Masal Deryası Mardin

20171006_224257.jpg

Mardin ne güzel bir şehirdir. Mimarisiyle, kültürüyle, yemekleriyle, dostluklarıyla…

İlk gördüğüm andan itibaren bana hep masalsı bir kent oldu.

Uzun bir aradan sonra masalcılar buluşması için adım attım bu ilhamlı şehre.

Şahmeran gelir gözümün önüne Mardin adını duyunca ve cam altı sanatının ustalarından biri olan Ebu Burak ile dostluğuma adım olan bir buluşma oldu. Küçük arkadaşım Şina ile çizgi romanlar, diziler ve sinema üzerine sohbetler ettiğim bir buluşma. Eski dostlarla hasret giderdiğim, yeni dostlar edindiğim bir buluşma.

20171007_102110.jpg

“Sarı sıcak” Mardin’de bir nefis buluşma oldu.

Gökten 40 masalcı düştü Mardin’e.

20171006_163522.jpg

Mardin Müze Müdürlüğü, 3-8 Ekim 2017 tarihleri arasında “Hakikat Kapısı” teması ile bu yıl ikinci kez “Mardin Masalcılar Buluşması” düzenledi. 40 masalcı, bir hafta boyunca Mardin merkezde ve ilçelerde çarşılarda, evlerde, kışlada, okullarda, sahnelerde, antik kentlerde, sarnıçlarda, manastırlarda, müzede, sokaklarda, evlerin damlarında Türkçe, Kürtçe (Kurmançi), Arapça, İngilizce, Ermenice, Kazakça, Süryanice, Zazaca ve Lazca masallar anlattılar, şarkılar söylediler, dans ettiler.

20171007_151901.jpg

Son günde Mardin ve çevresini gezdik. Beni en çok etkileyen yerlerden biri Nusaybin’deki Bagok Dağı yamacındaki Mor Evgin Manastırı ve onun rahibi oldu. Bir tepenin üzerinde sarı sıcak bir manastır. Anadolu’daki ilk manastır. M.S. 363 yılında yapılıyor ve sadece 1970-2011 yılları arasında kapalı kalıyor. Süryaniler için “İkinci Kudüs” olarak bilinenen manastırda binlerce rahip yetişmiş. 2011 yılında Baş Rahip atanmasıyla yeniden hayat buluyor. Restorasyonu sürüyor ama bir rahip tek başına orada yaşayıp çevre köylerden cemaatine hizmet ediyor. Bize manastırı ve kendini anlattı. Bir de dua okudu.

20171006_122041.jpg

Foto: Vehap Erdoğan

Nacizane ben de bu buluşmada Mardin Artuklu Üniversitesi Midyat Meslek Yüksek Okulu bahçesinde öğrencilerle birlikteydim. Küçük Prens kitabı ve ne kadar çok dile çevrildiğini konuştuk. Kitaptan bazı bölümleri Türkçe ve Kürtçe (Kurmançi) okuduk. Küçük Prens Müze Girişimi hakkında konuştuk ve bazı özel kitapları yakından inceledik.

IMG-20171009-WA0005

Foto: Vehap Erdoğan

Ben çok keyif aldım.

Bu enfes buluşmada emeği geçen herkese ama özellikle Mardin Müzesi ekibinin hepsine çok teşekkür ederim. Özellikle Ebu Burak ve Güneşin Aydemir’e beni de buluşmaya bulaştırdıkları için çok teşekkür ederim.

Bu enfes buluşmayı Güneşin şöyle anlatmış Yeşil Gazetedeki yazısında

Vehap Erdoğan’ın yazısı da çok güzel.

Herkesin yüreğine sağlık.

 

Ekim2017

 

Moskova’da kısa bir gün

(Aziz Basil Katedrali ve Minin-Pozharsky anıtı)

 

Erkenden başlar gün

 

Kremlin meydanında

 

Öğrenirsin detaylarını

 

Moskova ve Rusya tarihinin

(Kızıl Meydan Tarih müzesi) 

 

Sonra yol üzerinde uğrayıp

 

Koyun koyuna yatan

 

Nazım ve Vera’nın mezarında

 

Bir şiir okursun

 

Veya bir Fatiha

 

 

Resmi temaslar ve yine yolculuk başlar

 

Bu sefer Moskova’nın kuzeydoğusuna

 

Yaklaşık1300 kmuzaktaki

 

Komi Cumhuriyeti’nin başkenti Syktyvkar’a

 

 

Orda her yer bembeyaz ve soğuk.

 

(Syktyvkar şehir merkezi) 

 

Aynı uçakta bir arkadaşımızın

 

Ortaokul arkadaşına rastlamak ise günün sürprizi

 

 

Uçağa binmeden önce birisine

 

“İçimde bir his var.

 

Bugün tanıdık birini göreceğiz uçakta” demem

 

ise şaka gibi.

 

 

21kasım2011 (Syktykvar geceyarısı)

Fotoğraflar: Yıldıray Lise  – Kasım 2011 – Rusya Federasyonu

Vilnius’da bir gün!

(Katedral)

 

Vilnius neresi?

 

Litvanya’nın başkenti.

 

Hani şu sıralar Avrupa Basketbol Şampiyonası’nın başladığı yer.

 

 

 (Air Baltic pır pır uçak)

 

Vilnius’a Türkiye’den direk uçuş yok.

 

Letonya’nın başkenti Riga üzerinden Air Baltic’in pır pır uçaklarıyla gitmek keyifli.

 

AirBaltic daha ucuz. Araştırılmalı!

 

 

Havalimanından taksiye binmek çok pahalı. Gelirken 12 LAT ödenen yere havalimanından çıkıştaki ek paralarla 60 LAT ödeniyor. Otobüsü tercih etmek yararlı!

 

 

Vilnius şehrinde şunları mutlaka yap!

 

 

(Ulusal müze ve arkada kale)

 

Haritayı al eline ve kalenin burçlarına çık!

 

Şehre şöyle bir yukarıdan bak ve kendi haritanı oluştur!

 

(Kaleden yeni şehir görüntüsü) 

 

Tarihi şehirde sadece yürü! Her yere ulaşırsın, merak etme!

 

Mutlaka ara sokaklarda kaybol!

 

(Kaleden tarihi şehir görüntüsü) 

 

Sokak çalgıcılarına kulak ver!

 

Parklarda yürüyüş yap!

 

(Katedral ve meydan) 

 

Akşamüzeri park ve meydanlarda kaykaylı gençleri, sohbet eden güzelleri ve dinlenen yaşlıları seyret!

  

Kiliseleri seviyorsan bol bol ziyaret et!

 (Şehir üzerinde balon turu)

 

Para ve zamanına göre şehir üzerinde balon turu yap!

 

Sokak satıcılarından güzel ahşap veya amber eşyalar al!

 

Baykuşları seviyorsan çok güzel eserler bulacaksın!

 (Şafak kapısı – Gate of dawn)

 

Türkiye’ye (pardon İstanbul’a) göre birazcık ucuz bir yer!

 

Meydanda bir kafede oturup güneş batmak üzereyken (saat 23’ü buluyor batması) ne istersen ye, iç! 

 

Eğer birkaç gün kalacaksan mutlaka çevredeki güzel kasabalar git! Trakai Tarihi Milli Parkı (http://www.seniejitrakai.lt/news/ ) ilk önerilen oluyor genelde.

 

 

Daha da fazla vaktin varsa bir araba kirala ve ülkenin her yerine kısa sürede ulaş!

 

Ben Apia Otel’de kaldım. Küçük, ucuz ama güzel bir otel. Tavsiye ederim!

 

 

Ucuz oteller için şu siteye bak: http://www.europe-cities.com/en/572/lithuania/vilnius/hotels/all/

 

Vilnius rehberi için: http://www.vilnius-life.com/

 Türkçe bilgiler için: http://www.yurtdisigezi.com/Vilnius.aspx

Başka güzel fotolar için: http://lifeinrussia.wordpress.com/2011/08/17/exploring-lithuania/

 

Temmuz-Ağustos2011

 

Fotoğraflar: Yıldıray Lise – Temmuz 2011

Yurtdışında gördüm Türkiye’den gelmiş bir turist!

En son gittiğim ülke olan Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta oturmuş güzel bir Kafe’de bir şeyler yudumlarken tam karşımda, sokağın ortasında, ayakta duran 3 erkeğin Türkiye’den geldiğini bir bakışta anlamam ile başladı her şey. Bu üç kişiyle ilgili detayları yazının sonunda anlatıyorum.

Dedim ki: “Acaba biz Türkiye’de yaşayanların tipik hareketleri var mı? İnsanların bizi hemen anladığı hareketler?” Sorayım dedim Facebook arkadaşlarıma ve Twitter takipçilerime. Sordum ve cevaplar geldi. Hem de ne cevaplar. Bazıları yerden yere vurdu, bazıları övdü. Burada isim vermeden hepsini aşağıda yazıyorum şimdi.

Bu arada ben de düşündüm nedir benim hareketlerim diye? Dış görünüş olarak genelde anlaşılmıyor Türkiye’den geldiğim bu yüzden rahat hareket edebiliyorum. Ama en tipi hareketim akşam caddelerde dolaşırken (elimde fotoğraf makinesi yok ya belki ondandır) iki elim cebimde sallana sallana yürümemdir.

Karşıdan bir adam geliyor

Soru: Yurtdışında merkezi bir yerde oturup bir şeyler içiyorsunuz. Karşıdan bir adam geliyor. Bu adamın Türkiye vatandaşı olduğunu nerden anlarsınız?

Cevaplar:

* Elinde naylon torba varsa (Almanya’da naylon poşete Türk bavulu diyorlar), sigara izmaritini yere atıyorsa, Yeşil ışığın yanmasını beklemeden karşıya geçiyorsa.

* Tek adamsa bir de öküz gibi karılara bakıyorsa demek isterim. Yabancılar öyle yiyecekmiş gibi bakmıyor çünkü kadınlara.

* Yere tükürüyorsa. Yanından geçenlere haddinden fazla alakalı yada meraklı bakıyorsa. Sivri burunlu ve yumurta topuklu ayakkabı giyiyorsa. Klasik kesim kumaş pantolon ve gömleğin altına spor ayakkabı giyiyorsa.

*  Genç erkeklerde ise zenci ya da melez olmamalarına rağmen onlar gibi popoları yarı açık giyinip onların aksanı ve üslubuyla konuşmalarından.

*  Anlarım ama nasıl bilmem. Kan kanı çeker. 🙂

* Avrupalı yürürken aynı tempoda yürür, hedefine kilitlenmiştir. Türk insanı değişken hızla yürür, her şeye bakar, bazı şeylere durur çok bakar.

* X beye katılıyorum sabit bakışlar ama bazen bir Türkle İngilizce konuştuğum da olmuştur. 🙂

* Cep telefonu ile uzun uzun konuşur.

* Gömlek düğmeleri göğüs kıllarını epeyce gösterecek şekilde düğümlenmemiştir.

* İnsanların yanından yürüyüp geçtiği herhangi bir şey ya da duruma o uzun uzun bakıyor, etrafında dolanıyor, anlamaya çalışıyorsa ya da elinde sigarası izliyorsa.

* ‘Kardeş aleyküm selam’ deyip adres sormasından 🙂

 Karşıdan bir kadın geliyor

Cevaplar:

* 1) İnsancıl olması 2) Cana yakın olması 3) bir soru sorduğunda doğru dürüst cevap vermesi 4) Yardımsever olması 5) Misafirperver olması.

* Türkçe konuşmasından, saçının boyasından, boy ve kilo oranından anlarım 🙂

* Yürüyüşünden, oturup kalkmasından ve edebinden anlarım.

* Başörtülü olup seksi ve garip kıyafetler giymişse genelde bizimkiler oluyor.

* Elindeki poşetlerden.

* Elindeki telefon iphone ya da blackberry ise Türktür… Olmayanı dövüyorlar bizde:))) Bu yorumu iphonedan yaptığımı söylememe gerek var mı bilmem? :)))))))))

* Mini etek giymişse çekiştirip uzatmaya çalışmasından olabilir mi?

* Kocasının siyah kösele ayakkabısını giyip arka kısmının üzerine basıp yürüyen teyzeler gördük biz beyimle burada [A.B.D.] Şüphemiz yoktu Türk olduklarından, önden önden koşan oğluna “Bacaklarını kırcam şimdi” diye bağırınca teşhisimizin doğru olduğunu anladık. Ha bir de siyah saçların arasına atılmış sapsarı gölgeden anlarsın. 🙂

* Yanındaki görümcesi, görümcesinin kızı, kızın okul arkadaşı, komşusu ve diğerleri şeklindeki dostane kabile anlayışından. 🙂

* Karşıdan gelen kadının elinde bir kaşık ve tabak var; önünde kaçan çocuğunun peşinden “yi olm yi” diye çığırarak koşturmakta.

* Yaz sıcağında iç giyimi belli olmasın diye fazladan bir de atlet giyişinden.

* Dapdar pantolonu giyip (oraya kadar sorunu yok), ama altına tanga giymeyi kendine yakıştıramadığı için kabar kabar dikişli anneanne kilodunu giyen vatandaşımı şııp diye tanırım hocam.

Karşıdan bir erkek ve bir kadın geliyor

Cevaplar:

* 1) ellerdeki torba adedinden 2) rağmen, gözlerin yine de hala vitrinlere açgözlüce kenetlenmiş halinden 3) adamın da benzer bir açgözlülükle etraftaki hatunlara bakışlarından.  

* Çantayı kadının taşımasından.

* Kimseye aldırmadan kadın sürekli söyleniyor… Erkek de umursamazlıktan geliyorsa. :)))

* Sevgi dolu bir birine sarılarak geçiyorlarsa Türktür o çift. Biliyosunuz Türkiye’nin %70 mutlu son ankette.

*  Bu çift eğer seni fark ettiyse muhakkak “-AAAAA bak karşıdaki adam Türk!” der böylelikle sen de onların Türk olduğunu fark edersin.

* Car car car konuşan ve genellikle şikayet eden kadın + dinliyor ve umursuyormuş gibi yapan adam.

Karşıdan erkek grubu geliyor

Cevaplar:

* İlk önce vatanını sevmesi, değer vermesi, anadil olarak Türkçe konuşması, cana yakın olması, elinde ya da çantasında mutlaka bir Atatürk takvimi ya da Türk Bayrağı olmasından ya da yakasında bir ay yıldız olması önemsetir bence.

* Yaşına uygun davranmayan, gelen gecen kadınlara yiyecekmiş gibi bakan, gay olmadığı halde kol kola yürüyen, yere tüküren ve izmarit atan, bağıra çağıra cep telefonuyla konuşan vs. vs.  

*  Yukarıda sayılan davranışlar Türklere özgü değil. Dünyanın her yerinde o hareketleri yapan hanzolar var 🙂 Genelde tiplerinden anlayabiliyorum ama çok fazla deneyimim var denemez. Genelde daha sıcakkanlılar. Giyim tarzları da ele verebiliyor mesela. 🙂

*  Bence tip, hareketler, mimikler ve giyim tarzı belli eden şeyler.  Hiç konuşma olmadan birinin Türk olduğu tahmin edilebiliyor. Tabi ki yanlış tahminler oluyor bu durumda da genelde karıştırılan bir kaç ülke var Yunanistan ve Meksika bunların başında geliyor bence. Gurbetçiler bu karakteristik özellikleri daha az taşıyorlar. Tip olarak benzerlik doğal olsa da hareket, mimik ve giyim tarzları daha çok gurbetçi olarak bulundukları ülke toplumundan etkilenmiş oluyor.

* Tabi kadınlara yiyecekmiş gibi bakan Türk erkekleri olduğu gibi kendilerini dünyanın en güzel varlıkları zannederek burunları havada dolaşan Türk kadınını da bir kenara atmayalım:)  Her ne kadar genelleme yapmak istemesem de Türk insanın en karakteristik özelliğinin “kendini beğenmişlik” olduğunu da ne yazık ki söylemek zorundayım. 😦

*  Tarifi mümkün değil ama bakar bakmaz anlayacak ipuçları veriyorlar 😉 Kriter vererek yardımcı olamadım Yildiray, anlatılmaz yaşanır derler ya. :))

*  Diyaloglarına kulak kabarttığımda “elin adamı” lafını duyarsam anlarım ki Türktür bu grup 🙂

* Kol kola girmiş olmalarından.

*  Biyolojik kokular salınır havaya – bizim millete özel bir aromadır. Tarifi mümkün değildir.

*  Selam vermek için sadece başını salla; sana aleyküm selam diye yanıt verecektir.

* Hemen anlıyorum ama ben de bilmiyorum nasıl?

* Valla genç iki erkekse garip saç kesimlerinden, iki genç bayan ise kol kola yürüdüklerinden ve takıyorlarsa türbanlarından, orta yaşlı veya yaşlı erkeklerse kullandıkları argodan, orta yaşlı veya yaşlı kadınsa da yalpalaya yalpalaya yürümelerinden derim ben.

* Etraftaki sarışın güzel kızlar yerine, çevredeki tarihi binalara bakıp, ne güzel tarihi yapıları korumuşlar diye iç geçirenler.

* Yaya kaldırımlarındaki bisiklet yolundan yürürler. (Kültürel cevap) Zaten yüksek sesle Türkçe konuşurlar başka kim Türkçe konuşur ki oralarda sende Türkçe bildiğinden anlarsın yani. (Zeka sorusu cevabı):-))))

Karşıdan kadınlı erkekli bir grup (en az 10 kişi) geliyor

Cevaplar:

* Kadınlarda çakma çanta, yüksek sesle konuşuyor grup, alışveriş torbalarını kadınlar taşıyor, adamlarda çanta yok, ellerinde cep telefonu, kadınlara çaktırmadan yabancı kadınları dikizliyorlar ve kırmızı ışıkta karşıya geçiyorlar. Kadınlar yorgun, hepsi evini özlemiş ve grupta “aman canım, gözümüzde büyütmüşüz, bir numara yokmuş burada” edası. Oturup sohbete başlayınca daha önce gezdikleri ülkeleri anlatıp sidik yarıştıracaklar.

* Bir de kadınlar ve erkekler ayrı ayrı yürüyorlar sanki birlikte değillermiş gibi. Onu söylemeyi unuttum.

Ya seni nasıl tanırlar, hey dost?

Cevaplar:

* Belki Türk mutfağı falan aradığımızı görünce ya da Türkçe konuştuğumuzdan, vatanımıza olan sevgimizden dolayı… ya da kendi milletimize saygı duyduğumuzdan ve kendi marşımıza ve bağımsızlığımıza önem vermemizden olabilir.

* Anlamıyorlar… I don’t belong anywhere.

* Abi hangi ülkede olduğuma bağlı :)) Her ülkenin kendine göre tadı var şimdi çok uzun sürer bu dediğin. Ama özetlemek gerekirse kiminde kanatlı kuşları görmek ister göz, kiminde kanatsızları, kiminde de her ikisini birden. 😀

* Valla Türkiye’de bile Türk olduğumu anlamıyorlar, beni turist sanıyorlar ne hikmetse. Hangi ülkede olduğuma bağlı cidden, Hindistan’dayken Türk falan demiyorlardı, hatta Kaşmirli sanıyorlardı beni. Londra’dayken o soğukta şort giyenler İngiliz, üşüyüp pantalon – polar giyenler direkt turist kategorisine giriyor, o yüzden oralı olmadığım belliydi üşüdüğüm için. Gittiğim ülkeleri düşündüm de şimdi, konuştuğumuz dili anlamadığı için gelip soruyorlar insanlar çoğu ülkede. Suriye’de muhabbete “biz Türk’üz” diyerek başlıyorduk, adamlar bizi çok seviyordu çünkü.  Bununla birlikte Türk olduğumu en çok ele veren şey sanırım sigara içmem :(((

* Benim nereli olduğumu anlamıyorlar. Türkçe konuşursam ve Türkçe duymuş biri ise anlıyo.

* Türkiye’de insanlarda bi cep telefonu merakı var herkes ya telefonla konuşuyo ya mesaj atıyo ya cepten internete giriyo…

* X Y / Turkey yaka kartıyla dolaşınca hemen anlıyorlar nereli olduğumu. Ama bugüne kadar İtalyan, Meksikalı, Avustralyalı ve Amerikalı sanıldım. Kimse Türk olduğumu anlamadı. Ama Mombassa’da hediyelik eşya dükkanına giren bir adamın “selamün aleyküm” deyişinden Türk olduğunu anlamıştım. Demek ki Arapça konuşurken bariz bir Türk aksanımız var. Yine Amerika’da aksanından bayağı bir elemanın Türk olduğunu anladım.” she, he” hatası yapan ve “bicavuz” diyen başka millet yok. Gittiğim ülkelerde insanların Türklerle ilgili bilgisi az olduğu için aslında bilemiyorlar. Oysa bir Türk’ün yaptığı her şeyi yapıyordum. Mesela herkes sabah kahvaltısında corn flakes yerken ben peynir, bal, tereyağ, domates, omlet, zeytin, çaylı kahvaltı hazırlıyor, saatlerce kahvaltı masasından kalkmıyordum.

Bu arada bir tartışma başlar

Bu sorulara cevap veren dostlar kendi aralarında küçük bir tartışma yaşar.

A. Biz Türkler bu kadar kötümü yüz? Yurt dışında medeni, kariyer yapmış, insana saygılı, dürüst, bulunduğu ülkenin ortamına uyumlu Türk yok mu?  Ne kadar karamsarsınız. Kendimizi neden bu kadar küçültürüz anlamıyorum

B. Kendimizi küçümsediğimizden değil A. bey bunlar bir kısım için geçerli eleştiriler hepsinin böyler olduğunu iddia etmiyoruz zaten. ayrıca ırlandalı,italyan falan içinde yorum istense emin olun daha ilginç yorumlarda çıkacaktır.

Son niyetine

Bazısı hangi ülkede bu olaya şahit olduğunun önemli olduğunu söyledi.

Bazıları kendi aralarında tartıştı.

Bazıları yaşadıklarını anlattı.

Bu konuda katkı koyan tüm dostlara teşekkürler

Bu tip hikayeler çok duyarız aslında.

Bu konuda hiç unutmadığım bir anlatı bir dostumun paylaştığı şu anıydı. “Sık sık A.B.D.’ye giderdim. Bir gün konferansta sıkılıp kaçtım. Otobüs durağında ceketimi omzuma atmış otobüs beklerken, biri yanaştı ve “N’aber lan!” dedi. Daha sonra sahile indim. Ayakkabılarım elinde kumlarda dolaşırken yine karşıdan gelen biri “N’aber lan!” deyince şok oldum doğrusu!”  

Demek ki bazı tipik özelliklerimiz var. Bizi ele veren özellikler.

Bazılarını belki de sadece bizler anlayabiliyoruz.

Unutmadan Litvanya’daki olayı anlatayım.

Litvanya’nın başkenti Vilnius’un en işlek caddesinde dışarıda oturmuş akşam yemeği yiyoruz. Bu arada karşımızda, yaya kaldırımının tam ortasında 3 genç dikkatimi çekti. Aha bunlar kesin Türkiye’den gelmiş dedim!

3 kişi yolun ortasında duruyor! Soldakinin Lacoste ve çizgili tişörtü var ve elinde bir iphone. Ortadaki gömlekli ve elinde bir şehir haritası var. Soldaki ise biraz uzak duruyor onlara.

Bir yer arıyor gibi haritaya bakıp tartışıyorlar. Gençlerden biri, eliyle gösterip sağa gideceğiz diyor! Diğeri ise hayır sola gideceğiz diye gösteriyor. 2 dakika tartıştılar. Ortadaki genç haritayı tutup durdu. Belki bir yeri arıyorlar ama nasıl gidecekler?

Sonra sağdaki genç iphone ile online olup haritaya baktı. “O yeri” bulmaya çalıştı.

Bir süre yine tartıştılar! Biri sağı, diğeri solu gösterdi yine.

Bir dakika kadar sürdü bu olay.

Sonra ortadaki genç haritayı baş aşağı çevirdi (kuzey-güney doğrultusunda) ve öyle bakmaya başladı. Yine bulamadılar.

Bunun üzerine sağdaki genç de iphone’u baş aşağı çevirdi (kuzey-güney doğrultusunda) ve hem haritada hem de iphone’da tekrar aradılar “o yeri”.

Sonra yine biri sağı, diğeri solu gösterdi. Bir karara varamayıp dosdoğru yürüyüp gittiler.

Biz de güldük… güldük!

Sonra gözlerim aradı onları, ama gözden kaybolmuşlardı. Herhalde en sonunda birine sorarak “o yeri”n yolunu buldular!

Sizin de bu konuda paylaşmak istediğiniz bir şeyler, ilginç anılar varsa lütfen yazınız: yildiraylise(at)yahoo(dot)com

22-28temmuz2011

İÇİNDE ŞİİR GEÇEN TREN

Hasankeyfe Sadakat Treni Günlüğü

 

Bir türküydü dilden dile dolaşacak. Herkesin gönlüne ulaşacak. Çağlayıp çoğalacak. Hasankeyf Sadakat Treni, şiir gibi bir tren. Teşekkürler ATLAS, Doğa Derneği, Fest Travel, TCDD ve tren dostlarımıza…

İstanbul’dan Hasankeyf’e uzanan yolculuk serüvenimizin Ankara ayağını kaleme almaya çalıştım kendimce. Bizimle olamayanlara ulaşsın diye. Hasankeyf özgür kalsın diye.

Ankara 24 Ağustos

[13.32] Tren heyecanı iki aydır her yanımızı sarmıştı ama Esra Başak’tan gelen son elektronik posta ile heyecan had safhaya vardı çünkü yola çıkma vaktiydi artık. Tren Ankara’ya geliyor ve biz sabahın köründe İstanbullu dostlarımıza kavuşup yolculuğumuza başlıyorduk.

Ankara 26 Ağustos

[18.47] Konuştuğumuz gibi Eray Çağlayan telefonla arayarak Hasankeyf’e Sadakat Treni’nin yola çıktığını söyledi. Sesi neşeliydi, her şeyin yolunda olduğunu haykırırcasına. Planlandığı gibi saat 04.00 gibi burada olacaklar.

[23.19] Güzel bir akşamdan sonra evdeyim. Çantamı hazırladım. Biraz televizyon seyrettim. Uyumam gerekiyor ama bir türlü gözüme uyku girmiyor heyecandan.

Ankara 27Ağustos

[00.23] Hala ayaktayım. Bir an önce yatmalıyım. Yarın zinde olmalıyım. Saatimi 03.30’a kurdum. Kaçta sızdığımı hatırlamıyorum.

[03.30] Ve alarm çaldı. Uyandım. Temizlik ve duştan sonra hemen evden çıkarak taksiye atladım. 100.Yıl’dan yola çıktık ve Tuba Kılıç’ı almak için Dikmen’e yola çıktık.

[04.01] Tuba’yı da alıp tren garına sürdü şoför amca.
[04.06] Gardayız. Tam biz inerken Güven Eken’de taksiden iniyordu. Beraber girdik gara. Tren gelmiş. Ve dostları gördük, bazısı ayak basmış Ankara’ya gecenin tadını çıkarıyor. “Nerde kaldınız?” dedi Gökmen Yalçın, “Tren birazdan kalkacak!”

[04.10] Erzincanlı Serkan’ı gördüm tüm heyecanı yüzünde. Çağlar İnce onu Ankara Şehirlerarası Otobüs Terminali’nde karşıladı gecenin köründe ve beraberde Ulus’a gidip çorba içmişler, muhabbet etmişler.

[04.12] Basın temsilcileri röportaj ve çekimlerini yapıyorlar. Dostlarımızdan biri de tüm olan biteni video kamerası ile kayda alıyor. Birden Ali İhsan Gökçen ve birkaç dost daha geldi. İstanbul’da treni yakalayamamışlar. Otobüs ile gelmişler Ankara’ya. Burada binebildiler trene.

[04.24] Ve trenin düdüğü ötüyor. Kalkışımız duyuran… Tren kalkıyoooor!.
Anadolu’nun bağrına yolculuk ve muhabbet başladı. Dostları görmek ne güzel.

Hasankeyf’e Sadakat Treni 27 Ağustos

[04.29] Yorgunluğumuz had safhada. Hemen yerleştik.

[04.37] Dostları biraz daha gördük. Güven Eken, Özcan Yüksek, Güneşin Aydemir ve Esra Başak ile kısa bir sohbet. Sonra da artık sızma vakti geldi tabii ki.

[04.46] 3. Vagonda sürecek tüm yolculuğum. Önümde Eray Çağlayan, arkamda Önder Cırık, Serkan ve Çağlar İnce. 6 numaralı koltuğuma oturdum ve sızdım.

[07.54] Uyandım. Şimdi Sekili istasyonunu geçiyoruz.

[08.02] Kahvaltı için Yemek Vagonu’na geçtik. Herkesin neşesi yüzünden ve sohbetlerden belli oluyor.

[08.08] Anadolu’nun bağrına yolculuk haz içinde devam ediyor. Yorgun dostlarımız yavaş yavaş uyanıyorlar. Anadolu ise çoktaan uyanmış. Hayat günün ilk yarısını tamamlamak üzere; büyük şehirlerde tatili uyumak olarak görenlere duyurulur.

[08.18] Yerköy istasyonundayız. Kahvaltılar sona eriyor. Koyu sohbetler başladı şimdi. Anılardan çıkıp gelen kelimeler anı şenlendiriyor. Bu noktada trenimiz bir süre duruyor. Gökmen Yalçın bu organizasyondan çok dersler çıkardığını anlatıyor bizlere.

[08.35] Hala Yerköy’de bekliyoruz. Dostlarımız birbiriyle tanışıyor ve hemen ardından koyu sohbetlere geçiliyor sanki herkes birbirini daha önceden tanıyormuş gibi.

[08.55] Hala buradayız…

[09.04] Ohh be hareket ettik.
[09.29] Konferans vagonundayız. Tıklım tıklım dolu. Herkes merakla paylaşımı bekliyor. Özcan Yüksek ve Güven Eken ile başladık tüm yolculuk boyunca sürecek paylaşıma.

[09.57] Aksaklıklara rağmen sunuşlar başladı. Karşılıklı paylaşımlar tüm hızıyla sürüyor.

[11.11] Sunumlara verilen ara sona erdi. Yine aynı heyecanla devam ediyor yolculuk. Molada dostlar birbirlerini daha da yakında tanımaya devam ettiler. He bu bizim de molamız değil mi? Yemek vagonunda orta kahvemizi höpürdete höpürdete içtik. Masada Harun Tekin, Güneşin, Esra ve ben varız.

[11.28] Konferans vagonunda Tuba’nın Önemli Doğa Alanları sunumu devam ediyor. Herkes merakla dinliyor.

[12.34] Ali İhsan Gökçen ile yemek boyunca çok güzel bir sohbet yapıyoruz. Doğa korumadan, yöre insanı ile ilişki kurmaya, şehir çevrecilerinden yörede kendi yaşam alanlarını koruyan köylülere. Sivil Toplum Kuruluşları, yönetişim, paylaşım…

[13.37] Niğde istasyonundayız. Öğle yemeği mönüm: Ezogelin çorbası, etli ayşe kadın fasulye, salata, üzüm, mürdüm (bardak) eriği ve su.

[13.46] Tozlu yerlerden geçerek ilerliyor Sadakat Treni. İyice yorulmuş Tuba, “Akşam olsa da yatsak!” dedi.

[14.00] Bozkırın göbeğinde devam ediyor yolculuğumuz. İki küçücük rüzgar hortumu çıkıverdi karşımıza sanki bizi selamlarcasına.
Dostluklar kuruldu yemek masalarında; çaylar, kahveler eşliğinde. Hatırı kaç yıllık kim bilir?

[14.26] Konferans vagonunun kliması işler hale getiriliyor şu an. Sonra da ATLAS yazarları ile sohbet başlıyor. Tıklım tıklım salon. Bize yemek vagonunda oturmak düştü şu an.

[14.33] Gökmen, Bursa’daki çocukluk anılarını, kızı Eylül’ü ve yaşam heyecanını paylaştı bizlerle.

[14.46] Ulukışla istasyonuna geldik. Ali İhsan “Bu istasyonda durulur. Han gezilir. Arkanda Bolkar!” diyerek buradaki anılarında bahsetti. İstasyondan sessizce geçtik derken duruverdi tren WC erkeklere / WC kadınlara yazılı küçücük binanın önünde.

[14.51] Güven mutsuzum deyip durdu gözlüğünün bir camı kaybolunca. 10 dakika sonra Vesile elinde gözlük camı ile geliverdi. Vagonların birinde bulunmuş, oda alıp getirmiş. Güven çok mutluyum demeye başladı. Hayat, kısa sürelerde insanın tam zıt duygulara gark etmeyi çok seviyor.

[15.08] Bolkarlar ve Aladağlar göründü tüm görkemiyle. Taa uzaklardan. Herkeste bir heyecan. Güven heyecanla başladı anlatmaya buraları ve önemini. Sonra da dayanamayıp konferans vagonuna gitti bu heyecanı herkesle paylaşmak üzere.

[15.36] Adana karayoluna paralel olarak yolculuğumuz devam ediyor. Gitgide daha da küçük hissediyoruz kendimizi heybetli kayaların, dik yamaçların gölgesinde… Adlıda seçicilik olarak dikkati çekti domuzlardan korunmak için tarlanın etrafına asılmış poşetler. Anadolu’nun her yerinde aynıymış korunma yolları.

[15.48] Yükseklerde yağmur var. İstasyonda gördüğümüz eski bir vagon üzerinde şunlar yazılı: “Dikkat! Yüksek gerilim var! Vagonun üzerine çıkmayınız!”

[15.55] Konferans vagonundayız. Güven ile birlikte yol güzergahında gördüklerimiz ve Aladağlar ile ilgili bilgilerimizi tüm dostlarımız anons yoluyla paylaşıyoruz.

[16.02] Belemedik istasyonundan geçiyoruz. Tam iki dağ silsilesinin arasından geçiyoruz. Aladağlar enfes görüntüsüyle dostlarımızın nefeslerini kesiyor.

[16.13] Tüneller… Tüneller… Tüneller. Ve kızılçamlar. İşte Akdeniz.

[16.16] Bir şeyler yazıverdi okuyalım dediler. Ben de hemencecik bir şeyler karaladım:

“Akdeniz çağırıyor

duyuyorum, görüyorum

kızılçam, sedirler

Çukurova

ve sonra Hasankeyf

Haydi sürsün bu coşku

Hep birlikte

Sadakatimiz gönlümüzde

Hasankeyf çağırıyor”

[16.18] Tüneller… Hep tüneller…

[16.21] Köprüde mola vereceğiz dediler. Herkes toprağa basacak diye heyecanlandı.

[16.29] Hacıkırı istasyonundayız. Herkes köprüdeki molayı bekliyor. Derken aşağı inebilirsiniz dedi TCDD personeli. Ve herkes toprağa ayak basmak için koştu. Ayakların pası silindi. Fotoğraflar çekildi. Etraf merakla dolaşıldı. İnsanları trene çağırmak ve hareket etmek biraz zor oldu tabii ki.

[16.47] Tekrar trendeyiz. Herkes binice hareket edeceğiz.

[16.52] Ters yönden gelen tren istasyona girince biz de hareket ettik.

[16.55] Yine mola verdik. İşte beklenen köprü molası ve herkes dışarıda.

[17.01] Köprünün fotoğrafları çekiliyor. Etraf geziliyor. TCDD’nin ikramı olarak civar köyden teyzelerin hazırladığı çeşit çeşit sıkmalar yeniliyor nefis yayık ayranı eşliğinde. Biz gelmeden önce ATLAS yazısı yazılmış kayalara bize selamlamak için. Tren hareket etmeden önce herkesin neşesi yerinde.

[17.22] Hareket ediyoruz. Köylülerin hepsi bize, biz onlara el sallıyoruz. Herkes mutlu. Teşekkürler.

[17.25] Yine durduk. Trenin fotoğrafını çekmesini bekliyoruz Yıldırım Güngör ve Ali İhsan Gökçen’in. Fotoğrafları çekip koşa koşa geliyorlar.

[17.31] Aşıverdik dağları ve karşımızda Çukurova.

[17.38] Karaisalıbucağı istasyonundan geçiyoruz.

[17.49] Yemek vagonları tıklım tıklım. Soğuk içeceklere hücum edilmiş. Konferans vagonunda Eray kuş gözlemciliğini anlatıyor.

[17.52] Durak istasyonundan geçiyoruz.

[18.20] Adana ana istasyondayız. Burada bir süre duracağız.

[18.45] Sonradan öğrendik ki 2. vagon öncülüğünde yaklaşık 60 Adana dürüm ve şalgam siparişi verilmiş. Teslimat yapılmış, şu an dürümler afiyetle yeniyor.

[19.00] Adana’dan hareket ettik ediyoruz. Yeşil Atlas söyleşisi başlıyor.

[19.20] Munzur belgeselini seyrediyoruz. En yoğun talpe olan etkinliklerden bir bu. Belgeselde konuşan köylülerden birinin cümlesi: “Sessiz sudan korkacaksın!” ne çok şey anlatıyor hayata ve bu yolculuğumuza dair.

[20.16] Ceyhan istasyonundan geçiyoruz. Munzur belgesi bitti. Yönetmeni Nezahat hanım ile söyleşi devam ediyor. Ben yemeğe geldim. Masada yolculuğumuza katılan tek televizyon ekibi olan CNN Türk ekibi ile beraberim: Yavuz Sinangil ve Bülent Erkahyalar (Panço). Akşam yemeği mönüm: Domates çorbası, sebzeli orman kebabı ve yanına pilav, salata, karpuz, mürdüm eriği, üzüm ve su.

[20.41] Şu an yemek vagonunda Eray, Melek ve Beste eşlik ediyor bana. Birlikte muhabbet ediyoruz.

[21.01] Hala yemek vagonundayız. Muhabbet iyice koyulaşmış.

[22.19] Konferans vagonunda ATLAS ekibi gelecek sayı için dia seçimi yapıyor okuyucularıyla birlikte. Yorgunluğum had safhada. Uyumak üzere yerime geçiyorum.

[22. 27] Uyumaya çalışıyorum. Ama boşuna.

[22.48] Tekrar konferans vagonuna dönüyorum. Tıklım tıklım dolu. Yer yok. Bana da yemek vagonu düşüyor o zaman.

[22.59] Fevzipaşa istasyonundayız.

[23.15] İstasyonda biraz bekledikten sonra ters yönde hareket ediyoruz. Kısa bir şaşkınlık hepimizde.

[23.21] Yolculuğumuzu kaydederek bir belgesel haline getirmeye çalışan Gülsüm, kamerasının başına gelen ufak kazayı anlatıyor. Sonra da bu olayı nasıl sahiplendiği, projelendirdiğini ve binbir zorlukla okuldan üç adet kamera aldığını. Bu sırada Melek “Ben ilginç bir insanım. Benim filmimi de çekin!” diye giriyor söze.

[23.34] Aramızdan birinin gece yarısından sonra doğum günü olduğunu öğrendik. Hazırlıklar ve kutlama için konferans salonundayız. Grup Ego (vallahi adlarını öyle söylediler) parçalarını paylaşıyor bizimle. Yalnız değilsin diye parça ile başladılar geceye.

Hasankeyf’e Sadakat Treni 28 Ağustos

[00.00] ATLAS marka müdürü Neslihan bu gün 30 yaşına bastı. Çılgın bir kalabalık eşlik etti ona bu zorlu ve mutlu gününde. Mutlu yıllar…

[00.09] Konferans vagonu müzik dinleyip eğlenmek isteyenlerle dolu. Günün yorgunluğunu atıyoruz bu cumartesi gecesi. Ama vagonda uyumak isteyenler de var. Daha doğrusu uyumaya çalışanlar. Bazıları dayanamayıp diğer vagonlara uyumaya gidiyor. Sızmalarla son bulur galiba bu gece…

[00.19] Uyumaya çalışan Meltem hala uyuyamadı. Tüm telkinlerime rağmen. He biz de uykusuz kalmışız zaten. Ama Esra uyudu, görüyorum. Yok yok o da uyuyamamış. Numara yapmış bize.

[00.24] Yemek vagonun kapıları kapanıyor dediler. Bu yüzden trenin öbür tarafında kalanların yerlerine gitmesi gerekiyor. Eray ile birlikte kaçarak kendi vagonumuza geldik. Gülsüm de yanımızdan geçerken iyi geceler diledi bize.

[00.36] Baba Zula’nın müzikleri eşliğinde artık sızdım yani…

[00.48] Çok da zor olsa uyku…

[06.26] Günaydın yeni bir güne. Malatya’yı az önce geçtiğimizi söyledi dostlarımızdan biri. Vagona şöyle bir göz attığımda arka koltukta Önder’in uyuduğu gördüm. Önder Cırık Ankara’daki bir sınavı için bizden ayrılmıştı. Treni Malatya’da yakalamış ve uykuya dalmış bile. Karakaya barajı üzerindeki köprüyü yeni geçtik. Baraj gölünün bir kısmını görebiliyorum şimdi. Kayısılar selamlıyor bizleri hoş geldiniz dercesine.

[06.54] Kendimi hemen yemek vagonuna attım sabah temizliğinden sonra. Rahat bir nefes ve biracık huzur için. Güneşin ile karşılıklı oturup geçtiğimiz güzel yerleri seyrettik sessizce. Sadece kahvaltı masalarını hazırlayana TCDD personeli eşliğinde.

[06.59] Geçtiğimiz her yerde ihale usulüyle sanki bir şablondan çıkmış gibi devlet kurumlarını çok katlı binaları çekiyor dikkatimizi.

[07.07] Şefkat istasyonunu geçiyoruz. Bu civarda bağcılık ve arcılık var. çıplak tepelerin bazı kısımlarını yer yer meşeler kaplamış. Bahçelerin birinde teyzem beyaz bir yaygının üzerinde kayısıları kurutuyor. Mutlu ve mesut bir şekilde.

[07.12] Her yerde meşeler var. Dere yataklarında kavaklar günaydın diyor Hasankeyf’e Sadakat Treni’ne. İçindekilerin bazıları hala uyusa da.

[07.17] Yerleşim yerlerinden uzaklaştıkça meşeler artmaya başlıyor. Tepelerdeki ardıçların koruması altındalar sanki.

[07.28] Yolçatı istasyonundayız. Vagonların birinde şöyle yazılı: “DİKKAT Katemer Altında Yukarı Çıkma”

[07.58] Uluova istasyonundayız. Arıkuşu ve gök kuzgun gördük. Çok yeşil bir yer burası. Kahvaltı için herkes yemek vagonuna doluşuyor. Ana konu ise gece yapılan doğum günü partisi ve partinin yıldızları.

[08.14] Sivrice’ye yaklaşıyoruz. Neresi olduğunu bilemediğim bir yerleşim yerinin orasında durduk.

[08.28] Hazar Gölü kıyısından geçiyoruz. Uzaktan görüyoruz yazlık evleri. Ve bir tabela: “Hazar Gölü Ölmesin
Mavi Solmasın” Hazar Gölü Derneği

[09.14] Sohbetler yemek vagonunda ve diğer vagonlarda devam ediyor. 3. vagonda güven dostlarımızla barajlar, ülkenin enerji politikaları üzerine paylaşım içinde.

[09.33] Maden istasyonundayız. Rakım 958.92 diyor tabelalar. Tekrar konferans vagonundayız. Fehmi bey Güneydoğu Anadolu arkeolojisi ve Hasankeyf’i anlatıyor bizlere. Yeni yapılan kazı çalışmalarının orta çıkardığı yeni kuramlar konuşuldu.

[10.20] Ergani istasyonuna vardık. Söyleşi bitti, sorulara geçildi.

[11.02] Çocukların attığı taşlardan üç cam hasar gördü.

[11.20] Diyarbakır merkez istasyonundayız.

[11.29] Diyarbakır’dan hareket ettik.

[11.56] TCDD meyve suyu ve bisküviden oluşan kumanyalar dağıtıyor.

[12.00] Gökmen, Vesile ve Melike’yi kompartımanda ziyaret ettim. Hoş bir sohbet yapıyoruz.

[12.02] Süreyya kompartımana geldi ve bugün 21 dostumuzun Doğa Derneği üyesi olduğunu söyledi.

[12.15] Ulam istasyonundayız. Yine gökkuzgun gördük. Jale hanım Hasankeyf’i anlatmaya devam ediyor.

[12.32] Bismil Ovası’nı geçiyoruz. Her yer pamuk tarlası.

[12.46] Acil çadır kurma ekibi oluşturuldu. Hasankeyf’e erken gidip çadırların kurulmasına yardımcı olacağız.

[13.03] Çadır ekibinden Hasankeyf gezisinde rehber olduğum için ben ayrılıyorum.

[13.27] Batman’a vardık. Coşkulu bir grup karşıladı bizi ellerinde pankartlarla. Herkes memnun. Çadır ekibi hemen bir minibüs kiralayarak Hasankeyf’e yola çıktı.

[13.33] Coşkulu kalabalık ile dostlarımızın bir bölümü birbirine karıştı. Hoş geldiniz mesajları içinde.

[13.39] Otobüslere biniyoruz. Çadır ekibinin eşyalarını bizim otobüse koyduk aceleyle. Toplam yedi otobüs var. Bizim otobüsün üzerinde “Komando” yazıyor.

[13.46] Otobüsler birer birer kalkıyor. Herkes heyecanlı mı heyecanlı. Belediye tarafından verilen peynirli sandviç hemencecik tüketildi.

[14.06] Vadiden güneye gidişimiz sürüyor.

[14.09] Suçeken’e geldik. Ve Dicle göründü tüm haşmetiyle.

[14.11] Hasankeyf’e 10 km kaldı.

[14.14] Kesmeköprü I’i geçiyoruz.

[14.16] Kesmeköprü II’i geçiyoruz.

Hasankeyf 28 Ağustos

[14.20] Buluşma yerimize vardık. Hasankeyf’e girmeden önceki benzin istasyonu.

[14.25] Tüm otobüsler geldi. Herkes bakkala koştu bir şeyler alabilmek için.

[14.33] Bizi karşılayanlar arasında Hasankeyf Belediye Başkanı, Hasankeyf’i Yaşatma Derneği üyeleri ve kazı ekibi de var.

[14.37] Yolun karşısına geçip Zeynel Bey Türbesi’ni geziyoruz hep birlikte.

[14.57] Hasankeyf’te toplanan STK temsilcileri dostlarımıza hoş geldiniz dediler. Karşıya geçiyoruz merkeze gidebilmek için.

[15.03] Ekiplere ayrıldık. Hepsine bir arkeoloji rehberi, bir de doğa rehberi verildi.

[15.13] Bünyad’ın öncülüğünde ilk grup hareket etti. Diğerlerine gidip durumu anlatıyorum. Hepimiz beşer dakika ara ile varacağız kent merkezine. Grup 2’de ben ve Ayşe varız rehber olarak.

[15.25] Grup 2 ve grup 3 de hareket ediyor.

[15.47] Hasankeyf kalesinde geziyoruz. Kale civarında bulunan çocuk rehberden biri yardımcı oluyor. Adı Zeynel Yavuz. Onun öncülüğünde geziyoruz kaleyi.

[16.28] Ulu Camii ziyaret ettik.

[16.55] Ayşe bize kazı yeri ile ilgili olarak detaylı bilgiler veriyor.

[17.25] Mağara evde mola dönüş molası verdik. Zeynel de bize eşlik ediyor. Bol köpüklü ve nefis ayran tüm yorgunluğumuzu aldı. Sonra da çay ile sürdü keyfimiz.

[17.48] Mola sona erdi ve Grup 2 merdivenlerden aşağı indi. Zeynel hemen koşup sorumlusu olduğu tuvaletleri temizledi misafirleri için.

[17.52] Hasankeyf Gönüllüleri Derneği’nin kampanyasına imza attık. Yol boyunca esnafa neler satıyor onlara baktık. Bir doldurulmuş sırtlan gördük. Kafeste bir sincap ve oklu kirpi için özgürlük kavgası verdik. Hasankeyf için siz de bir fırça atın diye bizi çağıran gençlere bazılarımız cevap verdi ve tuvallere gönlümüzden geçenleri fırça darbeleriyle duyurduk dünyaya.

[17.57] El Rızk Camii’nin kalıntı minaresini gördük. Ayşe bize hikayesini anlattı.

[17.59] Ve gezimiz bitti. Gruptan herkes serbest kaldı.

[18.02] Zeynel’in öncülüğünde çarşıya alışverişe çıktık. Rengarenk fularlar yine dikkatimi çekti. 5 tane alıverdim. Tütün satan amcalarla ile sohbet ettik ve halhal almak üzere nehir kenarına doğru döndük.

[18.05] Tuba’yı gördüm. Güven’in bir dükkanda olduğundan ve yanında Hasankeyf inciri olduğunu söyleyerek bize ona yönlendirdi.

[18.06] Güven’i berber dükkanında saç tıraşı olmuş halde bulduk. Berberden aldığı Ilısu Barajı ile ilgili broşürü gösterdi bize. Berberle sohbete başladık. Bu arada kalfa da “Abi otur sana bir Hasankeyf masajı yapalım” diyerek oturttu beni berber koltuğuna. Üstü kıyma makinesine benzeyen elektrikli alet lastiklerle eli sarıyor ve titreşimlerle masajı daha etkin kılıyor. Biraz daha muhabbet ettik sonra Güven dükkandan ayrıldı. Ben de dayanamayıp saç tıraşı oldum. Başımı da yıkadılar. Ohh be rahatladım.

[18.33] Berberden çıkıp kamp yerine doğru yola çıktık Zeynel ile beraber. Halhal almayı unutmadan tabii ki. Kamp yerine indik. Herkese çadırlarına yerleşiyor.

[19.03] Çadırımızı kurduk. Diğer çadırların kurulmasına da yardım ettik. Herkes yoğun mu yoğun. Tüm sorunlar bir bir hallediliyor. Ve hava kararıyor.

[19.35] Özcan ve Cüneyt Dicle’de yüzüyorlar.

[19.44] Şimdi yemek zamanı. Tek tek geziyorum çardakları ortamı görmek için.

[19.59] Balıklı Konak’ta buldum dostları ve huzuru. Dicle’nin içinde masalar. Ayaklarımız ılık Dicle suyu içinde Şabut denilen balığı ya da pirzolayı, salataları yedik. Hem de Munzur marka su eşliğinde.

[21.10] Akşam yemeğini yedikten sonra yine dolaştım etrafı. İnsanlar dia gösterisi ve film gösterimi için toplanmaya çalışıyorlar. Bir grup ise sazlı, sözlü eğlenceye dalmış.

[21.21] Hasankeyf kent merkezine çıkıyorum dolaşmaya. İnsanlar kahvelerin dışında oturmuş TV seyrediyorlar. İki kahvede de aynı kanal seyrediliyor.

[21.35] Dolaşırken Özcan, Kemal, Mehmet ve Güneşin’i bir kahvede oturmuş gördüm. Ben de yanlarına iliştim.

[23.33] Dondurma alıp kamp yerine iniyorum.

[23.45] Bünyad’ın öncülüğünde 6 kişi yüzerek karşı kıyıya geçti ve geri geldi. Özcan da kısa bir süre girip çıktı hemen. Biraz daha oturdum. Kampı dolaşıp çadırıma geldim.

Hasankeyf 29 Ağustos

[00.03] Tatlı rüyalar hey dostlar.

[00.26] Eğlenceler hala devam ediyor. Bir türlü sızamadım.

[01.09] Sağ tarafımdaki komşu çadırda kalan dostlar geldi. Dicle’de yüzüp ıslanan mayolarını değiştirme işlemi ve sohbeti bayağı sürdü. Bir de bulamadıkları mavi çanta olayı.

[01.26] Saz ve bir yerlerden gelen müzik yayını ile devam gecenin sessizliğini bozmaya. En yakın ağacı arayan arayana…

[01.43] Birileri yakında sofra kurmuş yemek yiyor. Eşlik etme muhabbeti bayağı sürdü doğrusu. Eray ve birileri geldi solumdaki çadıra ve yattılar. Uykuyla karışık biraz sohbet ettik.

[02.14] Süreyya’nın sesi geliyor bir yerlerden ve iki farklı kız sesi. Tuvaleti arıyorlar.

[02.57] Hala eğlence devam ediyor. Çıkıp vallahi susun demek istedim ama olamadı. Sonra da sızmışım zaten yolculuğun yorgunluğuyla.

[05.56] Dicle’nin kıyısında uyanış. Zaten burada yatanlar çoktan uyanmışlar. Keçi sürüleri geçti kamp alanımızdan otlamaya. İnsanlar birer ikişer uyanıyor. Bazıları zaten hiç yatmamış. Ama herkes hayatından memnun.

[05.59] Çadırları sayıyorum. 56 adet çift kişilik çadır ve 6 adet dört kişilik çadır kurmuşuz. Uyku tulumu ve mat ile dışarıda yatanlar, malzemeleri olmadığı için çardaklarda yatanlar ve hiç uyumayanlarla dostlarımızın yarısını burada kaldığını gördüm. Herkes Dicle’nin koynunda geçirdi geceyi.

[06.14] Zeynel sabah 04.00’te kalkıp tuvalet kontrol görevini babasından devralmış. “Sabahtan beri işler iyi abi” dedi.

[06.25] Sabah temizliği ve çadırı topladım. Herkes uyanıyor. Temizlik ve hareketlenme her çadırı sardı.

[06.54] Ve kahvaltı. Hande’nin organizasyonu ile ilk kahvaltıyı ATLAS ekibiyle yapıyoruz. Dicle’nin güneşi artırıyor güzelliğimizi…

[07.12] Bünyad ve üç kişi daha karşı kıyıya geçtiler. Sonra da kendilerini akıntıya bırakarak eğlendiler.

[07.26] Hoş sohbetle kahvaltı masasından şimdi kalkabildik.
Kahvaltı tabağı: Otlu peynir, zeytin, domates, biber ve salatalık. Lavaş ekmeği, karpuz, Hasankeyf üzümü ve yoğurduna doyamadık.

[08.15] Herkes uyanmış. Çadırlar toplandı.

[08.26] Batma garına bizi götürecek otobüsler geldi. Hazırlanıp biniyoruz yavaş yavaş.

[08.51] Otobüsler doldu ve ilki hareket etti.

[08.56] Yine “komando” denk geldi bize. Şoför Ahmet ile hareket ettik. Yokuşu çıkıyoruz.

[08.57] Çarşıdayız. Köprüdeyiz.

[08.58] Dicle’nin karşısındayız.

[08.59] Hasankeyf bitti tabelasını geçtik. Batman 36 km yazıyor tabelada.

[09.09] Suçeken’den geçiyoruz.

[09.16] Dostlarımızdan biri “Rüya gibi bir 4 gündü” dedi.

[09.18] Hemen yanında oturan diğeri ise “İnşallah bu kadar sese, yapmazlar barajı” dedi.

[09.21] Kazancı Bedihi’nin enfes sesi eşliğinde sürüyor yolculuğumuz. O bize, biz onun sesine eşlik ediyoruz.

[09.23] Batman’a 10 km kalmış

Batman 29 Ağustos
[09.27] Batman il tabelası karşılıyor bizi.

Nüfus: 246700

Rakım: 560
[09.32] Şehrin göbeğindeyiz. Gar yolunda.

[09.34] Gara vardık.

[09.48] Herkes etrafa yayıldı. Malzeme, içecek ve yiyecek alanlar ve hazırlıklar…

[10.19] Günlük yerel ve ulusal gazeteleri aldık merakla. Çay bahçesinde oturup yudumluyorum çayları. Simitçi Hasan kardeşten son üç simidini aldım. Bugün 2 YTL kazanmış. Dönecek olmanın hafif burukluğu sardı içimizi…

Hasankeyf’e Sadakat Treni 29 Ağustos

[10.34] Batman’a güle güle diyerek şiir ve anılarımızla geri dönüş yolculuğuna başladık.

[10.46] 3. vagondan başlayan halay çılgınlığı 2. vagona geçip biraz daha artarak diğer vagonlara yöneldi.

[10.54] Halay aynı coşkuyla döndü. Herkes ter içinde. Tamam deyip türkü söylemeye geçildi.

[11.14] Türküler hala devam ediyor.

[11.49] Herkes yavaş yavaş istirahata çekiliyor.

[11.51] Eylem, Öznur, Çağlar, Eray, Önder ve ben çay, simit ve bisküvi eşliğinde muhabbet etmek üzere yemek vagonuna gittik. Doluluktan dolayı çaylarımızı alıp kendi vagonumuza döndük. Yanımızdan geçen bayanlara Çağlar’ı tanıyıp tanımadıklarını sorduk ve tanıyanlar bisküvi verdik.

[12.22] Pamuk tarlalarının arasından geçiyoruz. Birçok elektrik direği üzerinde leylek yuvaları var. Hepsi boş.

[12.34] Ongöz köprüsünün yanından geçiyoruz.
[12.40] Diyarbakır merkez istasyonda bekliyoruz.

[13.15] Diyarbakır’dan hareket ettik. Bilgisayara fotoğrafları yüklüyorum.

[14.08] Ben de öğle yemeği yiyorum. Mönüm: Mercimek çorbası, tavuklu pilav, salata, karpuz ve su.

[14.22] Ergani istasyonundan geçiyoruz.

[14.37] Sallar istasyonundayız.

[15.08] Maden istasyonundayız.

[15.49] Hazar Gölü’nün yanından geçiyoruz.

[16.26] Kürk istasyonundayız.

[16.51] Önder yeni Doğa Derneği üyelerine kuş posterlerini dağıtıyor.

[16.53] Gülsüm ve ben Atlas’tan küçük Nazlı’ya pozitif enerji verdik.

[16.57] Yaklaşık iki saattir yemek vagonunda Gülsüm, Beste ve Melek ile hoş sohbetimiz devam ediyor. Doğa Derneği üyesi oldular.
“Kelimeler yetmez bu yolculuğa!”

[17.17] Yolçatı istasyonunda 10 dakikadır duruyoruz. Şimdi hareket ettik.

[17.27] Çok güzel meşe ormanlarından geçiyoruz. Baltalık olarak işletilen meşelikler.

[17.40] Şu an masada Serkan, Gülsüm ve ben varız. Serkan’ın heyecanı bizi de sarıyor. Etkilendiğini, kurduğu dostluklar ve tanıştığı Atlas yazar ve fotoğrafçılarını anlattı. Hemen yerine giderek Erzincan tanıtım broşürünü getirdi. Erzincanlı olup orayı hiç görmeyen Gülsüm’e iştahla tanıttı şehrini.

[18.37] Karakaya baraj gölü göründü.

[18.45] Kuşsarayı istasyonundayız. Ortamda tam da “kuşları nasıl sayıyorsunuz?” sorusuna cevap aranıyor.

[18.51] Duyumlara göre üzerinden geçmesi 7 dakika süren Fırat köprüsüne yaklaşıyoruz.

[18.53] Köprüdeyiz. Güneş batmak üzere.

[18.57] Köprü bitti. Toplam 3 dakika 8 saniye sürdü geçişimiz. Köprüyü geçerken güneşi batırdık sarısıyla, kırmızısıyla… Herkes mutlu. Yüzlerde gülücükler ve neşe…

[19.12] Pulman kardeşliği devam ediyor. Eğlence ve muhabbet içinde. 2. vagon önderliğinde yine bir organizasyon var. Malatya istasyonuna varınca alınmak üzere yaklaşık 90 tandır kebabı siparişi verilmiş bile.

[19.47] Malatya istasyonundayız.

[20.07] Ismarlanana tandır kebabına sonunda ulaşıldı. Bizim vagonda da paylaşılarak yenildi. Bazı dostlarımız haberleri olmadığı için üzüldüler ama bu tamamen underground bir eylemdi. Ve lezzetliydi.

[20.20] Malatya’dan ayrılıyoruz.

[20.50] Yıldırım Güngör’ün jeolojik mirasımız sunumu geç de olsa başladı.

[21.10] Ali İhsan, Gülsüm, Eser ve Özgür ile tüm yolculuğu değerlendiriyoruz. Herkes hoşnut.

[21.36] Kız alma alayı 2. vagondan çıkarak yemek vagonlarını geçiyor “Oğlan bizim, kız bizim eşliğinde!” Hedef 5. vagondan gelini almak. Sabahtan başladı tüm hazırlıklar ve sonunda birazdan kına gecesi başlıyor.

[21.46] Oğlan kısmı kızı aldık deyip türküler eşliğinde geriye damat vagonuna dönüyor.

[21.49] Ve gelin de geldi. Burada gelinin kuşağı bağlanıyor ve halay oğlan vagonuna gidiyor neşe içinde.

[21.54] Halaydan sonra komşu masalar arasında hemen dedikodular başladı (her mahallede olduğu gibi!) …

[22.14] Ve kına gecesi. Konfetiler… Eğlence had safhada. Yakınla kınalar… Sona erdi.

[22.17] Kınacı dostlarımız vagon vagon, masa masa dolaşıyor. Hasankeyf Sadakat Treni hatırası olarak herkesin elinde bir parça kına olsun diye! Biz de aldık nasibimizi.

[22.47] Yemek vagonunda şarkı ve türkü gani

[23.16] Buldular beni eyvah! Fal bakmam gerekiyor. Gülsüm ve Melek’e fal baktım.

[23.25] “Büyük bir yere geldik!”dediler. Çetinkaya istasyonundayız. Türküler birden halaya dönüştü. Başıboş halay iki yemek vagonu arasında dar alanda mekik dokuyor.

[23.38] Haydi konferans salonuna konsere dediler. Ve aynı ekip dağılmadan oraya gidiyor.

[23.44] Ben de konsere geldim. Ritm tuttum ve kısa bir süre sonra kendimi dışarı attım.

[23.57] Uyuma çabalarım.

Hasankeyf Sadakat Treni 30 Ağustos

[01.31] Öylesine bir uyanış.

[04.53] Doğal ihtiyaç molası ile uykuya bir ara daha.

[05.08] Uyumaya devam etme girişimleri.

[05.39] Işık, biraz daha ışık!

[06.34] Uyanış yolculuğun son gününe.

[06.36] Trenin gölge fotoğrafını çekebilmek için ışık ayarlamaları yapmak ve bunu başarmak ne güzel.

[06.48] Ali İhsan bize katıldı yemek vagonunda. Bugün yapacağı sunum için fotoğraf seçeceğiz.

[07.41] Kayseri merkez istasyonundan geçiyoruz.

[07.58] Ali İhsan seçkisini bitirdik. Tam bir saat sürdü.

[08.35] Kahvaltıyı bitiriyoruz.

[09.10] Ali İhsan ile sunum haline getirmek için çalışıyoruz.

[09.47] Konferans vagonundayız. Gösteriye hazırız.

[10.30] Atlas yazar ve fotoğrafçıları ile söyleşi başladı.

[12.51] Söyleşi hala devam ediyor. Başım ağrıdığı için öğle yemeği için yemek vagonuna geldim.

[13.04] Söyleşi bitti ve herkes yemek vagonuna geliyor.
Öğle yemeği mönüsü: Et kavurma ve pilav, cacık, üzüm, kavun ve su.

[13.15] Güneşin ile Doğa Okulu toplantısı yapıyoruz.

[13.37] Irmak istasyonunu geçiyoruz.

[13.50] Kılıçlar istasyonundayız.

[14.35] Ankara’ya yaklaşıyoruz.

[15.02] Kayaş istasyonundayız. Heyecan ve üzüntü bir arada. Trenin tüm yolcuları umut dolu.

Ankara 30 Ağustos

[15.20] Ankara garına girdik. Bizi coşkulu bir grup karşılıyor Durul Gence Ritm Atölyesi eşliğinde. TCDD Genel müdürü de var biz karşılayanlar arasında.

[15.36] Herkes aşağıda müzik eşliğinde coşuyor.

[15.52] Hasankeyf’e Sakat Treni başkentten ayrılıyor. Vedalaşmaları, kucaklaşmaları görmeliydiniz. Coşkuyla el sallıyoruz dostlarımıza.

[15.59] Ankaralı dostlarımızla da vedalaştık. Gökmen’in eşi Serkan, Vesile ve beni eve bırakıyor.

[16.37] Evdeyim yolculuğun tüm yorgunluğuyla. Hemen duş alacağım. Elimde bu yolculuk hatırası kına izi. Bir hüzün kaplar gibi oldu içimi ama UMUT izin vermedi buna.

 

İçinde şiir geçen tren

Hasankeyf’e Sadakat Treni

şiir gibi bir tren

güzel insanları taşıyor

batıdan dünyaya.

Tüm Türkiye

tarihine ve doğasına sahip çıksın diye.

Paylaşım ve dostluk

had safhada.

Anadolu’yu

boydan boya geçip

iklim, coğrafya,

tarih ve efsanelerin

cümbüşünü yaşadık,

paylaştık.

Dicle’nin koynunda yatıp

güneşinin öpüşüyle uyanma

sessizliği

ete kemiğe bürünüp

dostlarımızın heyecanını yakaladı

ve çığlığa dönüşüverdi
şiir gibi trenin yolcularıyla:

“Hasankeyf özgürlüğünü yaşasın!”

Yıldıray Lise

Hasankeyf’e Sadakat Treni

3. Vagon 6 nolu koltuk yolcusu

Bu yazı daha önce “Hasankeyfe Sadakat Sitesi”nde yayımlanmıştır. Daha başka yazılar ve fotoğraflar için bakınız: www.hasankeyfesadakat.com

Safranbolu sokakları karlı

Soğuk,

 

Karlı bir kış akşamı

 

Arşınlamak Safranbolu sokaklarını

 

 

Çok isimli şehrin

 

Geçmiş ve günümüze çıkan sokakları

 

Her adım biraz daha anlatıyor bana,

 

beni

 

 

Karlar düşüyor lapa lapa

 

Şehrin kaldırımlarına…

 

9mart2011

Yenice Forests: One of Turkey’s Forest Hotspots

AUTUMN IN THE SEA OF TREES

 

Yenice Forests will draw you in with their autumn colors. And when you heed the call and step inside, you’ll find all the beauty of nature arrayed before you.

I first set out to see the Yenice Forests by train at the end of the 1990’s. Later I made the same trip from Ankara to Karabük many times. Every time I found new pleasure, new delights, and I returned home having left new friendships behind. The forest was different in every season, but it was fall that touched me most deeply. If you ask why, the best answer is the photographs that accompany this article.

When you look at the Yenice Forests from above, you see that they are like a vast sea of trees. This landscape is what prompted the locals to call the point overlooking the Şimşirdere Valley to the north of Holdulca Tepe ‘the forest viewing pier’.

ONE OF TURKEY’S MOST PRISTINE FORESTS

With the largest number of woody species in Turkey, the Yenice Forests are regarded by WWF as one of Europe’s 100 forest ‘hot spots’ in terms of their diversity of monumental trees, deep valleys, rivers and the wildlife to which they give refuge. At the same time they are one of 305 Key Biodiversity Areas identified in Turkey by the Nature Society (BirdLife Turkey).

This region, which contains the İncedere, Şimşirdere and Çitdere water basins northwest of the Bolu Mountains and the forest west of the township of Safranbolu, is also characterized by rugged natural formations that rise from as high as 100 meters to as much as 2000 meters. It is thanks to this topography that the area has preserved its pristine character and biological diversity. Apart from a handful of villages in the area around the Yenice River and its tributaries, there are no settlements in the region.


DEEP IN THE FOREST

 
When you step inside the forest you may think you are in a tree museum. Thirty different species of trees, shrubs and bushes are found in this forest, where six species predominate. We should also add to this list the seventeen species of trees, shrubs and bushes found on the riverbanks, roadsides and in out-of-the-way places.

The Yenice Forests have a natural, old-growth forest structure of mixed deciduous and coniferous tree species. The broad-leaved variety, characterized by the oriental  beech, predominates at 1000-1200 meters. Above 1200 meters coniferous trees like the Uludağ fir and Scotch pine began to appear with frequency, turning into pure forests of evergreens at 1400 meters and up. At Keltepe, the highest point in the region, alpine vegetation is seen in the open areas of limestone.

Various species of succulent bushes grow in the areas south of the Yenice River. In the lower parts, where the İncedere and Şimşirdere join the river, the woody species we are accustomed to seeing in the Mediterranean Region: sandalwood, heather, laurel leaf rockrose, Phillyrea, Pistacia, Judas tree and sumac.

You will encounter a different world in every corner of the Yenice Forests.  Yew, hazelnut, black pine, sycamore maple, hornbeam maple, different oak species, and Wych elm will greet you in the area around Çitdere, and monumental yew and hazelnut trees in the Kavaklı area. The Yenice Forests are also home to nine endangered endemic plant species, such as the Onosma bozakmanii, which is found nowhere else in the world.

  

A HABITAT FOR MANY SPECIES

  

Studies show that the region plays host to brown bear, European lynx, wildcat, gray wolf, golden jackal, red fox, red deer, roe deer, wild boar, badger, and tree marten. Providing a habitat for various bird species as well, it harbors a large population of temperate forest biome species such as the white-backed woodpecker (Dendrocopos leucotos), middle spotted woodpecker (Dendrocopos medius), semi-collared flycatcher (Ficedula semitorquata), Grey-faced Woodpecker (Picus canus) and barred warbler (Sylvia nisoria). Among the butterflies, the Apollo (Parnassius apollo), which is threatened globally, the false Forster’s Eros Blue Eros blue (Polyommatus eros), under threat on a regional scale, and the Woodland Ringlet (Erebia medusa) all find a home in the forest stillness.

 

LIFE AT YENİCE

 
Parts of the Yenice Forests are legally protected as the Kavaklı Strict Nature Reserve, the Çitdere Strict Nature Reserve, and the Yenice Wildlife Reserve. To enable forestry research in the region, forest reserves have also been created such as the Karabük Büyükdüz Research Forest and the Yaylacık Research Forest.

Mining, forestry and beekeeping are the basic sources of livelihood of the hospitable local people. Farming and livestock are aimed purely at supplying household needs. Besides the forest, the caves and highlands and Şeker Canyon are the other noteworthy spots in the region, which has seen the increasing development of day-tours in recent years. For the future of nature in the region, it is crucial that these activities be brought under control.

The best part of walking in a forest is seeing the trees up close, being able to touch them and, if you pay attention at different times of the year, seeing all the living species at once. Yenice’s vast forest is waiting for you to experience it, feel it, and share it with your friends who also respect nature. We would like to leave the last word to Prof. Dr. Hikmet Birand, who has this to say about Yenice in his book, ‘Anatolian Landscapes’: “The forest is everywhere; a green silence reigns supreme. The hills, lined up one behind the other, each receding one a little darker as they merge with the evening clouds on the horizon, all are forest…”

This article was first published in Turkish Airlines “Skylife” Magazine October 2007 issue: http://www.turkishairlines.com/en-INT/skylife/2007/october/articles/autumn-in-the-sea-of-trees.aspx    

 

Photos by Aykut İnce: http://www.aykutince.com

 

For more information on the Yenice Forests

Camera trapping of large mammals in Yenice Forest, Turkey: local information versus camera traps (Abstract of Article by Özgün Emre Can and İnci Togan in Oryx (43): 427-430): http://journals.cambridge.org/action/displayAbstract;jsessionid=1096E1A972D3FEFEFD3AB93B55F30816.tomcat1?fromPage=online&aid=5917780     

 

An article on Hurriyet Daily News: http://www.hurriyetdailynews.com/n.php?n=the-gates-of-yenice-forest-are-wide-open-inviting-you-to-a-waltz-of-four-seasons8230-2009-10-29

 

An article on Sunday’s Zaman: http://todayszaman.com/news-191416-off-to-yenice-for-a-silent-serene-getaway.html

 

For more information on the Yenice Forests and Trails please visit: http://www.yenice.gov.tr/     

 

For more Yenice Forest photos by Aykut İnce please visit: http://www.cevreciyiz.com/galeri/belgesel.aspx?sectionid=316  

 

 20February2011