tavaf eder gibi giderim doya doya izlemeye onları. Tek tek dertleşirim onlarla.

Prof. Dr. A. Süheyl Ünver’in “Erguvanı Boğaz’da görmeli, karadan geçip gitmek hem Boğaz’a hem de erguvana hakarettir.” sözünü dinleyerek 2010 yılı nisan ortasında tekneye binerek Boğaz’ı dolaştık. Eminönü ve Rumeli Hisarı arasındaki bölgede boğazın her iki yakasında 1000’in üzerinde erguvan ağacı saydık. Boğaz erguvani renklere bürünmüştü… Boğaz’ın en güzel manzaralarından biriydi.

Ankara’da yaşadığım için erguvan hasretimi gidermek için tüm erguvan ağaçlarını tek tek aramaya başladım ve kayıtlarını tuttum. Meclis parkı, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi bahçesi, ODTÜ Yerleşkesi ve eski Ankara mahallelerinde birçok evin bahçesinden gülümsediler bana. Her nisan ayında tek tek dolaşıp hepsinin halini hatırını sorar oldum

Bursa’da ise günümüzde Tophane yamaçları ve Soğanlı Botanik Parkı’nda erguvanları görmek mümkün. Bahar gelince yapılan “Emir Sultan Erguvan Bayramı” 20. yüzyılın başlarına kadar beş yüzyıl devam etmiştir. Evliya Çelebi, Bursa ile ilgili şunları yazmış Seyahatnamesi’nde: “Meyveli ve meyvesiz ağaçları, sayısız çiçekleri ve özellikle erguvan çiçekleri açan ağaçları o kadar boldur ki senede bir kere Emir Sultan hazretlerinin “Erguvan Cemiyeti” şenliği olup bütün diyarlardan denizler gibi insanlar toplanıp büyük bir topluluk olur ki bu çok meşhurdur, anlatmak ve izah etmek mümkün değildir…” Şimdi, erguvan sevdalıları yeniden bu bayramı canlandırılmaya çalışıyor.

Aylardan Nisan’dır, dışarı çıkıp doğada olma vaktidir!

5nisan2011

Yazının tamamı ve güzel fotoğraflar Yeşil Atlas Dergisi’nin 19. sayısında yayımlanmıştır: www.yesilatlas.com

Dostum Özgün Emre Can

Foto: Yıldıray Lise

1992 yılında birlikte girmişiz ODTÜ Biyoloji Bölümü’ne.

Bir dönem İngilizce hazırlık okuduk ve bir dönem sadece kimya dersi aldık.

Asıl yolumuz 1993 yılının ilk Biyoloji 101 dersinde kesişti…

Dostluğumuz büyüdü, bugünlere geldi…

 Aynı sıralarda oturduk, aynı işyerlerinde çalıştık, aynı yerlerde yemek yedik, arazi yaptık…

Onu anlatmaya kelimeler  yetmez…

Dr. Özgün Emre Can, Türkiye’nin yaban hayatı konusunda en deneyimli bilim insanlarından, uzmanlarından ve doğa korumacılarından biri…

Onunla doğa koruma serüveni, çalışmaları ve deneyimleri üzerine Küre Dağları Milli Parkı’nda yapmış olduğum söyleşi, YEŞİL ATLAS elektronik dergisinin bu sayısında yayımlandı.

“Yaban Hayatı: Doğa Konuşmaları” başlıklı yazıyı, http://www.yesilatlas.com/18/emagazine.aspx adresinde 29. ve 36. sayfalar arasında güzel fotoğraflar eşliğinde okuyabilirsiniz.

İyi okumalar…

Not: Dr. Özgün Emre Can’ın doğa koruma, çevre, uygulamalı bilimler üzerine derlediği haberleri twitter hesabından takip edebilirsiniz: http://twitter.com/#!/ozgunemrecan

 Dr. Özgün Emre Can İnternet Sitesi: http://arastirvekesfet.net/

O şimdi Oxford’a gidiyor! : http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetayV3&ArticleID=1059439&Date=10.08.2011&CategoryID=79

10Şubat & 10 Ağustos 2011